Feminizm Dalgaları

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

İran’da Mahsa Amini Protestoları ve Feminizm

  Tarih 13 Eylül 2022. İran’da Mahsa Amini isimli bir genç kadın başörtüsünü düzgün bağlamadığı gerekçesiyle İrşad Devriyeleri adı verilen ahlak polisleri tarafından “eğitime” alınıyor. Eğitime alındığı sırada fenalaşıyor ve hastaneye kaldırılıyor. 16 Eylül 2022’de ise 22 yaşındaki genç kadın hayatını kaybediyor. Ölüm nedeninin ani kalp yetmezliği olduğu söyleniyor. Ailesinden alınan bilgiye göre Mahsa Amini’nin ani kalp yetmezliğine sebep olabilecek herhangi bir sağlık sorunu bulunmuyor. Görgü tanıkları ise genç kadının polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybettiğini söylüyor. Mahsa Amini’nin cenazesi ailesine verilmediği gibi, aileye ev hapsi veriliyor. Bu olay üzerine İran’da kadınlar ayaklanıyor. Birçok kadın sokağa başörtüsüz çıkıp eylemler sırasında saçlarını kesip yakıyor. Yine eylemler sırasında birçok kadın gözaltına alınıyor, gencinden yaşlısına 500’den fazla kişi gösteriler sırasında hayatını kaybediyor. Dünya üzerinde kadınların ve erkeklerin eşit haklara ve özgürlüklere sahip olmadığını biliyoruz. Ancak dünya üzerinde farklı ırk, etnisite, coğrafya ve statüdeki kadınlar da yaşam koşulları ve mücadele etmek zorunda oldukları durumlar bakımından eşit koşulları paylaşmıyorlar. 1980’li yıllardan itibaren güçlenen üçüncü dalga feminizm akımında eleştirisi yapılan temel mesele buydu. Feminizm yalnızca Batı ülkelerindeki kadınların sorunlarından ibaret olmamalı, Batılı Beyaz Dünya dışındaki kadınları göz ardı etmemeliydi. Dünya üzerinde kadınların sorunları çok çeşitliydi ve her kadının mücadelesi kendi gerçekliğince olmalıydı. İran’daki başörtüsü meselesi bu durumu gözler önüne seren en iyi örneklerden biri. Batı ülkelerinde başörtüsü kullanıp kullanmamak kadınların kendi tercihi olabilecek bir durumken İran, Suudi Arabistan ve Afganistan gibi ülkelerde kadınların örtünmesi zorunluluktur. İran’daki Rejim Değişikliklerine Bağlı Olarak Başörtüsü Meselesi İran’daki örtünme meselesinin geçmişini inceleyecek olursak 1935’te Rıza Şah hükümeti ile kadınların örtünmesi yasaklandı. Bu durum muhafazakâr kadınların huzursuzluğuna ve evlerine kapanmalarına sebep oldu. Başörtüsü kullanmak İran kültüründe köklü geleneklerden biriydi. Örtünme yasağı pek çok kadının kendini çıplak hissetmesine ve kamusal alandan izole olmasına neden oldu. İlerleyen yıllarda bu yasak başörtülü ya da başörtüsüz fark etmeksizin kadınlar tarafından protesto edildi. Bu protestoların ardından 1979 yılında İslam Devrimi ile bu kez de başörtüsüz olmak bir yasağa dönüştü. Günümüzde İran’da kadınlar başörtüsü kullanmalı, kollarını bacaklarını ve kalçalarını örten bol kıyafetler giymelidir. Aksi halde cezai yaptırımlar uygulanmaktadır. Oysa ki örtünmek ya da örtünmemek kişilerin kendi özgür iradesiyle tercih ettiği bir durum olmalıdır. Sadece örtünmek de değil. Yetişkin insanlar yaşamlarına dair kararları özgür iradeleriyle alıp bunu uygulayabilmelidir. Kadın ya da erkek fark etmeksizin kişinin din ve vicdan hürriyeti ve diğer hürriyetlerinin kısıtlanması insan haklarına aykırı bir durumdur. Dünya Gündeminde Mahsa Amini Protestoları Eylül ayından beri devam eden protestolar dünya gündeminin de değişmez maddelerinden biri olmuş durumdadır. Hem bizim ülkemizden hem de başka ülkelerden birçok sanatçı ve aktivist İran’daki protestolara destek olduğunu çeşitli şekillerde göstermiştir. Türkiye’deki kadın sinemacıların Stand with Women of Iran – Turkey adlı Instagram hesabı üzerinden yaptıkları paylaşımlar protestolara verilen desteğin ülkemizdeki örneklerinden biridir.   Juliette Binoche, Marion Cotillard ve Isabelle Huppert gibi isimlerin de aralarında bulunduğu Fransız kadın oyuncular da sosyal medya üzerinden İran’da yaşanan olaylara saçlarını keserek dikkat çekmiştir.   Dünyaca ünlü İranlı aktris Taraneh Alidoosti’nin sosyal medyada “Jin, Jiyad, Azadi (kadın, yaşam, özgürlük)” yazan bir pankart ile başı açık bir fotoğraf paylaşması ise en büyük desteklerden biri olmuştur.   İtalya’da kadınlar Mahsa Amini’nin ölümünü “Donna, vita, liberta (kadın, yaşam, özgürlük)” sloganları ile protesto etmiştir.   Yunanistan da protestolara destek veren ülkelerden biri olmuştur.   Protestolara dünya çapında verilen destek feminizmin dördüncü dalgası olarak adlandırılan dijital feminizm ile ilişkilendirilebilir. Medya ve sosyal medya aracılığıyla İran’da yaşanan olayları günü gününe takip edebiliyor olmak, sosyal medya aracılığıyla protestolara destek vermek, yaşanan olaylara dikkat çekmek ve kısa sürede on binlerce kişiye ulaşmak dijital teknolojinin ve dolayısıyla dijital feminizmin en büyük avantajlarından biri olmuştur. Dijital araçları kullanarak feminizm mücadelesi yürütmenin dezavantajları da vardır tabii. Her kadının internete erişim sağlayamaması; sosyal medyanın sağladığı anonimlik nedeniyle kadınların çok kolay bir şekilde aşağılamaya, mağdur suçlamaya ve küçümsemeye maruz kalması, dijital araçlardan elde edilen bilginin doğruluğundan emin olunamama riski dijital feminizmin karşı karşıya kaldığı zorluklardan birkaçıdır. Ancak İran’da yaşanan olaylara hem sosyal medyada hem de sokakta verilen dünya çapındaki destekler dijital feminizmin birleştirici gücünü bizlere bir kez daha gösteriyor. Farklı coğrafyalardan pek çok kadın tek bir slogan ya da hashtag üzerinde birleşebiliyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi  Feminizm hareketi yıllar içinde zamanın iklimine göre şekillenip öncelikleri değişip dönüşmüştür: Birinci Dalga Feminizm, temel hak ve özgürlüklerde erkeklerle eş statüyü talep ederken İkinci Dalga Feminizm hareketi kamusal alanda yer bulamayan, eve sıkıştırılan kadınları odak noktası yapmıştır ve postmodernizm ile Üçüncü Dalga Feminizm “farklı kadınlık” tanımlarını merkeze almıştır. Ekofeminizm Üçüncü Dalga Feminizm hareketi içinde kendine yer bulmuştur. İlk defa 1974’te “Feminizm ve Ölüm” adlı, Françoise d’Eaubonne tarafından yazılan kitapta görülmüştür.  Ataerkil toplum tarafından doğanın, kadın ile benzer bir zulme uğradığını ifade eder Ekofeminizm. Özellikle doğurganlık ve bereket analojisinin kurulması, “doğa ana/toprak ana” kavramlarındaki dişil ifadeler bize aslında insanın doğayı dişil bir konumda tuttuğunu göstermekte. Toprağa yönelik olan kontrol etme/tahakküm uygulama arzusu her zaman insanda görülmüştür ve tarım toplumu olmasıyla bu arzular daha baskın hale gelmiştir. Tarım öncesi toplumlarda insanlar doğanın sundukları üzerinde hayatlarını sürdürürken tarımla beraber kadınlar evlerin içine, doğa da mülkiyet sınırları içine sıkıştırılmıştır.  1973 yılında Hindistan’ın Mandal köyünde ormanlarını korumak için ağaçlara sarılan kadınların eylemleri yani Chipko Hareketi, ekofeminizm için çıkış noktalarından bir tanesidir. O dönemin hükümeti Mandal köyü bölgesindeki ormanlık alanların yok edilmesine ticari kaygılarla izin vermiştir ama orada yaşayan köylüler bu yok oluşa izin vermemek adına kendi dillerinde “kucaklamak/sarılmak” anlamına gelen “Chipko” eylemlerine başlamışlardır. Büyüyen bu sesle dönemin hükümeti bu bölgedeki ağaç kesimlerini durdurmuştur. Chipko Hareketi o dönemden büyüyerek “Save Himalaya” hareketinin çıkış noktası olmuştur. Benzer çevre eylemlerini tüm ülkelerde görebiliriz: Türkiye’deki HES projelerine, filtresiz çalışan fabrikalara, ormanlık alanlarının yok edilmesine yönelik eylemlerde kadınların yükselen sesini işitebiliriz. Biz o hayvanların hakkını da savunmuş oluyoruz kendi hakkımızı savunurken. Ve onun gibi yanımızda olmayan, görmediklerimiz, yeraltında yer üstünde, gökyüzünde binlerce hayvanının hakkını savunuyoruz. Binlerce canlının, bitkinin, çiçeğin, böceğin hakkını savunuyoruz. (Rüveyda, 35 yaşında, lise mezunu, ev kadını, bekar)¹ Bu alanda daha fazla bilgi edinmek için Emet Değirmenci tarafından derlenen Doğa ve Kadın: Ekolojik Dönüşümde Feminist Tartışmalar; Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve Carol J. Adams tarafından yazılan Etin Cinsel Politikası & Feminist-Vejetaryan Eleştirel Kuram; Sinek Sekiz Yayınevi’nden çıkan, yazarları Vandana Shiva ve Maria Mies olan Ekofeminizm kitabına bakabilirsiniz. Kaynakça ¹Yavuz ve Özlem Şendeniz, “HES Direnişlerinde Kadınların Deneyimleri: Fındıklı Örneği,” Fe Dergi 5, no. 1 (2013), 43-58.

Scroll to Top