Kadına Yönelik Şiddet: Bir Düzen(sizlik) Meselesi
“…düzen, önce doğal olan cinsiyeti yapay bir toplumsal cinsiyete dönüştürüp Erkeği ‘erkek’, kadını ‘kadın’ yaptı. Gerçekte ise erkeği ‘insan ırkına’, kadını da yalnızca bir ‘cinsiyete’ dönüştürdü.” Claudia von Werlhof Kadına yönelik şiddetin artması, toplum içerisinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaygınlaşması ile doğru orantılı olarak devam etmektedir. Toplumun kendi içerisinde geliştirdiği ve biyolojik kimliğin önüne geçirdiği toplumsal cinsiyet kimlikleri, maalesef ki süt içmeyi reddetmeye başladığımızdan bu yana beynimizde yer etmiştir. Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkekler üzerine yüklenmiş toplumsal, kültürel, algısal farklılıklarla ilişkilidir. Toplumun “kadın” ve “erkek” olmak üzerine alışılagelmiş rolleri toplumsal cinsiyetin temelini oluşturmaktadır. Kadın ve erkeğe atfedilen kalıp yargılar (basmakalıp düşünce/stereotyping) toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde önemli rol oynamaktadır. Erkeklerin güçlü ve baskın, kadınların ise baskılanmaya müsait ve hem ruhen hem de bedenen zayıf olduğu yargısı, erkek egemenliğine zemin hazırlamaktadır.
