Yazar adı: Elif Göktaş

Ben Elif Göktaş. Bilgisayar Mühendisiyim uygulama testleri yapan bir ekibin takım lideri olarak çalışıyorum. Ekibimle birlikte uygulamaların otomasyon testlerini yapıyoruz. Ayrıca teknoloji alanında kadınları desteklemek için gönüllü platformlarda eğitimler veriyorum ve mentörlük yapıyorum.

STEM

Kablosuz Ağların Annesi: Hedy Lamarr

Bir hayalin var ve hayalin bu dünyaya ait olamayacak kadar uçuk kaçık mı? En yakınlarına bile anlattığında gülüşmeler mi oluyor? Belki de “Sen iyice delirdin.” gibi imalarla karşılaşıyorsun. Çünkü kafandaki düşünce gerçekten de delice!  Bir de bu hayalin teknolojiyle ilgiliyse ve senin eğitimin ya da çalışma hayatın çok farklı bir alandaysa o zaman duyacakların daha da farklı bir boyuta geçebilir. “Sen de mühendis mi oldun başımıza?”, “Saçmalama öyle bir şeyin olması mümkün değil”, “Bence sen kendi işinle ilgilenmelisin…” Oysa günümüzde kullandığımız teknolojiye baktığımızda 100 yıl öncesi için her şey ne kadar da delice değil mi? İşte bu teknolojinin tamamını gelen eleştiriler ve içinde bulundukları imkansızlıklara rağmen pes etmeyen, inançları doğrultusunda hedefe ulaşmayı amaçlamış kahramanlara borçluyuz.  Bu süper kahramanlardan biri de Batman dünyasından tanıdığımız Kedi Kadın’dır. Kulağa tuhaf geliyor değil mi? Ama bahsettiğimiz kişi deri kıyafetler giyen Kedi Kadın değil, bu karakterin ortaya çıkmasında Bob Kane’e ilham veren Hedy Lamarr bizim süper kahramanımız.     Asıl adı Hedwig Eva Maria Kiesler olan Hedy, 9 Kasım 1914’te Avusturya’nın Viyana kentinde doğdu. 12 yaşındayken Viyana’da düzenlenen bir güzellik yarışmasını kazandı ve henüz 17 yaşındayken Geld auf der Strase adlı bir Alman projesi olan ilk filminde rol aldı. Metro Goldwyn Mayer stüdyosu onunla bir sözleşme imzaladı ve onu “dünyanın en güzel kadını” olarak tanıtmaya başladı. 28 yıl süren sinema kariyeri boyunca 30 filmde rol aldı.  Teknik bir eğitimi olmayan, yalnızca güzelliği ve sinemadaki başarısı ile tanınan bu kadın aynı zamanda bir mucitti. Film setindeyken çekim aralarında bile karavanında çalışmaları için araştırmalar yapmaya devam ediyordu. Evinde de gece uykusundan vazgeçerek çalıştığı bir laboratuvarı vardı. Bu çalışmalara olan ilgisi, küçük yaşlarında babasının onu yönlendirmesiyle başlamıştı. Birlikte matbaaların ya da farklı araçların nasıl çalıştığını inceleyip üzerinde konuşabilecekleri yürüyüşlere çıkıyorlardı. Babası onu henüz 5 yaşındayken müzik kutusunun nasıl çalıştığını anlayabilmek için içini açıp yeniden monte ederken bulmuştu. 1933 yılında Alman bir silah tüccarı olan Frits Mandl ile evlendi. Hedy için modern bir hapishane gibi olan bu evlilik fazla uzun sürmedi.  Hedy’nin tanımıyla, bu evlilikte kendi aklı ve hayatı olmayan bir oyuncak bebek gibiydi. Kocasının istediği her yere onunla birlikte gitmek zorundaydı. Kendisiyle ilgili olmasa da silahlar, savaş, askeri meselelerle ilgili sohbetlerde kocasının yanında olmalıydı. Tüm davetlere birlikte gittikleri için Hedy silah teknolojileri konusunda da ciddi anlamda fikir sahibi olmuştu.  Yahudi asıllı olan annesi 2. Dünya Savaşı sırasında Viyana’daydı ve Hedy onun ölmesinden endişeleniyordu. Annesini de Amerika’ya getirebilmek istiyordu fakat Nazi denizaltıları tüm gemileri bombaladığı için okyanusu geçebilmesi mümkün görünmüyordu. En büyük motivasyonu annesini kurtarmak olan Hedy, müttefik güçlere destek olmak için bir şeyler yapmak zorunda hissediyordu ve uzaktan kumandalı bir torpido sistemi tasarlamayı planlıyordu. Bu planını eşiyle katıldığı davetlerden birinde açıkladığında fikriyle dalga geçmişlerdi. Sinema oyuncusu güzel bir kadın böyle bir konu hakkında ne bilebilirdi ki? Böyle bir şeyin olamayacağını, olsa bile radyo dalgalarının takip edilebileceğini, hatta bu frekanslar çözülerek ters yönde kullanılabileceği için tehlikeli olacağını savunmuşlardı. Bu konularda düşünmeyi mühendislere ve askerî uzmanlara bırakmasını önermeyi de ihmal etmemişlerdi.     Hedy bu tepkilerden sonra düşünmekten ve hayal etmekten hiç vazgeçmedi, aksine daha azimli bir şekilde çalışmaya devam etti. Katıldığı bir davette piyanist ve yazar olan George Antheil ile tanıştı ve arkadaş oldu. Savaş ikisinin de ortak endişesiydi ve Lamarr, arkadaşına fikrinden bahsetti. Hedy Lamarr’ın silah teknolojileri hakkında bilgisi ile Antheil’in piyanoya olan teknik hakimiyeti bir araya geldi ve birlikte “Frekans atlamalı yayılı spektrum” teknolojisini geliştirdiler. Antheil bu sistemin tasarımında kendi kendine çalan piyanolarda bulunan rulolardaki 88 frekans arasında birbirini takip eden sinyallerden esinlenmişti. Bu sistem, bir sinyali yayınlamak için birden fazla radyo frekansı kullanıyor ve belli aralıklarla rastgele değişiyordu. Böylece bu sinyal Naziler tarafından sadece bir parazit gibi algılandığı için takip edilmesi de imkansızlaşıyordu. Lamarr ve Antheil, 1942 yılında buluşları için patent aldılar ama donanma bu sistemin kullanımına karşı çıktığı için kullanılmadı. Bu reddedilişin ardındaki en büyük sebep,  A.B.D vatandaşı olmasına rağmen aslen Avusturyalı olmasıydı. Sinemadaki başarısıyla ya da savaş tahvillerinin satışı için verdiği destekle bir Amerikalı olarak kabul edilen Lamarr, söz konusu icadı olduğunda aynı muameleyi göremedi. Fakat aradan 20 yıl geçip patent süresi bittikten sonra, ABD donanması 1962 yılında Küba’ya giden gemilerde bu sistemin güncellenmiş halini kullandı. Dolayısıyla Lamarr ve Antheil bu sistemle ilgili hiç para kazanamadılar.    1997’de The Electronic Frontier Foundation tarafından Pioneer Ödülü ile ödüllendirildiler. Fakat Antheil, 1959’da öldüğü için bunu göremedi. Lamarr ayrıca Invention Convention’ın Bulbie Gnass Spirit of Achievement Ödülü’nü alan ilk kadın oldu. Lamarr 2000 yılında ölmesine rağmen frekans atlama teknolojisini geliştirdiği için 2014 yılında Ulusal Mucitler Onur Listesi’ne girdi. Kimse ona inanmadığında hatta düşünceleriyle alay edildiğinde bile vazgeçmeyi hiç düşünmedi. Sonucun olumsuz olacağını bilse de fikrini hayata geçirebilmek için yılmadan çalıştı. Amacı çok para kazanmak ya da ünlü olmak değildi. O zaten ekonomik durumu iyi ve ünlü bir kadındı. İnandığı doğrular ve amaçları vardı ve bu yolda karşısına çıkan tüm engelleri aşmayı başardı. İşte bu onun sahip olabileceği en büyük zenginlikti. Zamanın şartları onu engelleyip başarısını yok saymıştı ama  transistörün ortaya çıkması ve daha sonra boyutunun küçülmesiyle Hedy’nin buluşu hem askeri hem de cep telefonu endüstrisi için çok önemli hale geldi. Lamarr ve Anthein’in bu icadından faydalanılarak günümüzün GSM, Wi-Fi ve GPS teknolojileri oluşturuldu.  Hedy Lamarr’ın öne çıkan farklı çalışmaları da vardı. Bir dönem sevgilisi olan, havacılıkla uğraşan Howard Hughes en hızlı uçağı geliştirmeye çalışıyordu. Hedy, balıklarla ve kuşlarla ilgili birer kitap alıp en hızlı balık ve en hızlı kuşları araştırdı. Bu inceleme sonucunda mevcut uçak kanatlarının fazlasıyla kare şekilli olmasının hıza engel olduğunu düşündü ve bulduğu en hızlı kuş ve balıkları Hughes’e gösterdi. Böylece uçaklardaki kanat yapısı değişti. Savaş sırasında askerlerin dönemin popüler içeceği olan kolaya ulaşamayacağını düşündüğü için bir çalışma yaptı ve bu çalışmasıyla sandoz olarak bildiğimiz suda çözünebilen tabletin üretilmesine de katkı sağladı. Ayrıca büyük ve karmaşık bir trafik lambası ağı üzerine de çalışması bulunmaktadır. Hedy Lamarr, şartlar ne olursa olsun vazgeçmemenin harika bir örneğidir bizim için. Teknik bir eğitimin olmasa da hayallerin/fikirlerin ciddiye alınmıyor olsa da sakın durma! Belki senin hayalin insanlığın bir yarasına çare olacak. Belki de gelecek tam da senin düşündüğün gibidir. Kendine inan ve hayal kurmaktan vazgeçme! Bir gün kendini pes etmek üzere hissedersen Kent M. Keith tarafından yazılan ve

Akademi

Mülteci ve Yerel Halktan Kadınlar ile Web Tasarımı Eğitimi Gerçekleştirdik

Merhaba, ben Elif Göktaş. Toplumlarda cinsiyetlendirilmiş olan bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını artırmayı hedefleyen; kız çocukları ve kadınları pozitif bilimlere teşvik ederek çalışmalar gerçekleştiren SistersLab’in gönüllü eğitmenlerinden biriyim. Bu yazıda sizlere; SistersLab, Mülteci Destek Derneği İzmir Kadın Dayanışma Merkezi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zemin İstanbul işbirliğiyle, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda mülteci ve yerel halktan kadınlara yönelik gerçekleştirdiğimiz “Temel Web Tasarımı Eğitiminden” bahsetmek istiyorum. Eğitimimiz; web tasarım öğrenmek isteyen, çoğunlukla şimdiye kadar yazılımla hiç ilgilenmemiş kadınlara yönelikti. Amacımız ise genç arkadaşlarımızı merak ettikleri bu alan ile tanıştırıp belki de gelecekteki kariyerlerine yol gösterebilecek bir ışık yakmaktı. “Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizsiniz…” diyerek gençlere seslenen Atatürk’ü andığımız 19 Mayıs’ta; Türkiyeli ve mülteci genç arkadaşlarımızla geleceğin mesleği olarak nitelendirilen yazılım dünyasına ilk adımları atmak benim için de çok güzel ve özel bir deneyim oldu. Sosyal uyum; karşılıklı etkileşim içerisinde kültürel benliğimizi yitirmeden bir arada uyum içerisinde yaşamayı kapsıyor. Bu özel günde kültürel öğelerimizi dijitale taşıyarak genç kadınların ayrım gözetmeksizin dayanışma ile üretebildiğini gördük. Üretim ve dayanışmayı dijitale taşıdığımız bu günlerde salgın sürecinin olumsuz etkilerinin üstesinden birlikte geliyoruz. Eğitim; eş zamanlı olarak üç eğitmen eşliğinde, üç ayrı online sınıfta yapıldı. Diğer eğitmen arkadaşlarım Aysel Aydin ve Rengin Alkan ile katılımcılar için olabilecek en uygun içeriği hazırlamaya çalıştık ve üç sınıfta da aynı eğitim içeriğinin verilmesini sağladık. Eğitim sonrasında katılımcılar; kişisel tanıtım sitelerini ya da hayallerindeki mesleği yansıtan bir siteyi tasarladılar. Böylece neler yapabileceklerine dair fikirleri oluştu ve birçok katılımcıdan bu alanda çalışmaya ve öğrenmeye devam edeceklerine yönelik dönüşler aldık. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de yazılım geliştirenlerin %91.5’i erkek. Yani her 10 yazılımcıdan yalnızca 1’i kadın. Araştırmalar dünya genelinde de durumun benzer oranlarda olduğunu gösteriyor. Belki de sadece bu oran, algısal yanılgılara sebep oluyor ve bazı kesimlerde ‘Kadınlar yazılımdan anlamaz.’ ya da ‘Erkekler daha iyi yazılımcıdır.’ gibi kalıplaşmış yanlış düşünceleri körüklüyor. Oysa biz sadece en temel düzeyde gerçekleştirdiğimiz eğitimde bile gördük ki daha önce bir editör bile açıp kullanmamış ama öğrenme isteği olan genç arkadaşlarımız, eğitim süresi çok kısa olmasına rağmen güzel işler ortaya çıkarabildi ve kendilerine bu alanda olan güvenleri arttı. Diğer mesleklerde olduğu gibi bu alanda da cinsiyetin belirleyici bir etkisi ve önemi yok. Öğrenmek ve yapmak isteyen herkes mükemmel işler ortaya çıkarabilir ve çok da başarılı olabilir. Kadınlar her alanda olduğu gibi yazılım ve bilgisayar bilimlerinde de başarılı oluyorlar ve bunun örneklerini hem tarihte hem de günümüzde görmekteyiz. Bu konuda aklıma gelen ilk isim, programlamanın temellerinin atılmasına büyük katkı sağlayan ilk kadın bilgisayar programcısı Ada Lovelace olur. Ada Lovelace 1800’lü yıllarda yaşadı ve hepimizin bildiği gibi o dönemlerde kadınlar ne kadar başarılı olsalar da cinsiyetleri nedeniyle günümüzdekinden çok daha fazla engelle karşılaşıyorlardı. Ada Lovelace; cinsiyet ayrımcılığı haricinde yaşadığı birçok sağlık sorununa rağmen asla pes etmemiş, azmi ve başarısı ile sadece kendi dönemine değil tarihe adını altın harflerle yazdırmayı başaran bir kadın olmuştur. Sayımız arttıkça yazılım dünyasının da şekli ve sınırları çok daha farklılaşacaktır. Bizler STEAM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) alanlarında eğitimlerimiz ve etkinliklerimizle kadınları desteklemeye ve kariyer yolculuklarında yollarını aydınlatacak minik ışıklar yakmaya devam edeceğiz. Bilim ve teknoloji alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, kız çocukları ve kadınların bu alanlarda daha görünür olduğu bir dünya dileğiyle… Yazımın sonunda, eğitim katılımcısı olan bir arkadaşımızın yaptığı çalışmaya yer vermek istiyorum. Yeni eğitimlerde buluşmak üzere! ?

Scroll to Top