#orangetheworld

STEM

Türkiye’de Kadın Cinayetleri #orangetheworld

Bu yazımda, SistersLab olarak bu yıl bizim de ikinci kez katıldığımız Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin (UN WOMEN) düzenlediği #orangetheworld kampanyasından ve Anıt Sayaç verisiyle Tableau’da hazırladığım Türkiye’de Kadın Cinayetleri raporundan bahsedeceğim. Ayrıca yazının sonunda interaktif raporu görebileceksiniz!     DÜNYAYI TURUNCUYA BOYA! #orangetheworld Nedir #orangetheworld kampanyası? Buradan Murat’ın geçen sene paylaştığı çok detaylı yazıyı okuyarak bilgi edinebilirsiniz. Kısaca bahsetmek gerekirse: Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN WOMEN), her geçen gün artan ve farklı biçimlerde ortaya çıkan kadına yönelik şiddete karşı farkındalığın ve savunuculuk çalışmalarının artması için herkesi hareket etmeye çağırmaktadır. Bu amaçla her yıl 25 Kasım (Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü) – 10 Aralık (Dünya İnsan Hakları Günü) tarihleri arasında 16 Günlük Aktivizm Kampanyası düzenlemektedir. Ülkemizde de 2012 yılından bu yana yoğun bir takvimle düzenlenen kampanyalar, etkinlikler ve aktiviteler ile kadınlara yönelik şiddete karşı savunuculuk yapılmaktadır.     Kadına Yönelik Şiddete Karşı tüm dünyayı yan yana durmaya çağıran Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, UNiTE (UNiTE to End Violence Against Women – Kadınlara Yönelik Şiddete Son Vermek için Birleşin) ismini verdiği kampanyada ‘Dünyayı Turuncuya Boya!’ sloganını kullanarak faaliyetler organize etmektedir. Kampanyanın sembolü olarak kullanılan ve yapılan tüm farkındalık faaliyetlerinde ortak renk olarak belirlenen turuncu rengi daha parlak bir geleceği, canlılığı ve şiddetten uzak kalmayı simgelemektedir. 16 gün süren kampanya boyunca tüm ülkeler sembol binalarını turuncu renkle ışıklandırarak, şirketler logolarını turuncu renk yaparak, spor müsabakaları öncesinde takımlar kadına yönelik şiddete karşı sloganların yer aldığı pankartlarla seremoniye çıkarak bu konuya dikkat çekmeye çalışmaktadır. Sivil toplum kuruluşları da etkinlik takvimlerinde turuncu temasını ve kampanya sloganlarını mutlaka kullanarak herkesi bu dayanışmaya davet etmektedir. Her sene dünya çapında #orangetheworld, #16days, #saynotoviolenceagainstwomen ve #16daysofactivism etiketleriyle sosyal medyada milyonlarca etkileşim alan ve bu yolla daha fazla kişiye ulaşmayı amaçlayan kampanya, ülkemizde de her sene çeşitli temalarla ön plana çıkarılmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda #KimseyiGerideBırakma, #BeniDeDuy, #NesillerBoyuEşitlik, #KayıtsızKalmayın gibi sloganlarla duyurulan etkinliğin bu seneki etiketi #SheSaidNo olarak belirlendi. Biz de SistersLab olarak bugünden başlayarak 16 gün boyunca tüm içeriklerimizi turuncuya boyuyoruz!     Türkiye’de Kadın Cinayetleri Tableau Raporu Ben de #orangetheworld kapsamında farkındalık yaratmak adına turuncu bir Türkiye’de Kadın Cinayetleri Tableau raporu hazırlamak istedim. Raporu buradan Tableau Public üzerinden inceleyebilir ya da yazının sonundaki gömülü alandan ulaşabilirsiniz. Veri Kaynağı: Anıt Sayaç Raporun veri kaynağı şiddetten ölen kadınlar için dijital bir anıt olan Anıt Sayaç sitesinden Ülgen Sarıkavak tarafından buradaki Python kodundan yararlanarak CSV dosyasına aktarıldı. Veri 2008 yılından başlıyor ve 2022 Ekim ayının sonuna kadar devam ediyor. Tableau’da Veri Temizliği Veri çeşitli haberlerden yararlandığı için bir kolonun içinde aynı anlama gelen birden fazla değer bulunabiliyor, kolon isimlendirmelerinde ise düzenleme yapılması gerekiyordu. Bu sebeple ilk adım Tableau’nun Rename özelliği ile kolon isimlendirmelerini değiştirmek oldu. Sonraki önemli temizleme adımı ise aynı anlama ya da benzer anlamlara gelen farklı değerlerin gruplanmasıydı. Bunun içinse Tableau’nun Group özelliğini kullandım. Veri Görselleştirme Bu işlemler bittikten sonra ise sıra görselleştirme adımına geldi. Burada veri görselleştirmede dikkate alınması gereken temel kriterlerden biri olan genelden özele doğru derinleşme ilkesinden yararlandım. Bir veri görselleştirme çalışması yaparken raporun üst kısımlarında genel bir bilgilendirme yapmak ve daha sonra detaya inmek önerilir. Bu raporda da öncelikle belirlenen tarihler aralığında genel olarak Türkiye’de kadın cinayetlerinin maalesef artışta olduğunu görüyoruz.     Daha sonra kullanıcıya yıl ve il seçebilmesi için etkilenecek tüm grafiklerin üzerinde filtreler bölümü sunuluyor.     Biraz daha detaya inmek için Türkiye’de kadın cinayetlerinin illere göre dağılımını hem harita üzerinde görebiliyor hem de bar grafik ile il sıralamasını görebiliyoruz. Her iki grafikte de illerin üzerine geldiğimizde tooltip sayesinde ilgili ildeki kadın cinayetlerinin yıllara göre değişimini görüyoruz. Tableau’da tooltip’e grafik ekleme yöntemi ise başka bir yazının konusu olacak.     Kadınları kim öldürüyor? Burada ise kadınların kim tarafından öldürüldüğünü görmek için solda genel bir pie grafik görüyor, sağda ise daha detaya inerek bar grafik üzerinde dağılımları görüyoruz. Kadınların %74’ü tanıdığı biri tarafından öldürülüyor. %60’ı ise yakın partneri tarafından öldürülüyor. Yakın partner eş, eski eş, sevgili, eski sevgili, nişanlı, eski nişanlı, sözlü, eski sözlü, imam nikahlı eş, eski imam nikahlı eş olabiliyor. Kalan çoğunluk ise ailesi tarafından öldürülüyor.     Kadınlar neden öldürülüyor? Kadınların öldüren kişilerin gerekçelerini bir word cloud grafiği üzerinde görüyoruz. Dağılımda yoğunluk arttıkça kelimelerin boyutu büyüyor ve rengi turuncuya doğru değişiyor. En büyük sebeplerin geçimsizlik, aldatma iddiası/kıskançlık, ayrılma/boşanma, teklifin reddedilmesi ya da namus/töre olduğunu görebiliyoruz.     Sonraki grafiklerde ise farklı grafik tipleriyle daha detaylı sonuçlar görebiliyoruz.     En altta ise kullanıcının tarih ve il filtreleyebileceği bir anıt bulunuyor.     Aşağıda raporun siteye gömülü ve interaktif halini inceleyebilir ya da buradaki linkten Tableau Public üzerinden de erişebilirsiniz. 16 gün boyunca turuncuya boyayacağımız içeriklerimizi takipte kalın! #orangetheworld #SheSaidNo

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadın: Şiddetin Nârin Kurbanı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2020 Raporu’na göre; 2020 yılında 300 kadın cinayeti işlendi, 171 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Bu 300 kadının 151’i evli ya da birlikte olduğu erkek tarafından, 64’ü oğlu, babası, eskiden birlikte olduğu erkek gibi tanıdığı bir erkek tarafından öldürüldü. Kadınlar en çok evlerinde ve ateşli silahlarla öldürüldü. Şiddet sadece kadınların değil, toplumun her kesiminden bireylerin karşılaştığı bir durum. Erkeklere, çocuklara, iş yerinde çalışanlara uygulanan şiddet gibi örnekler çoğaltılabilir. Peki, kadına yönelik şiddeti neden ayrı olarak ele alıyoruz? Neden bazı insanların maruz kaldığı şiddeti “kadına şiddet” olarak adlandırıyoruz? “Dünyayı turuncuya boya!” sloganı ile 25 Kasım ve 10 Aralık tarihleri arasında kadına yönelik şiddete dikkat çektiğimiz 16 günlük aktivizm sürecine özel olarak bu yazımda sizlere kadına yönelik şiddetin ne olduğunu anlatmaya çalışacağım. Şiddet, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kişinin kendisine veya başkasına kasti şekilde baskı ve güç uygulayarak o kişinin fiziksel ya da ruhsal olarak zarar görmesine sebep olan tutum ve davranışlar olarak tanımlanmaktadır. “Kadına yönelik şiddet” veya “kadın cinayeti” gibi ifadeler kullandığımızda ise bir bireyin yalnızca kadın olduğu için şiddete uğrayışını ifade etmiş oluyoruz. Bir kimsenin yalnızca cinsiyetinden dolayı daha iyi ya da daha kötü muamele görmesi ise cinsiyetçilik olarak tanımlanıyor. Cinsiyetçi uygulamalardan etkilenenler yalnızca kadınlar değildir, erkekler de bundan olumlu ya da olumsuz olarak etkileniyor. Ancak cinsiyetçiliğin kadınlar üzerinde bariz bir şekilde olumsuz etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Kadına Şiddet Toplumsal cinsiyet rolleri toplum içinde kişilerin biyolojik cinsiyetlerine yönelik kabul edilmiş normlarından oluşur. “Kızlar pembe, oğlanlar mavi giyer”, “Kadınlar bakım gerektiren işlerde, erkekler fiziksel güç gerektiren işlerde çalışır” gibi varsayımlar toplumsal cinsiyet rollerinin belirlediği kurallara örnektir. Toplumsal cinsiyet rolleri cinsiyetçilikle yakından ilgilidir, cinsiyetçilik ise kendi içinde ikiye ayrılır: Düşmanca cinsiyetçilik ve korumacı cinsiyetçilik. Düşmanca cinsiyetçilik kadına yönelik düşmanca tutumların olması, onları doğaları gereği kötü olarak görme durumudur. Korumacı cinsiyetçilik ise cinsiyetçiliğin “iyi” görünümlü yüzüdür. Kadınlara anne, kız kardeş ve eş gibi kutsal bir yer vererek onları el üstünde tutma ve kadınları naif, korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmedir. Düşmanca ve korumacı cinsiyetçilik tamamen farklı iki olgu gibi görünse de birbirini besler ve her ikisi de olumsuz etkilere sahiptir. Toplumsal cinsiyet rolleri insanlara hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğini dikte eder. Kişinin hangi meslek grubunda yer alacağı, hangi tür ev işini yapacağı, ne zaman nerede bulunacağı ya da hangi davranışları gerçekleştireceği gibi şeyleri belirler. Bu tür kuralların olması bir bakıma hayatımızı kolaylaştırır aslında. Çünkü yapacaklarımız bellidir, üzerinde çok fazla düşünmemize gerek kalmaz. Ancak her ne kadar hayatımızı kolaylaştırıcı gibi görünse de bu varsayımlar kadınlar için ciddi derecede kısıtlayıcı etkilere sahiptir. Cinsiyetçi bakış açısıyla da beraber kadın; ailenin korunması gereken namusu olarak görülür. Bu nedenle dış dünyada pek yeri yoktur. Onun yeri evi ve çocuklarının yanıdır. Anne, kız kardeş, eş ya da kız evlat gibi sıfatlara sahip olduğundan usturuplu olmalıdır. Bu sıfatlara sahip olmayan kadın ise zaten önemsiz ve kötü kadındır. Hangi sıfata sahip olursa olsun kadın; naif ve kırılgandır, kendini koruyacak güce sahip değildir. Kadın zayıf, erkek ise güçlüdür. Erkek, gücünü her şekilde gösterebilir. Erkeğin şiddeti toplum içinde o kadar normalleşmiştir ki kadın kendini bu şiddetten korumak zorundadır. Gece sokağa çıkmak, şort giymek ya da bir erkeğin evine gitmek gibi toplumsal normlara uymayan durumlarda, erkek şiddet uygulamamakla değil kadın kendine uygun görülen kurallara uymakla yükümlüdür. Kurallara uymuyorsa şiddet kaçınılmaz bir sonuçtur. Şiddetin Türleri/Görünümleri Şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik, sosyal, ekonomik, dijital şiddet ve ısrarlı takip şeklinde kendini gösterebiliyor. Gerçekleştiği bağlama göre ev içi şiddet, iş yerinde yaşanan şiddet ya da flört şiddeti gibi isimler alıyor. Yaşanan tüm bu şiddet türlerinde erkek, kadın üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor. Çoğu zaman fiziksel veya cinsel şiddet görülmediği sürece şiddeti tanımak karmaşık ve zor olabiliyor. Bu konuda bilgimizin kısıtlı olması en önemli sebeplerden. Bunun yanı sıra kıskançlık ve ısrarla karşı tarafa ulaşmaya çalışma gibi davranışlar sevgi ile karıştırılıyor. Bu tür davranışların sevginin doğasında olduğu fikri şiddeti tanımamızın önüne geçiyor. Şiddetin farkında olmak, şiddet uygulayandan uzaklaşmaya yetmeyebiliyor. Çünkü şiddeti uygulayan ile maruz kalan arasındaki ilişki her zaman gergin bir şekilde devam etmiyor. Bu noktada şiddet döngüsü dediğimiz kavram karşımıza çıkıyor. Şiddet döngüsü 3 evreden oluşmakta: Birincisi gerginliğin arttığı evre, ikincisi şiddetin gerçekleştiği evre ve üçüncüsü şiddet uygulayanın pişmanlık gösterip özür dilediği “balayı” evresi. Balayı evresi ile birlikte şiddete maruz kalan taraf karşısındaki kişinin değişeceğine ve bu davranışın bir daha tekrarlanmayacağına inanıyor. Ancak döngü kendini tekrar ediyor. Kadına yönelik şiddeti önlemek yalnızca kadınların değil toplumda yer alan herkesin sorumluluğunda olmalı. Kadını her şeyden önce bir “anne”, ya da “eş” kabul etmek yerine “insan” olarak kabul etmek, erkeğin şiddetini ise hiçbir koşulda kabul etmemek atabileceğimiz en önemli adımlardan. Şiddetin olduğu yerde sevgi ya da aile olmaz. Kadın, erkek, yaşlı ya da genç kimse şiddeti hak etmez. Bu nedenle şiddet hiçbir zaman sır olarak kalmamalı, şiddet uygulayan hiçbir zaman haklı çıkarılmamalıdır. Kadınların gücünü kazandığı, şiddetin olmadığı bir dünya umuduyla… Kaynak: Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2020 Raporu http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/veriler/2947/kadin-cinayetlerini-durduracagiz-platformu-2020-raporu  

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin 16 Turuncu Günü

25 KASIM 1960 Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Rafael Trujillo’ya karşı demokrasi ve insan hakları adına mücadele eden ve içlerinden birinin lakabı ‘kelebek’ olduğu için ‘kelebekler’ diye anılan 3 kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Teresa Mirabal şoförleri ile beraber bir uçurumun kenarında ölü bulundular. Kaza süsü verilen suikastın kısa bir süre önce kendileri için ‘Bu ülkenin 2 sorunu var. Biri kilise, diğerleri de Mirabal kardeşler’ yorumunu yapan Trujillo’nun emriyle yapıldığı ortaya çıktı. Trujillo, Mirabal kardeşleri daha önce defalarca hedef gösterdi, hapse attırdı ve işkence ettirdi. Mirabal kardeşlerin bulunduğu aracı durduran diktatör yandaşları önce onlara tecavüz ettiler, ağır işkenceler yaptılar, sonra araçlarını uçurumdan yuvarlayarak olaya kaza süsü vermeye çalıştılar. Bu büyük ‘sorundan’ kurtulduğunu düşünen Trujillo için işler hiç de umduğu gibi olmadı. Bu olayın kaza değil de vahşi bir katliam olduğu ortaya çıkınca büyük bir ayaklanma oldu ve Dominik Cumhuriyeti’nde rejime karşı ağır protestolar başladı. Verdikleri mücadelede ölüme ne kadar yakın olduklarını bildiklerini her fırsatta vurgulayan; adalet, demokrasi ve insan hakları için bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini söyleyen Kelebekler, sergiledikleri bu duruş sayesinde Trujillo rejiminin son bulmasını sağladılar. Mirabal kardeşlerin ölümünden 1 sene geçmeden Trujillo da bir suikast sonucu öldürüldü. 1981 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ olarak kabul edildi. 1999 yılında ise Birleşmiş Milletler 25 Kasım’ı ‘Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’ olarak kabul etti. DÜNYAYI TURUNCUYA BOYA! Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN WOMEN), her geçen gün artan ve farklı biçimlerde ortaya çıkan kadına yönelik şiddete karşı farkındalığın ve savunuculuk çalışmalarının artması için herkesi hareket etmeye çağırmaktadır. Bu amaçla her yıl 25 Kasım (Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü) – 10 Aralık (Dünya İnsan Hakları Günü) tarihleri arasında 16 Günlük Aktivizm Kampanyası düzenlemektedir. Ülkemizde de 2012 yılından bu yana yoğun bir takvimle düzenlenen kampanyalar, etkinlikler ve aktiviteler ile kadınlara yönelik şiddete karşı savunuculuk yapılmaktadır. Kadına Yönelik Şiddete Karşı tüm dünyayı yan yana durmaya çağıran Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, UNiTE (UNiTE to End Violence Against Women – Kadınlara Yönelik Şiddete Son Vermek için Birleşin) ismini verdiği kampanyada ‘Dünyayı Turuncuya Boya!’ sloganını kullanarak faaliyetler organize etmektedir. Kampanyanın sembolü olarak kullanılan ve yapılan tüm farkındalık faaliyetlerinde ortak renk olarak belirlenen turuncu rengi daha parlak bir geleceği, canlılığı ve şiddetten uzak kalmayı simgelemektedir. 16 gün süren kampanya boyunca tüm ülkeler sembol binalarını turuncu renkle ışıklandırarak, şirketler logolarını turuncu renk yaparak, spor müsabakaları öncesinde takımlar kadına yönelik şiddete karşı sloganların yer aldığı pankartlarla seremoniye çıkarak bu konuya dikkat çekmeye çalışmaktadır. Sivil toplum kuruluşları da etkinlik takvimlerinde turuncu temasını ve kampanya sloganlarını mutlaka kullanarak herkesi bu dayanışmaya davet etmektedir. Her sene dünya çapında #orangetheworld, #16days, #saynotoviolenceagainstwomen ve #16daysofactivism etiketleriyle sosyal medyada milyonlarca etkileşim alan ve bu yolla daha fazla kişiye ulaşmayı amaçlayan kampanya, ülkemizde de her sene çeşitli temalarla ön plana çıkarılmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda #KimseyiGerideBırakma, #BeniDeDuy #NesillerBoyuEşitlik gibi sloganlarla duyurulan etkinliğin bu seneki etiketi #KayıtsızKalmayın olarak belirlendi. Kadınlara yönelik şiddetin sokakta, toplu taşımada, kafede, parkta… kısacası her yerde gerçekleştiği ülkemizde herkesin üzerine düşen bir sorumluluk olduğunu vurgulayan, şiddet olaylarını görmezden gelmeme adına herkesi sağduyuya davet eden bu etiket, 2021 yılının farkındalık arttırıcı çalışmalarda sıklıkla yer alacak. Peki bizlere bu kampanyaya katılmak için neler düşüyor? Kampanyada yer almak, kadına yönelik şiddete karşı verilen mücadeleye dikkat çekmek ve bu konuda çevremizi etkilemek için neler yapabiliriz? Bu konuda gerek bireysel gerekse kurumsal anlamda yapılabilecekler; ♥ Yaşadığınız şehirlerde bulunan sembol binaların turuncu renkle ışıklandırılması için devlet yetkilileriyle irtibata geçin! ♥ Yaşadığınız şehirlerde bulunan devlet kurumları, sivil toplum örgütleri ve çeşitli platformlarla kampanya için iletişime geçin! ♥ Kampanyanın yayılabilmesi için iş birliklerine önayak olmaya çalışın. Halihazırda bu kampanyada yer alan ve faaliyet düzenleyen oluşumlarda gönüllü olarak yer alıp alamayacağınızı ve nasıl destek olabileceğinizi mutlaka sorun! ♥ Görüştüğünüz kurum ve toplulukların planlamaları varsa onlara bu etkinlikleri yayma konusunda destek olmaya çalışın! ♥ Kampanya sloganlarını ve görsellerini reklam panolarında yayınlatmak üzere belediyelerle irtibata geçin! ♥ Bulunduğunuz bölgede düzenlenecek olan önemli toplantı, konferans, çalıştay gibi etkinliklerin tarihlerinden haberdar olun. Etkinliği düzenleyen kurumlara etkinlik gündeminde mutlaka 16 günlük aktivizmden bahsetmeleri ve katılımcılar arasında bu kampanyayı yaymak için destek olmaları ricasında bulunun. Bununla birlikte etkinlik alanında turuncu ağırlıklı renklere yer vermelerini de önerebilirsiniz. Bu öneriler dışında herhangi bir iş birliği yapmadan, sadece kendi sosyal çevrenizi etkilemek ve kampanyadan haberdar etmek/kampanyayı yaymalarını sağlamak adına da yapılabilecek birçok farkındalık etkinliği mevcut. Şüphesiz ki bireysel ve kurumsal olarak çevremizi etkileyebilmek ve insanların bu kampanyadan haberdar olmasını, kampanyaya dahil olmasını sağlamak için yapmamız gereken tek şey iletişim gücümüzü kullanmak ve sosyal medya hesaplarımızda 16 gün boyunca bu farkındalığa yer vermek olacaktır. ♥ Sosyal medyada profil fotoğrafınızı turuncu renklendirebilir veya çerçevelendirebilirsiniz. Bu kampanya için özellikle üretilmiş filtre ve çerçeveleri de kullanabilirsiniz. ♥ Sosyal medyada profil adınızın hemen yanına #KayıtsızKalmayın, #16days, #orangetheworld etiketlerini ekleyerek 16 gün boyunca paylaşımlarınıza bu sloganların eşlik etmesini sağlayabilirsiniz. Emin olun takipçi listenizde sizin sayenizde bu etkinlikten haberdar olacak (ve çevresini haberdar edebilecek) kişiler mutlaka vardır. ♥ Çalıştığınız kurumda, kurumsal imzanızda ad ve soyadınızı turuncu renge boyayabilir, maillerinizde kampanya etiketlerine yer verebilirsiniz. ♥ Anlık mesajlaşma uygulamalarınızda (WhatsApp, Telegram vb.) turuncu renkli emojilere normalde olduğundan çok daha sık yer verebilirsiniz. ♥ Instagram’da kampanyaya özel 16 günlük hikâye akışı planlayabilirsiniz. Örneğin takipçilerinizle her gün turuncu bir detayı barındıran fotoğrafları, dünyada şimdiye kadar #orangetheworld kapsamında turuncu renkle ışıklandırılmış binaları, hikayesi ile kadınlara güçlü olma mesajını veren bilim, sanat, edebiyat, spor ve iş dünyasında ön plana çıkmış kadınların tanıtımını içeren fotoğrafları ve yazıları, #orangetheworld kapsamında yapılmış toplu etkinlikleri, flashmob organizasyonlarını ve görselliği ön plana çıkaran aktiviteleri paylaşabilirsiniz. 16 gün boyunca düzenli olarak yapacağınız bu paylaşımlar hem çevrenizde bu sürece dair bilgisi olmayanlarda merak uyandıracaktır hem de kampanyadan haberdar olan ve bir şekilde destek olmak isteyen kişiler için otomatik olarak içerik üretmiş olacaksınız. Tabii bu paylaşımlar için zamanınız veya fikriniz olmayabilir ancak belirtmekte fayda var ki 16 günlük aktivizm kampanyası boyunca hikayelerinizde geçen tüm yazıları turuncu renkli yazmanız bile dikkat çekmeye yetecektir! ♥ Hikayenizde her gün bu kampanyaya dikkat çektiğiniz paylaşımları ‘öne çıkanlar’ kısmına ekleyerek paylaşımlarınızın yıl içinde de derli toplu durmasını ve profilinize uğrayanların dikkatini çekmesini sağlayabilirsiniz. Bir profilde öne çıkanlar ilk bakılan yerlerden olduğu için, bu farkındalık faaliyetinize 16 günlük aktivizm kampanyası süresi

Scroll to Top