Yazar adı: Gülçin Yıldız Kara

Merhaba, ben Gülçin Yıldız Kara. Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğrencisiyim. Akademik ilgi alanlarımı toplumsal cinsiyet, kadın hareketinin tarihsel gelişimi ve biraz da çevre sosyolojisi oluşturmakla birlikte; kişisel ilgi alanlarımı kamp yapmak, amatör olarak fotoğrafçılık, yazmak ve okumak oluşturuyor. Özellikle kadınların ve güçsüzleştirilmiş grupların iyileştirilmesine yönelik birkaç sivil toplum kuruluşunda gönüllü faaliyetlere katılıyorum. Araştırmayı, iletişim kurmayı, bunları araç olarak kullanarak keşfetmeyi ve öğrenmeyi seviyorum.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Tabusuz Alanlar: Regl Dostu Çalışma Mekanları

Regl Tabusu ve Mücadele Regl geçmişten günümüze bireyler tarafından deneyimlenen, gündelik hayatın kaçınılmaz ve göz ardı edilemeyecek bir parçası olmasına rağmen hala toplumlarda eğitim, sağlık, aile gibi birçok sosyal kurumda yaygın olarak tabulaştırılmaktadır. Regl tabusu; regl olan bireylerin bulundukları fiziksel ortamlarda, iş, okul, sosyal ve gündelik hayatlarında onları oldukça kısıtlayan, ötekileştiren ve regl deneyimlerini değersizleştiren bir olgudur. Dolayısıyla dünyada bu yazıyı okuduğunuz anda dahi regli deneyimlemekte olan yaklaşık 300 milyon bireyin regl dönemlerinde yaşayabilecekleri fiziksel, mental, toplumsal ve kültürel kısıtlamaların önüne geçmek, bunlarla mücadele etmek oldukça önemli bir meseledir. Regl tabusu sadece regli deneyimleyen bireyler tarafından değil regli deneyimlemeyen bireyler tarafından da mücadele edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü bu durum; regl tabusu hakkında yazdığım yazıda da belirttiğim gibi içerisinde çeşitli mitlerin, efsanelerin, kısıtlamaların, yanlış ve eksik bilgilerin kültürel olarak nesiller boyunca üretildiğine ve sürdürüldüğüne işaret eder. Dolayısıyla regl tabusu; bireylerin menstrüel dönemlerini her açıdan daha sağlıklı, olası fiziksel ve toplumsal kısıtlardan arındırılmış olarak geçirebilmeleri için regli deneyimleyip deneyimlemediğine bakılmaksızın tüm bireyler için topyekün bir mücadele alanı olmalıdır. Bunu sağlamanın en önemli yollarından birisi de yaşamlarımızın bir parçası olan ve sıklıkla vakit geçirdiğimiz ev, okul, kütüphane, cafe, bar, restoran, alışveriş merkezi gibi sosyal alanlar ve çalışma alanlarının regl dostu mekanlara dönüştürülmesidir. Regl Dostu Mekanlar:  Çalışma Alanları Bireylerin hayatlarının ciddi bir sürecine ev sahipliği yapan çalışma mekanları regli deneyimleyen bireyler için birçok durumda dezavantaj oluşturabilmektedir. Regl olanlar için fiziksel anlamda yeterince konforlu olmayan, kültürel anlamda tabular barındıran çalışma alanları; bireylerin iş verimliliğinden iletişim becerilerine, duygu durumlarından odak ve üretkenliklerine kadar birçok şekilde olumsuz etkiye sebep olabilmektedir. Dolayısıyla çalışma mekanlarının regl dostu olması, çalışanların ve işverenlerin regl ile ilgili farkındalığının yüksek olması regl olan bireyler için önemlidir. Bu durumda çalışma alanları herkes için tabusuz, sağlıklı iletişim ve etkileşimin sağlanabildiği, kapsayıcı mekanlar olacaklardır. Fiziksel Çözümler Regl dostu mekanların yaratılabilmesi için regli deneyimleyen bireylerin ihtiyaçları dikkate alınarak hareket edilmelidir. Duş, tuvalet gibi alanlarda ped, tampon gibi menstrüel hijyen ürünlerinin bulundurulması ve genel temizliğe önem verilmesi olası bir durumda halihazırda menstrüel döngüsünde olan ya da bu döngüye yeni ve/veya hazırlıksız olarak girmiş bireyler için gereklidir. Bunun yanı sıra bireylerin menstrüel hijyen ürünlerine ek olarak iç çamaşırı,  yedek kıyafet gibi ihtiyaçlarının doğabilmesi de muhtemeldir. Dolayısıyla bu ihtiyaçların sağlanması her koşulda mümkün olamayacak olsa da bireylerin bu gibi anlar için gerek duydukları eşyalarına erişimlerinin sorunsuz olabilmesi açısından kişisel dolapların sağlanması ve gerekli konfor alanının yaratılması önemlidir. Bu sayede regl olan bireyler olası bir durumda o gün işe devam edememe, regl kanını/izini gizlemek zorunda hissetme, fiziksel gündelik aktivitelerden uzak kalacak olma gibi kısıtları yaşamak zorunda kalmadan gerek duydukları ihtiyaçlarını karşılayabilecek, çalışma hayatlarının ve devamında da sosyal hayatlarının aksaması gibi bir durumla karşı karşıya kalmayacaklardır. Menstrüasyon döngüsü, her birey için farklı şekilde gerçekleşen ve farklı semptomları içinde barındıran bir döngüdür. Bu döngüyü bireyler daha az sancılı ve huzursuz geçirebildikleri gibi çok sancılı, kramplı, ciddi fiziksel ağrılarla ya da duygusal dalgalanmalarla da geçirebilmektedirler. Regl dönemlerini sancılı geçirenlerin sıradan gündelik aktivitelerini gerçekleştirmeleri bile zorlayıcı olabilmektedir. Bu gibi durumları olan bireyler için sağlanabilecek çözümlerin başında revir imkanı, ağrı kesici ve kas gevşetici vb. ilaçların bulunduğu ecza dolabı gibi tıbbi desteğin yanı sıra; işlerine devam etme noktasında zorlanan bireylere evden çalışma imkanı verilmesi ya da regl izninin sağlanması da bireylerin menstrüel dönemlerini kolaylaştırıcı çözümler arasında yer almaktadır. Fakat regl izni gündeme geldiğinde karşılaşılan konuların başında bu iznin özellikle kadınlar için ayrımcılığa neden olabileceği ve dezavantaj yaratabileceği tartışılmaktadır. Regl olan herkesin kadın olmaması sebebiyle regl izninin çoğunlukla kadınlara sağlanmasının ayrıştırıcı olmasıyla birlikte regl izni talep eden bireylerin ücret kesintisi, işe alınmama, işten atılma, damgalanma gibi sorunlarla karşılaşabileceği de göz önünde bulundurularak regl dostu, adaletli ve kapsayıcı politikalar sağlanmalıdır. Kültürel Çözümler Regli deneyimleyen bireyler için menstrüel dönemlerini kolaylaştıracak fiziksel çözümlere ek olarak toplumsal olarak da regl ile ilgili var olan kültürel kısıtlar, mitler, tabularla da mücadele edilmesi oldukça gereklidir. Dolayısıyla regl dostu çalışma alanlarının sağlanmasını sağlayacak önemli şeylerden birisi de reglin bu alanlarda konuşulabilir olmasıdır. Reglden bahsederken ‘hassas/özel gün, kadın hastalığı, duygusal döneminde olmak’ gibi ifadeler kullanmaktan kaçınmak ve regl olduğu bilinen birisi hakkında ‘sinirli, agresif, duygu durumu karışık’ varsayımlarında bulunmadan bu olumsuz etiketlemelerin önüne geçmek bireylerin regl deneyimlerini görünür kılabilmeleri ve regl tabusunun ortadan kaldırabilmesi için önemli eylemlerdir. Reglin görünür ve konuşulabilir olduğu tabulardan arındırılmış çalışma alanları, herkes için daha etkili ve sağlıklı iletişim ve çalışma atmosferi sağlar.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kanlı Bir Tabu: Regl

Regl deneyimi cinsiyetlerden bağımsız olarak ele alınmalıdır. Bunun nedeni; her kadının regl deneyimlememesi aynı zamanda regli deneyimleyen her bireyin de kadın olmamasıdır. Fakat reglin dünya ve Türkiye genelinde daha çok kadınlar tarafından deneyimlenmesi ve kadınların regl deneyimlerine dair daha fazla bilgi ve veri olması sebebiyle bu yazı, kadınlar ve regl bağlamında ele alınmıştır. Regl Nedir? Regl, adet gibi isimleriyle bilinen menstrüasyon döngüsü; vücutta belli periyotlarla tekrarlanan, sağlıklı, normal bir biyolojik döngüdür. Döllenme olmaması durumunda rahme tutunması gereken bir embriyo olmadığı için rahim iç katmanının, döllenme olduğu fakat embriyonun hasta ya da ölü olduğu durumlarda da embriyoyla birlikte iç katmanın vücuttan atılması ile gerçekleşen kanama halidir. Regl, birçok toplumda görünür ve konuşulur bir konu olmaması sebebiyle tabu olarak var olmaktadır. Bu durum regl hakkında bilgi eksiklerine, olumsuz anlamlara yol açmaktadır. Reglin kamusal ve özel alanda görünürlük elde edemeyişi kadınları ekonomik, psikolojik, fizyolojik ve üreme sağlığı temelli olmak üzere birçok konuda dezavantajlı kılabilmektedir. Toplumsal olarak üretilen ve sürdürülen ‘‘regl tabusu’’ eğitimden sağlığa, iş hayatından cinsel hayata, kamusal alandan özel alana çeşitli mitlerle, inanışlarla, regle ve regl kanına yönelik yanlış/yönlendirmeli bilgi, tutum ve davranışlarla kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmektedir. Regle atfedilen ‘‘kirlilik, hastalık’’ gibi tanımların yanı sıra; regl dönemi veya regl kanı söz konusu olduğunda kullanılan bazı ifadeler bu doğal döngünün görünür ve konuşulabilir olmasının önünde engel teşkil etmektedir. Menstrüasyon döngüsünü ifade etmek için kullanılan ifadelerden bazıları ‘‘gelinciklenmek, kızıl ordu kurmak, halası gelmek, özel/hassas/duygusal gününde olmak, rahatsızlanmak’’ gibi regl ile ilişiği olmayan ifadelerdir. Ter, tükürük, idrar gibi bedensel sıvıların aksine regl kanının tabulaştırılması ise ataerkil sistemlerin kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir göstergesidir. Reklamlarda, ürün ambalajlarında, geleneksel ve sosyal medyada kullanılan ‘’sıvı, akıntı ve sızıntı’’ regl kanını aktarmak için kullanılan başlıca sözcüklerdir. Bu doğal döngüyü ifade etmek için regl, adet, menstrüasyon kelimeleriyle durumu açıkça tanımlamak yerine bu gibi ifadelere başvurmak kadın bedeni ve deneyimi üzerindeki kısıtlayıcılıkla ilişkilendirilebilir. Çünkü bu durum, görünürlüğün önünde engel oluşturmakla birlikte regli utanılması, gizlenmesi, konuşulmaması gereken bir durummuş gibi yansıtır. King’in de belirttiği gibi bu ideoloji kadın bedeninin özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp onun üzerinde oluşturulan baskının pekiştirilmesine de aracılık etmektedir. Regli olduğu gibi tanımlayamamak, regli gizlemek, regl kanından ve regl olmaktan utanmak, regl ile ilgili konuları dile getirememek gibi kültürel engeller; ped, tampon, menstrüel kap gibi ürünlerin yüksek vergilendirme ve zamlara tabii tutulması, ürünlerden bazılarının birçok yerde satılmaması gibi fiziksel engeller menstrüel dönemlerindeki kadınların ve onların regl deneyimlerinin ötekileştirilmesine aracılık eder. Regle, regl olan kadına yönelik farklı kültür ve toplumlarda sahip olunan çeşitli bilgi, tutum ve inanışların çoğunun sosyal, fiziksel ve kültürel kısıtlamalar olduğu görülmektedir. Bu konuyla ilgili sosyoloji ve antropoloji alanlarında yapılan çalışmalarda regl olan kadının saçını boyatamayacağı, yaptığı yemeğin yenmeyeceği, süt ürünleri, turşu, hamur gibi mayalanacak besinleri üretmek veya dokunmak isterse bozacağı gibi gündelik pratiklerle ilgili tabulara rastlanılmıştır. Ayrıca yeni doğan bebeği ziyarete gittiğinde bebeğin ömrünün kısa olacağı, ev, tarla, bahçe gibi alanlarda bulunmasının bereket kaçıracağı, regl olan kadınla cinsel ilişkiye giren erkeklerin lanetleneceği yönünde çeşitli akıl almaz mitler de bulunmaktadır. Yine yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir ki; ataerkil ideoloji nedeniyle toplumlarda kadın bedeni ve özellikle de regl olan kadın bedeni üzerinde varlığını sürdüren bu tabu, efsane ve tutumlar kadınlar tarafından da içselleştirilmektedir. Kadın, bedeni ve regl deneyimi üzerindeki baskı ile tahakkümü içselleştirilmesinin bir sonucu olarak iş yaşamından gündelik yaşamına kadar çeşitli alanlarda kendisini bazı pratiklerinden uzaklaştırabilmektedir. Regl olan kadınların bu dönemlerinde uzak durduğu pratiklerin başında cinsel ilişkiden kaçınmak, saç kestirmemek ve boyatmamak, duş almamak/banyo yapmamak, ağda/epilasyon yapmamak gibi pratikler olduğu saptanmıştır. Regle ilişkin bu tutumlar, efsaneler, inanışlar ve eksik/yanlış bilgiler yukarıda da ifade edildiği üzere kadın bedeninin özgürlüğü önünde engeldir. Görünür ve konuşulabilir bir konu olmadığı toplumlarda regl; tabu olarak varlığını koruyup pekiştirmeye, bu nedenle de regl olan bireyler için ekonomik, psikolojik, kültürel, fizyolojik olarak dezavantajlı konumlar yaratmaya devam edecektir. Kadının, kadına ait olan olgu ve durumların değersizleştirilmesi, tabulaştırılması ve kendi içerisine hapsedilmesinden nasibini alan konulardan biri olarak regl; özellikle kadınlar tarafından görünür kılınması, hak talep edilmesi gereken bir konudur. Simone de Beauvoir’ın da ifade ettiği gibi kadınlar; kendi bedenlerinin, öz benliklerinin farkına vardıklarında tarihi değiştirebilecek özneler olduklarını kavrayacaklardır. Bunun sağlanması için kadınlar her konuda olduğu gibi regl konusunda da direnmeli, konuşmalı ve mücadele etmelilerdir. Bu sayede regle, regl kanına ve regl olan kadına ilişkin yaratılan tabular, etiketler, ötekileştirme ve kısıtlamalar ortadan kalkabilecektir.        Kaynakça Beauvoir, S.D. (2020) İkinci Cinsiyet, (Çev: G. A. Savran) İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları King, S. (2020). Premenstrual Syndrome (PMS) and the Myth of the Irrational Female. The Palgrave Handbook of Critical Menstruation Studies, (s.287-302.) Palgrave Macmillan, Singapore Thiebaut, E. (2018). Bu Benim Kanım. (Çev: S. Aytuğ) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Scroll to Top