Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Nedir Bu Mansplaning?

Selam Sisterslab blog okurları. Bugünkü yazımızda sık sık duyduğumuz ya da adını sık sık duymasak da günlük hayatta çok kez karşımıza çıkan bir kavramı inceleyeceğiz: Mansplaning! Nedir bu mansplaning? Bunu daha önce duymuş olabilirsiniz, bir kadın olarak yaşamamış olma ihtimaliniz de epeyce az. Mansplaning’in anlamı aslında adında gizli. İngilizce “man” (erkek) ve “explaning” (açıklama) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor yani kabaca Türkçeye çevirecek olursak açıklayan erkek anlamına geliyor.

STEM

Adroit Androids – Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü

Merhabalar, biz Adroit Androids. 2016 yılında kurulan uluslararası bir robotik takımıyız. Önceki iki yazımızda sizlere takımımızdan ve katıldığımız yarışmalardan bahsetmiştik.        Bu yazımızı ise 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü için yazıyoruz. 15 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler 70. Genel Kurulunun 13. Maddesi gereğince 11 Şubat günü Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü olarak ilan edilmiştir. O tarihten beri her sene 11 Şubat günü, Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü olarak kutlanmaktadır. Birleşmiş Milletler’in yayınladığı verilere göre, Dünyadaki kadın araştırmacı sayısı, erkek araştırmacı sayısına göre daha azdır.  Bu durumun başlıca sebeplerinin ise; cinsiyete dayalı ön yargı, klişeler ve toplum baskısı olduğunu söylemek mümkündür. Günlük hayatta kullanılan ve dilimize yerleşmiş cinsiyetçi ifadelerden, iş hayatında alınan maaşların farklılıklarına kadar toplumun her noktasında bu eşitsizliğe rastlayabilmekteyiz. Birçok kız çocuğu, daha küçüklük zamanlarından itibaren çeşitli cinsiyet eşitsizliğine dayalı klişelerle büyütüldükleri için bilim ve teknolojiyle ilgilenmemekte ve bu yönde destek görememektedir. Maalesef ki geçmişten bu yana süregelmiş bu düşünce ve davranış biçimleri yüzünden bilim ve teknoloji alanında çalışan kadınların oranı daha azdır.  Toplumdaki klişe ve önyargıların yıkılması için insanların bu konu hakkında bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Bunun çözümü ise farkındalık yaratmak ve insanların cinsiyet eşitliği bilincine sahip olmasını sağlamaktır. Çocukların erken yaştan itibaren hakkında bilgi edindikleri ve uğraştıkları konular, gelecekteki ilgi alanları ve kişiliklerinin oluşmasında büyük rol oynamaktadır. Örneğin küçükken piyano çalan biri müziğe ilgi duyma eğilimindeyken küçükken bulmaca çözmeyi çok seven biri yüksek problem çözme kabiliyetine sahip olma eğilimindedir. Bunun gibi sebepler dolayısıyla küçüklükten itibaren kız çocuklarının bilimin ışığı altında yetişmemesi, onlar için bir dezavantaj oluşturmaktadır. Bu noktada; kız çocuklarına küçüklükten itibaren STEM eğitimi verilmeli, kendilerini keşfetmeleri için olanak sağlanmalıdır. Peki biz Adroit Androids olarak bu konunun neresindeyiz? Adroit Androids olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla birçok çalışma gerçekleştirmekteyiz. Bu amacı en temelinde kendi komünitemiz için sağlamaya çalışıyoruz. Bilim ve robotiğin cinsiyet kalıplarının dışında olduğunu; okulumuzda, etkinlik yaptığımız sosyal kuruluşlarda, ziyaret ettiğimiz kurumlarda ve daha birçok kitleye yaptığımız sunumlarla anlatmaktayız. 9 kız ve 9 erkekten oluşan takımımızda her zaman cinsiyet eşitliğine önem vermekte ve çalışmalarımızı da bu bilinçte sürdürmekteyiz. Kurulduğumuz yıldan beri sayısız kız çocuğuna ilham olduk. Onlara bilimi sevdirmek için çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Okullardan hastanelere, rehabilitasyon merkezlerinden derneklere ve daha birçok kurumlara ziyaretler gerçekleştirdik. Kız çocuklarına sunumlar, konuşmalar gerçekleştirip onlarla bilimsel deneyler, etkinlikler ve eğitimler gerçekleştiriyoruz. Bu amaçta gerçekleştirdiğimiz etkinliklerden biri de Ladies in FIRST projemizdir. Ladies in FIRST, başlıca kadınlara ve  kız çocuklarına STEM ve robotik alanları ile ilgili ilham vermeyi ve onları bu alanlara teşvik etmeyi amaçlamaktadır. 2017 yılından itibaren her sene geleneksel olarak Ladies in FIRST panelimizi gerçekleştiriyoruz. Ladies in FIRST etkinliğimizde, her sene STEM başlığı altında bir tema belirledikten sonra tema çatısı altında başarı göstermiş kadınları panelimizde konuşmacı olarak konuk ediyoruz. Bu sene ise Ladies in FIRST etkinliğimizi Ladies in FIRST haftası şeklinde organize ettik ve yakın zamanda gerçekleştireceğiz. Sloganımızı ‘Başarıları Konuşuyor, Klişeleri Yıkıyoruz!’ olarak belirlediğimiz bu etkinlikte, sürpriz konuşmacılar ve sürpriz etkinlikler bizleri bekliyor. Ladies in FIRST ile aynı amaçla gerçekleştirdiğimiz Ladies Talk ve Girl Talk adlı iki projemiz de bulunmaktadır. Women Talk formatında mesleğinde başarılı ve kız çocuklarına ilham olan kadınlarla; Girl Talk formatında da FRC takımlarının kız üyeleriyle beraber röportajlar yapıp, sohbet ediyoruz. İlk başta YouTube’dan video serisi olarak başladığımız bu formatlara bu sene Spotify, Google Podcast ve YouTube üzerinden podcast olarak devam ediyoruz.  Biz Adroit Androids olarak bilimde kadınların ve kız çocuklarının sayısını arttırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Umuyoruz ki çalışmalarımız vesilesiyle bu sayının artmasına katkı sağlayabiliyoruzdur. Yazımızın sonuna geldik, buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederiz.    Bilime tutkuyla bağlanmış bütün kadınların ve kız çocuklarının 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü kutlu olsun! Bilimde daha çok kadın ve kız çocuğu görmek dileğiyle…

Görünürlük Çalışmaları

Bedia Akosman | Araştırmacı

Görünürlük Çalışmalarımızda Araştırmacı Bedia Akosman bizlerle! Bedia’yı Twitter, Instagram ve LinkedIn üzerinden takip edebilirsiniz. Kendinizi tanıtabilir misiniz? Ben Bedia Akosman, Brown Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmaktayım. Liseyi Elazığ Fen Lisesi’nde, üniversiteyi de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum.  Mezun olduktan sonra kısa süreli bir klinik deneyimim oldu, sonrasında Amerika’ya taşındım ve biyolojik bilimlerdeki çalışmalarım böylece başladı. Önce Harvard Üniversitesi Endokrinoloji bölümünde araştırmacı olarak çalıştım, sonrasında da Brown Üniversitesi Patobiyoloji bölümünde doktoraya başladım ve bu yıl mezun oldum. Şu anda da aynı üniversitede doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. Çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz? Bu alanı neden seçtiniz? Genel olarak kanser immünolojisi ve epigenetiği üzerine çalışmaktayım. Doktora sırasında akciğer kanserinin immunolojik regülasyonu üzerine çalışmıştım, şimdi de beyin tümörü kök hücrelerinin epigenetiği, heterojenitesi ve bunu hedef alan terapilerin düzenlenmesi üzerine çalışmaktayım. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen kişilere önerileriniz nedir? Nereden, nasıl başlamalılar? Lisans eğitimim sırasında birkaç girişimim olsa da biyolojik bilimlerde tam anlamıyla araştırma yapmaya fakülteden mezun olduktan sonra başladım. Yani 24 yaşımda hekimlik mesleğimi geride bırakıp sıfırdan başladım ve kariyer yolumu tamamen değiştirdim. Geriye dönüp baktığımda diyorum ki keşke lisans yıllarımda, hatta ortaokul ve lise yıllarımda da araştırma yapma deneyimi kazanabilseymişim.  Neyse ki günümüzde bilgiye ve bilime ulaşmak çok daha kolay. Dünyanın bir ucundaki bir semineri canlı olarak dinleyebilir, bilim insanlarına merak ettiklerinizi rahatlıkla sorabilir, yurt içi ve yurt dışında staj ayarlayıp araştırma deneyimi kazanabilirsiniz. Ülkemizde de dünya standartlarında birçok araştırma laboratuvarı mevcut ve hem lisans hem de lisansüstü eğitimde birçok fırsat sunuyorlar. Hatta son yıllarda biyolojik bilimlerde, deneysel biyolojinin yanı sıra hesaplamalı biyoloji de büyük bir önem kazandı. Yani fiziksel olarak bir laboratuvarda deneyim kazanma imkanınız yoksa ve eğer hesaplamalı biyolojiye ilginiz varsa, biyolojik veri analizine dayalı araştırmalara da katılmak mümkün. Özetle, bu yolda ilerlemek isteyenlere önerim bilimi olabildiğince erken bir dönemde eğitimlerinin bir parçası haline getirmeleri. İlgi alanlarına göre araştırma olanaklarını araştırmak ve bunun bir parçası olmak çok verimli ve keyifli olacaktır. Bu alanda çalışırken yaşadığınız olumlu/olumsuz deneyimler neler? Nasıl üstesinden geldiniz? Bilim yapmanın en güzel tarafı bence her gün bir önceki güne göre bir adım daha ileride olmak. Her gün yeni bir şeyler öğrenmek, özgürce düşünmek ve kendi fikirlerini deneylerle test edebilmek. Bunu herhangi başka bir meslekte deneyimlemek pek mümkün değil.  Tabi ki olumsuz yönleri de var; her ne kadar esnek çalışma saatlerin olsa da çoğu zaman kendini 7/24  çalışıyormuş gibi hissediyorsun, sürekli düşünüyorsun ve yapman gereken işler hiç bitmiyor. Çünkü akademide beklentiler ve ‘başarı’ çıtası çok yüksek ve maalesef çoğu zaman salt yaptığın yayınlar ile ölçülen bir kavram. Bu da bilim insanlarını inanılmaz bir hırsla çalışmaya, motivasyonun zamanla azalmasına ve en sonunda fiziksel ve psikolojik bir ‘tükenmişlik’ durumuna itebiliyor.  Bu duruma düşmemek için kendi kendime hep soruyorum ‘Ben neden bu işi yapıyorum?’ diye. Benim temel motivasyonum topluma ve gelecek nesillere az da olsa faydalı olabilmek düşüncesi; sanırım ancak bu sayede motivasyonumu kaybetmeden hem kaliteli bilim yapmaya hem de insan yetiştirmeye odaklanabilirim.  Küçük bir deneyimin iyi bir sonuç vermesi, aklıma güzel bir fikrin gelmesi, yeni bir deney tekniği öğrenmek, çalışmalarımı başkalarıyla paylaşabilmek, öğrencilerimin projelerini başarıyla tamamlamaları… Hepsi benim için birer başarı ve başarılarımı, küçük de olsalar, ailemle veya arkadaşlarımla kutlamaya bayılıyorum; yani beni haftanın herhangi bir günü evde yada laboratuvarda kutlama yaparken bulabilirsiniz ?. İnanıyorum ki bu bakış açısıyla, yıllar sonra nerede ve hangi pozisyonda olursam olayım, mesleğimi keyif alarak yapıyor olacağım. Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız tepkileri/durumları toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl aktarabilirsiniz? Sanırım mesleki kariyerimde toplumsal cinsiyet bağlamında beni üzen iki durum söz konusu. Bunlardan birincisi, STEM alanında kadınların yeteneklerinin ve emeklerinin yeterince değer görmemesi ve göz ardı edilmesi. Mesela, benzer  akademik CV ve pozisyonlardaki bir erkeği tanımlarken “dahi, yetenekli, analitik, lider, güçlü, özgüvenli” gibi sıfatlar çok cömertçe kullanılırken kadınlar için genellikle “çalışkan, merhametli, yardımsever, düzenli” gibi sıfatlar tercih ediliyor. Bu durum maalesef bilim dünyasında çok yaygın ve kadınların akademik kariyerlerinde bir sonraki basamağa geçişlerini inanılmaz derecede zorlaştırıyor. İkinci durum ise akademide kadınların, özellikle anne olduktan sonra, yeterli maddi ve manevi desteği görmemesi. Diğer mesleklerde olduğu gibi kadınlardan, eğitim ve mevkiinden bağımsız bir şekilde evini ve ailesini her şeyin önüne koyması bekleniyor. Benzer koşullardaki erkek akademisyenler kariyerlerinde lineer bir grafik izleyebiliyor ve bu normal karşılanıyor iken, kadınlar iş hayatı ve kariyerlerindeki sorumluluklarının yanında, toplumun beklentileriyle de baş etmek zorunda kalıyorlar. Hele bir de son zamanlarda yeni bir tür toplumsal baskı mevcut; kadınları insanüstü güçlere sahip bir canlı olduğuna ikna etme akımı. Kadın hem akademik işlerini hem de toplumun ona atfettiği sorumlulukları  mükemmel bir şekilde yerine getirebilmek için çok ama çok çalışmak zorunda kalıp, bir süre sonra tükenme noktasına geliyorlar. Yani kısacası kadınları STEM alanlarına davet ederken, toplumun kadına bakış açısında ve kurumların yapılarında radikal değişiklikler gerçekleşmeden ve eksiksiz destek mekanizmaları oluşturmadan, kadınların bu alanlarda söz sahibi olması durumunda eşitlik sağladığımızı söylemek gerçekçi ve sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Bize düşen ise en azından kendi çevremizde bu farkındalığı oluşturmak ve çalıştığımız ortamlarda cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik reformist adımların uygulanmasında öncü olmaktır. Sizin mesleğinizde çalışmak isteyen bir kız çocuğuna ne söylemek istersiniz? Şunu söyleyebilirim ki bilim yapmak tam bir kız işi! Hiçbir zaman ben bu işi yapamam, ben yeterince iyi değilim diye düşünme, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış. Yeni şeyler öğrenmek ve denemek başta zor ve korkutucu gibi görünebilir. Ancak var olan yeteneklerini zorlanmadan geliştiremezsin; bu yüzden cesur ol ve denemekten korkma. Elinden geldiğince küçük-büyük tüm araştırma olanaklarını araştır, bilim yapan insanlara ulaşmaya ve onlardan öğrenmeye çalış, gerekirse yardım istemekten de asla çekinme. Bilim yapmak bir ekip işidir, beraber çalıştığın insanları özenle seçmeye çalış, sana ve senin hayallerine değer verdiklerinden emin ol ve sen de onlara aynı hassasiyeti göster. Ve her şeyden önemlisi, aileni ve arkadaşlarını ne olursa olsun ihmal etme, onların desteği sana her zaman lazım olacak. Umuyorum ki pırıl pırıl bir gelecek seni bekliyor. 🙂

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamından Göç

Göç, çok eski zamanlardan itibaren insanlık tarihinde var olan ve günümüzde de hâlâ devam eden bir gerçektir. İnsanların yaşadıkları yerleri kuraklık, savaşlar, eğitime erişememe, ekonomik yetersizlikler gibi çeşitli sorunlardan dolayı bazen isteyerek bazen de zorunda kalarak bulundukları yeri terk etmesini “göç” olarak tanımlayabiliriz. Göç sırasında ve sonrasında bazı sosyal gruplar diğer gruplara göre daha fazla risk taşırlar. Bu yüksek risk taşıyan gruplardan biri de kadınlardır. Bu yüksek riskleri; kadınların kaçakçılar, diğer göçmenler ya da sınır görevlileri tarafından fiziksel, cinsel tacize maruz kalmaları, bu cinsel taciz vakalarının önlenmesi için kadınların erken yaşta evlendirilmeleri ve bu kez de toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve tehditlere maruz kalmaları, hijyen olanaklarına sınırlı erişimleri, üreme ya da gebelik önleyici sağlık hizmetlerine ulaşamamaları, aile ya da eşe bağımlı olmak nedeniyle (dil engeli, ekonomik) aile içi şiddeti bildirmede motivasyon eksikliği ve insan ticareti (insanların baskı, şiddet veya kandırılma yolu ile fiziksel ve psikolojik olarak sömürülmesi amacıyla bir yerden bir yere götürülmesi) olarak sıralayabiliriz. BM verilerine göre göçmen kadınlar insan ticaretinin başlıca kurbanlarıdır. İnsan ticareti (human trafficking) mağdurlarının %51’ini kadınlar %28’ini çocuklar oluşturmaktadır. Çocuklar içerisinde de kız çocuklarının ağırlığı oldukça fazladır. İnsan ticareti kurbanı her üç çocuktan ikisi kız çocuğudur. (UNODC, 2016:6-7) Ayrıca yapılan araştırmalar dünyadaki toplam 105 milyon uluslararası göçmen kadının, göç sürecinin herhangi bir aşamasında şiddet ve ayrımcılığa uğradığını göstermektedir. (IOM, 2013) Daha iyi bir hayat için göç eden kadınlar, geldikleri ülkelerde ise yine ayrımcılık ve şiddetle karşılaşırlar. Ayrıca yaşanılan dil sorunları, yabancı düşmanlığı, sosyal izolasyon, düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde çalışmak zorunda bırakılmak gibi çeşitli sorunlarla da karşılaşmaktadırlar. Bu sorunları önleyici sosyal destek programlarının yetersizlikleri ya da göçmen kadınların bu destek programlarından habersiz oluşları, haberleri olsa bile sınır dışı edilmek korkusuyla bu programlara katılım sağlamaktan, kendi haklarını aramaktan çekinmekteler. Bahsettiğim bu sorunların çözüme ulaşmaması tüm bunlara ek olarak yeni sorunların meydana gelmesi ile göçmen kadınların psikososyal uyumları giderek bozulur. Bu uyumun bozulmasını önlemek için de göçmen kadınların sorunları ve ihtiyaçları, bu alana ilişkin temel bilgiler öğrenilmeli ve yapılan çalışmalar cinsiyet eşitliğinin ve kadın bakış açısının esas alındığı yöntem ve ilkeler ile yürütülmelidir. Göç, genel olarak kadının hayatında ve kültürel yapılanmasında büyük değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişikliklerin olumsuz etkisini azaltmak ve sosyal dışlanmayı önlemek için göç alan ülkenin göçmenleri topluma dahil ederek karar alması çok önemlidir. Bu farkındalığın oluşturulması üzerinde en büyük etki de yerel yönetimlerin tutumları ve haklara eşit seviyede erişimi sağlayan politikalardır. Ayrıca göç konusunda toplumsal farkındalığın artırılması ve daha eşitlikçi bir ortamın oluşturulması için politikaların sadece kağıt üzerinde değil uygulamada da eşit şekilde temel haklara erişimi ve güvenliği sağlaması gerekmektedir.  Unutulmamalıdır ki göçmenler istatistiklerden, rakamlardan ibaret değildir! 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Müziğin Aktivizmi: Feminizmi Şarkılardan Dinlemek

Kültürel aktarım öğelerinden biri olan müziğin; insanın hayatındaki yeri, ona yüklenen anlamla eş değer konumlanmakta. Dilin kendini ifade ediş biçimiyle müziğin kendini anlatma biçimi aynı olmadığı gibi; dil ile aktaramadığın anlamı müzikle yansıtabilir, inşa edebilirsin. Bu anlam inşası, bir mücadele pratiği ve değişim odağı olan aktivizm içerisinde kullanıldığında ortak bir anlama ve eyleme dönüşür.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamından Çizgi Film ve Masallar

Bu yazımda çocukların masal, çizgi film vb. yayınlarda maruz kaldıkları ataerkil kalıp yargılardan ve bu alışılagelmiş yargılara karşı nasıl mücadele edebiliriz biraz bundan bahsedeceğim. Bir ebeveyn çocuğunu özgüveni gelişmiş, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan ve saygılı bir birey olarak yetiştirmeyi amaç edinmelidir. Ebeveynler bu amacı gerçekleştirebilmek için de çocukların, çocukluk dediğimiz yüzyıllar boyunca değişen, sosyo-kültürel bir kavram olan ve kişisel gelişimini büyük oranda etkileyecek bu dönemine çok dikkat etmelidir.

Scroll to Top