Yazar adı: Rabia Gül Yazar

Merhaba! Ben Rabia Gül Yazar. Kültür ve iletişim bilimleri üzerine çalışıyorum. Edebiyat, sanat, sinema ve medya incelemeleri yapmayı seviyorum ve bu alanlarda kendimi geliştirmeye çalışıyorum!

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Ana Akım Medyada Kendine Yer Bulan Bir Alt Kültür: Drag Kültürü

“Hepimiz çıplak doğduk, geri kalan her şey drag.”    RuPaul   Drag özellikle Amerika’da son derece popüler sahne şovlarından biridir. Bir tür performans sanatı olan Drag, queer bir alt kültür olarak başlamış, ardından ABD’de yayınlanmaya başlayan RuPaul’s Drag Race isimli program ile ciddi bir popülarite kazanmıştır. Ana akım medyada kendine yer bulan drag, program sayesinde ciddi bir fan kitlesi kazanmış ve program Avusturalya, İngiltere, Kanada, Meksika, Hollanda gibi farklı ülkelerde de sunulmaya başlanmıştır. Drag Nedir? Drag karşı cinsle özdeşleşen kostümler giyerek yine bu cinse özgü olduğu düşünülen biçimde karikatürize bir performans sergilemek olarak adlandırılabilir. Drag Queenler, toplumsal olarak kadınlarla özdeşleşen kıyafetleri giyerek gösterişli makyajlar yapan ve performans sergileyen çoğunlukla erkeklerdir(trans veya non-binary’ler de olabilir), Drag King ise benzer bir şekilde geleneksel olarak erkeklere özgü davranışları erkek kıyafetleriyle sergileyen kadınlara verilen isimdir. Drag Queenlere ait performanslar Drag King performanslarına kıyasla daha popülerdir. Drag içerisinde ciddi bir hiciv barındırır. Drag sanatçıları oldukça eğlenceli, yetenekli ve komik insanlar arasından çıkar. Amaç seyirciye tatmin edici bir performans sunmak, onu eğlendirmektir. Drag Queen’lik bir meslektir. Drag Queenler özellikle Onur yürüyüşlerinde dünya genelinde önemlidir. Kuir alt kültürün birer simgesi olarak karşımıza çıkarlar. 1969 yılında New York’ta başlayan Stonwall ayaklanmalarında Drag Queenlerin çok fazla rolü olduğundan kuir kültürde önemli bir yerleri vardır. Kadınların sahneye çıkamadığı dönemlerde tiyatrolarda kadın rollerini de erkek sanatçıların üstlenmesi ilk drag örneklerinden sayılabilir. Hatta “drag” isminin Viktorya döneminde kadın rollerini oynayan oyuncuların giydiği uzun elbiselerin “yerlerde sürüklenmesinden” geldiği ifade edilmektedir. Tarihsel olarak drag bir çeşit folklor sayılabilir. Drag sanatçıları komediyi güçlü bir biçimde kullanır ve genelde satir/hiciv biçimindeki komedi unsurlarından faydalanırlar. Drag, özellikle son birkaç yılda sosyal medya ve RuPaul’s Drag Race programı ile popüler kültürün bir parçası olmuştur. Geçmişte bir çeşit alt kültür olan kulüplerde, balolar ile yaşatılan Drag böylelikle ana akım medyaya ve oradan popüler kültüre taşınmıştır. “Drag Superstar” kavramı bu dönemde ortaya çıkmasa da dünya çapında popüler Drag starları günümüzün medya kültürünün unsurlarından sayılabilir. Dan Jones “50 Drag Queens Who Changed The World” adlı eserinde, tüm zamanların en etkili Drag sanatçılarına yer vermiştir. Drag özellikle cinsiyet normlarının deyim yerindeyse eğilip bükülmesiyle özellikle cinsiyet rolleri noktasında geleneksel yargılar üzerine düşünmemizi sağlayan bir performans türüdür. Dan Jones’un eserinde yer alan en etkili drag sanatçılarından bazılarına biz de burada yer vereceğiz. Özellikle ülkemizin en sevilen performans sanatçılarından birinin de bu kitapta yer alması, son derece önemli bir detay olarak karşımıza çıkmaktadır. RuPaul Charles Kuir bir çocuk olarak büyüyen RuPaul, büyürken çevresine uyum sağlamak konusunda son derece zorlanmıştır. Çok genç yaşta performans sanatlarını öğrenmek için Atlanta’ya taşınan RuPaul ardından New York’a yerleşmiştir. Oyunculuk, modellik, şarkıcılık ve sunuculuk yapan Ru, MAC markasının ilk erkek yüzüdür. 2009 yılında RuPaul’s Drag Race ile reality-showlarla alay eden formatta, düşük bütçeli bir program yaratsa da yıllar içerisinde bu program kuirlerin görünürlüğünün artmasına öncülük eden bir programa dönüşmüştür ve Ru, deyim yerindeyse bir medya imparatorluğu kurmuştur.     Conchita Wurst Conchita Wurst, Avusturyalı sanatçı Thomas Neuwirth’in drag karakteridir. 2014 yılında birçok siyasi popülist söyleme, homofobiye ve mizojiniye maruz kalsa da “Rise Like A Phoenix” şarkısıyla Eurovision Şarkı Yarışması’nı kazanmıştır.   Faluda Islam Aslen Pakistanlı olan Zulfhi Ali Bhutto’nun drag karakteridir. Kendisi, ABD’de eğitim alırken karşılaştığı islamofobik tavra karşı bir şey yapması gerektiğini hissederek Faluda Islam karakterini ortaya koymuştur. Drag stili çoğunlukla politik hicive dayanır ve açık biçimde Müslüman&kuir kimliğiyle öne çıkmaktadır. Divine Divine, orijinal Drag Superstar’ı olarak adlandırılır. Ünlü absürd-korku filmi yönetmeni John Waters’ın filmlerinde sergilediği oyunculukla ciddi bir tanınırlık elde etmiştir. Huysuz Virjin Dan Jones, eserinde Huysuz Virjin’i “milli bir hazine” olarak tanımlar. Sansüre ve baskıya rağmen yıllar boyunca ekranlarda kalmış. Türk halkının gönlünde taht kurmayı başarmış bir hiciv ustasıdır Virjin. Seyfi Dursunoğlu’nun hayat verdiği karakter Türkiye’nin en tanınır yüzlerinden biri haline gelmiş, birçok programa konuk olmuş ve kendi talk showunu da sunmuştur. 2005 yılında RTÜK tarafından kadın kıyafetleriyle ekranlara çıkartılmaması konusunda yapılan baskılar neticesinde son dönemlerinde televizyonlara kendi yani Seyfi Dursunoğlu olarak çıkmıştır. Seyfi Dursunoğlu vefat etmiş olsa da hala ülkenin en sevilen ve saygı duyulan isimlerinden biridir. Drag, bir performans sanatı olarak kalıplara ve tabulara karşı duruşunu sürdürmektedir. Sosyal medyanın da yaygınlaşması ve gelişimiyle bugün her zamankinden daha çok temsil alanına sahip olan sanat, komedi, eğlence, müzik, dans ve tiyatro gibi birçok sanat dalını içinde barındırmaktadır. Kaynakça Jones, Dan, 50 Drag Queens Who Changed The World  

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Femvertising: Pazarlamada Feminizm

Cep telefonlarımızda, televizyonlarda, gazetelerde, sokakta ve toplu taşıma araçlarında durmadan reklamlara maruz kalıyor ve bilinçsiz bir biçimde tükettiğimiz bu içerikler tarafından uyarılıyoruz. Pazarlamanın gelişiminden beri reklamlar hayatlarımızın ayrılamadığımız bir parçası. Peki reklamlar yalnızca satın alma kararlarımızı mı etkiliyor? Reklamlarda Cinsiyetçilik İkinci Dünya Savaşı sonrasında pazarlama, halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerinin gelişmesi ve öneminin fark edilmesiyle birlikte reklamlar, markaların tüketici ile iletişimleri için vazgeçilmez bir yöntem haline geldi. Yıllardır cinselliğin satacağı mottosu ile üretilmiş, özellikle kadın bedeninin objeleştirildiği ve erkeklere tabiri caizse “vahşi” roller biçildiği cinsiyetçi reklamlara maruz kaldığımız bir gerçek. Öyle ki birçoğumuz bu duruma o kadar alışkın ki izleyerek büyüdüğümüz, sloganlarını ezberlediğimiz, bilinçaltımızda yer edinmiş bu reklamlardaki sorunlu ifadeleri çoğu zaman göremiyoruz.     Yukarıda gördüğünüz reklam KFC’nin 2015 yılında Twitter üzerinden yürüttüğü #ençokneremiseviyorsun hashtagli kampanyasına ait. Görsel üzerinde tavuk göğsü ve but parçalarına yer verilirken KFC’nin cinsel çağrışımlı ve kadın bedenini hedef alan bu reklamı Twitter üzerinde tepki toplamasının ardından markayı açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Reklamda kadın bedenine ait bir görsel öge bulunmamasına karşın alt metinde yer alan objeleştirme, tüketici tarafından rahatsız edici bulunacak derece açık bir biçimde hissedilebiliyor. KFC tarafından başlatılan kampanya aldığı tepkiler neticesiyle kısa süre içerisinde sonlandırılsa da bu ülkemizdeki ilk ve tek örnek değil. Biomen markasının 2012 yılında “Erkeksen erkek şampuanı kullanırsın!” sloganıyla yayınladığı reklamlar yalnızca Türkiye değil dünya basınının da oldukça ilgisini çekmişti. Reklamlarından birinde ünlü diktatör Adolf Hitler’i kullanan marka, diğer bir reklamında toplumsal standartlar çerçevesinde kadın kıyafetleri giyen ve peruk takan üç erkeğin görüntüsüne yer vermişti. Kadın şampuanı kullanmayı kadınlaşmak ve bunun sonucunda erkekliğin yitirilmesi korkusuyla özdeşleştiren ve deyim yerindeyse anlamı olmayan bir kişisel bakım ürününe cinsiyet atayan bu reklamın bir savaş suçlusunu kullanması, bu kişiyi erkeklik ile özdeşleştirirken kadın şampuanı kullanmayı ve kadınlığı ötekileştirmesi ve neredeyse şeytanlaştırması oldukça dikkat çekici bir fenomen olarak karşımıza çıkmakta.     Örneklerde de görebileceğiniz gibi reklamlarda cinsiyetçilik yalnızca alt metinlerde ve kadınların cinsel obje olarak yansıtılmasıyla yapılmıyor. Aynı zamanda alt metinde kadın düşmanlığının yer aldığını söyleyebileceğimiz ötekileştirici reklamlar ile de yapılıyor. Toplumda var olan cinsiyetçilik toplumu etkisi altına alan medyadan beslenir, bu nedenle medyada kullanıcıya sunulan içerikler kültürü ve çağın ruhunu ister istemez etkileyecektir. Medya ürünleri her ne kadar toplumsal trendlerden beslenseler de hakim söylemin topluma indirmek ve benimsetmek istediği anlayışları yaymaları çok daha yaygındır. Bu nedenle dolaylı ve direkt olarak cinsiyet eşitsizliğini etkilemektedirler. Pazarlamada Eksen Kayması: Femvertising Uzun yıllar boyunca satış stratejilerini cinsiyetçi reklamlar ve kampanyalar üzerinden yürüten reklam ve pazarlama dünyası toplumsal bir hareketten oldukça etkilendi: Feminizm. Feminizmin ne olduğundan hepimizin haberdar olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Toplumsal bir hareket ve bir düşünce olarak feminizm, kadın ve erkeklerin sosyal ve entelektüel olarak eşit olduğu ve toplumda farklı cinsiyetlerin eşit muamele görmesi gerektiği düşüncesine dayanır. Özellikle 20. yüzyıl sonları ve 21.yüzyıl başlarında kadın hareketlerinin güçlenmesi, feminist ideolojinin görünürlüğünü arttırmış böylelikle de eşitlik ve hak talep eden bireylerin sayısı da yükselmiştir. Feminizm, toplumsal bir trenddir ve trendler kalıcı toplumsal değişimlerin öncüleridir. Toplumda ortaya çıkan trendler pazarlama faaliyetlerini ve üretimi etkiler. Trendler toplum içerisinde oluşur, zorlanamaz ve üretilemez. Yirminci yüzyıl sonlarında yükselişine başlayan feminizm trendi de markaların dikkatini çekmiş ve özellikle 2000 sonrasında bir pazarlama stratejisi olarak aktif bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Pazarlamadaki bu feminist trend yükselişi yani feminist reklamcılık ise Femvertising olarak adlandırılmaktadır. İngilizce Feminism(feminizm) ve Advertising(reklamcılık) kelimelerinin kelimelerinin birleşmesinden oluşturulan femvertising en basit tabiriyle “feminist reklamcılık”tır ve kadın güçlenmesini temel alan “güçlendirici” reklamlar olarak tabir edilir. Yıllarca reklamlarda kadınlar pasif özne hatta obje olarak yer almış, erkeklere ise aktif ve sert roller uygun görülmüştür. Femvertising ise buna zıt olarak kadın özgürleşmesi ve güçlenmesi temasına sahip reklam trendlerine verilen addır. Başarılı Femvertising Örnekleri L’oreal – Ben Buna Değerim (I’m Worth It) Femvertising hiç de yeni bir strateji değil. ABD’de 1970’li yıllarda feminist hareketin yükselişi ile L’OREAL “Because I am worth it (Çünkü ben buna değerim)” sloganı ile bir reklam yayınladı. Bu reklamda kadının tercihlerinin ve öz değerinin vurgulanması dönem için bir yenilikti. O dönemden beri marka sloganı “Çünkü sen buna değersin” ya da “Çünkü biz buna değeriz” gibi biçimlerde kullanıldıysa da büyük ölçüde aynı kaldı. Dove – Gerçek Güzellik (Real Beauty) Yakın tarihin belki de en başarılı, bol ödüllü femvertising örneği Dove markasına ait. Dove’un 2004 yılında başlattığı Gerçek Güzellik kampanyası, markanın reklamlarında farklı görünüşlere sahip olan kadınlara yer verilmesi ile başladı. Kampanya, kadın güzelliği ile ilgili standartlar dışında daha gerçekçi ve özgür standartlara yer vererek kadın güçlenmesi ve özgürleşmesini amaçlıyordu. Kampanya 2004 yılından beri birçok ödül aldı ve Ad Age’in 21. Yüzyılın Bir Numaralı Reklam Kampanyası seçildi. P&G – #KızGibi Procter & Gamble firmasının sahibi olduğu Orkid (Always) markasının birkaç yıl önce başlattığı başarılı kampanya oldukça tanınan ve iyi bir örnek. ABD pazarı için hazırlanan kampanya daha sonra tüm dünyada yer aldı ve oldukça başarılı oldu. Kampanyanın reklam filminde “kız gibi” sloganının çağrışımlarına odaklanan firmanın yetişkinlere “kız gibi” bir şey yapmalarını söylediklerinde nasıl aşağılayıcı hareket ettiklerini, aynı komut çocuklara verildiğinde ise o şeyi olması gerektiği gibi yaptıklarını gözledi. Böylelikle kampanya bize her ne kadar çocukların cinsiyet eşitliği konusunda yetişkinler kadar yozlaşmış olmadıklarını gösterse de bu rollerin çocuklukta öğrenildiği gerçeğini de yüzümüze çarpmış oldu. Kampanya “kız gibi”yi bir hakaret olmaktan çıkartmayı amaçlayarak kelimeye yeni bir çağrışım kazandırdı. [youtube v=”Qv_jwegGtvY”]   Nike – Bizi Böyle Bilin Nike tarafından 2017 yılında yayınlanan reklam filmi profesyonel ve amatör kadın sporcuların başarılarını kutluyor ve kadın sporculara karşı kalıpların yıkılması amacını taşıyor. Reklam filminde Türk Milli Basketbol Oyuncusu Işıl Alben, Milli Tenisçi İpek Soylu, Milli Triatlet Esra Gökçek, Kick Bokscu Funda Diken Alkayış, Çisil Sıkı’nın liderliğindeki Dans Fabrika dansçıları ile oyuncular Dilan Çiçek Deniz ve Elvin Levinler yer alıyor. [youtube v=”tYh9aCW_DyI”]   Femvertising Feminizm için Ne Yapıyor? Dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşan femvertising hareketleri, sadece daha eşit bir topluma ulaşmak meselesi değil aynı zamanda markalaşma meselesidir. 18-34 yaşlarındaki kadınlar arasında gerçekleştirilen araştırmada femvertising’in sosyal medyada beğenilmesi, paylaşılması veya yorumlanması olasılığının % 80 daha yüksek olduğu bulgulandı (Google Tüketici Anketi, 2016 Wojcicki, 2016). Bunun yanı sıra kadınların % 50’den fazlasının reklamlarda kadınlara yönelik güçlendirici etkiye sahip markaları satın aldığı ortaya çıktı. Bu noktada femvertising’in reklamcılığın geleceği olduğu görüşü güçleniyor. “Seks, sattırır” mottosu da yerini “feminizm, sattırır” mottosuna bırakıyor.  

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Standartlarımız: Güzelliğin Cinsiyeti

güzel: (sıfat) Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı:       Güzel kız. Güzel çiçek. (isim) Güzel kız veya kadın TDK- Güncel Türkçe Sözlük   Güzellik olgusunun göreceli olduğu, dönemden döneme veya kişiden kişiye değiştiği sıklıkla söylenir. Bununla birlikte bu kavramın toplumsal hayattaki yeri üzerine düşünmek her ne kadar gerekli olsa da kavramın göreliliği bunu bireyler için zorlaştırmaktadır. Güzellik, iyi, hoş, ahlaklı, doğru düzgün yapılmış, estetik olarak tatmin edici, görgü kurallarına uyan pek çok şeyi işaret eden bir isimdir. Her ne kadar ilk bakışta “güzellik” kavramı ve güzel sıfatı estetik olarak tatmin edici, hoşa giden nesne ve kimseleri nitelemek için kullanılır diye düşünsek de güzellik kavramı toplumumuzda sanattan etiğe “iyi” olan her şeyle özdeşleşmiştir. Güzellik yalnızca belirli bir estetik durumu değil, kelimenin tam anlamıyla üstün olan tüm nitelikleri karşılayacak kadar anlamca genişlemiş ve güzel sıfatı soyut-somut birçok durumu niteler hale gelmiştir.     Güzellik Algısının Değişimi Umberto Eco Güzelliğin Tarihi eserinde Hesiodos’un Tanrılar tarafından benimsendiğini ifade ettiği ve daha sonraki Yunan ozanları tarafından sıklıkla tekrarlanan “Güzel olan sevilir, güzel olmayan sevilmez.” dizelerine yer verir. Burada asıl önemli olan nokta Antik dönemin estetik ve güzellik kuramından yoksunluğu çerçevesinde Antik Yunan halkının güzelliğe bakışını ifade etmesidir. Antik Çağ’da güzellik, “ılımlılık”, “uyum”, “simetri” gibi değerlerle bir tutulur. Eski Yunan’ın güzellik kavramını değerlendirme ölçütüne Delfoi Kahini’nin bir cevabını örnek gösterir Eco “En güzel, en adil olandır.”  Güzellik, antik çağa günümüz perspektifinden baktığımızda aslında kurgusal olarak karşımıza çıkan bir konsepttir. Yalnızca estetik olan değil, iyi, uyumlu, orantılı olandır. Güzelliğin kıstası filozoflara, sanatçılara ve şairlere göre iyi olanın standartları çerçevesinde belirlenir. Bu algı binlerce yıl boyunca değişmiş, antik çağdan, ortaçağa, rönesansa ve moderniteye kadar yeni standartlar çerçevesinde şekillenmiştir. Sanatın farklılaşması, modanın gelişimi ve kitle medyası ile medya elitlerinin halka inişi güzellik standartlarının değişmesinde rol sahibidir. Günümüze kadar çoğunlukla medya elitleri ve medya elitlerinin birçoğunun temsil ettiği Batı tipi güzellik algısı -ki bu güzellik biçimi çoğu zaman Batı sanatı ile ilintilidir- günümüzde sosyal medyanın da gelişimi ve üretici/ kullanıcı profilinin öne çıkmasıyla tek bir kaynaktan beslenir olma durumundan çıkmıştır.  Güzellik standartları tahmin edilebilir olmaktan uzak,  yalnızca sinema veya televizyonlarda karşımıza çıkan ya da bize sunulan biçimler olmaktan çıkmış sosyal medyanın bize sağladığı hız konsepti çerçevesinde çok süratli bir biçimde değişen ve yıkılıp yenilenebilen çok temsilli bir hale gelmiştir. Güzelliğin Bir Cinsiyeti Var Mıdır? “Erkeklerden daha çok kadınlarda somutlaşmaya ve erkekleri alabildiğince hoşnut etmeye yöneltilmiş bir parıltı” C.H. Agrippa Modern güzellik algımız çoğunlukla zarafeti ve kusursuzluğu bir araya getirir. Bu açıdan güzellik büyük ölçüde dişileştirilir. Böylece güzellik kadınları yükseltecek bir özellik olarak görülmeye başlar ve onun değerini arttıracak bir özellik halini alır. Kadının modern toplumdaki statüsü bu şekilde yükselmiş olur fakat bu yükseliş kadının yine de erkeğin astı olduğu, yüz yıllarca şeytanlaştırılan kadın için kötünün iyisi olabilecek bir yükseliştir. Sanat tarihine kısaca göz atarak yalnızca birkaç ünlü tabloyu göz önüne getirerek devam edelim erkekler çoğunlukla savaşta, güçlü, korku salan, yıkıcı bir biçimde tasvir edilir. Bunun yanında kadın, Venüs’ün bir yansımasıdır, ışıl ışıl ve güzeldir. Temsil ne kadar güzelse dişi birey o denli tanrısaldır gözümüzde. Bu noktada ışığın ve renklerin rollerinin de önemi artmıştır fakat sanatla birlikte, ikinci cins olmaktan çıkan kadın artık güzel cins haline gelmiş ve güzellik onunla daha doğrusu onun bedeniyle özdeşleşmiştir. Bu durum kadın ve erkek arasındaki rollerin keskin bir şekilde ayrılmasını desteklemiş ve modern toplumsal cinsiyet rollerini büyük ölçüde beslemiştir. Artık gücü temsil eden erkeğe ev dışında olma görevi düşerken güzelliğin temsili olan kadına ev içinde olmak ve büyük ölçüde erkeği memnun etmek rolü düşer. Kadın artık yalnızca güzelliğin temsili olarak kendine yer bulmaz, güzellik kadını bir sorumluluğu toplumun ondan bir beklentisi haline gelir. Toplumsal hayat içinde bu anlayış normalleşmiş, yalnızca bedenen karşılanması gereken bir sorumluluk olmaktan çıkmış ve kadınların hal, tavır ve davranışlarının da belirli kalıplara sokulmasıyla neticelenmiştir. Böylelikle kadın ve erkek rolleri arasındaki ayrım daha da kesinleşir ve kendini hayatın her alanında yeniden üretir. Yaklaşık 30 yıl önce Naomi Wolf  “The Beauty Myth” adlı kitabını yayınlamış ve güzellik standartlarının kadınları kontrol altında tutmanın bir yolu olduğu iddiasını tartışmıştır. Bu görüşü test etmek için yapılan bir araştırma, güzellik standartlarının cinsiyetçilik temelli olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle iş hayatında ayrımcılığın altındaki sebeplerden biri olan bu durum güzellik standartlarına uymayan kadınların ciddiye alınmaması gibi sonuçların doğduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu standartların eşitliğin önünde bir engel oluşturduğunu savunur. Bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra Google görsel aramalarda “güzel” ve “güzellik” kelimelerini aratabilirsiniz. Aynı kelimeleri İngilizce olarak da aratabilirsiniz. Sonuç değişmiyor, özellikle “güzellik” kavramı ile alakalı arama yaptığınızda karşılaşacağınız sonuçların neredeyse tamamı kadın oyuncular, modeller, kadın modellere ait stok görseller veya kozmetik ürünler… Kaynakça Eco, Umberto, Güzelliğin Tarihi, Doğan Egmont Yayıncılık Forbes, Elsesser Kim, The Link Between Beauty And The Gender Gap Vigarello, Georges, Güzelliği Tarihi

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Terimleri

Toplumsal cinsiyet çalışmaları günümüzde etki alanını giderek arttırarak  hak ettiği önemi görmeye başlamıştır. Bununla birlikte alana dair toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla düzenlenen eğitimler, seminer ve webinarlar ise giderek yaygınlaşmakta ve insanların konu hakkında bilgi edinmesini kolaylaştırmaktadır. Konu hakkında araştırmalar gün geçtikçe artmakta ve derinleşmektedir. Bu yazıda toplumsal cinsiyet konusu ile ilgilenmeye başlayan kimseler için faydalı olabilecek ve sık karşılaşılabilecek kelimelere ve anlamlarına yer verilmiştir.   Toplumsal Cinsiyet: Cinsiyetler arasında, kültürel olarak kurulan farkların tümüdür. Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliğe inanan ve amaçlayan düşünce sistemi. Patriarşi (Ataerkillik): Erkek bireylerin daha güçlü olduğu hiyerarşik toplumsal yapılanma. Mizojini(Kadın Düşmanlığı): Kadınlara karşı duyulan nefret. Misandri(Erkek Düşmanlığı): Erkeklere karşı duyulan nefret. Seksizm (Cinsiyetçilik): Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu düşüncesi. Düşmanca Cinsiyetçilik: Kadınların açıkça aşağılanması, hakarete uğraması ve objeleştirilmesini ifade eder. Hayırsever Cinsiyetçilik: Cinsiyetçiliğin üstü örtülü biçimde, iltifat şeklinde yapılması durumu. Kadınların erkekler tarafından korunması gerektiği düşüncesi buna bir örnektir. İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik: Cinsiyet ayrımcılığının, kişinin düşünce yapısının ve inanışlarının  bir parçası olması durumudur. Kurban Suçlama(Mağdur Suçlama): Bir olayın mağdurunun olaydan kısmen veya tamamen sorumlu tutulması, tutulmaya çalışılmasıdır. Male Gaze (Erkek Bakışı): Edebiyat, sanat, sinema gibi alanlarda kadınların cinsel açıdan objeleştirilmesi ve erkek izleyicinin hazzına yönelik şekilde sunulmasıdır. Ayrıcalık: Toplumdaki bazı kimselerinden diğerlerinden daha avantajlı durumda olmasını ifade eder. Mansplaining: Bir kadına karşı, herhangi bir konuda üstünlük taslayarak küçümseyici biçimde konuşulmasına karşılık gelir. Manspreading: Erkeklerin özellikle toplu taşıma araçlarında bacakları açık oturarak birden fazla koltuğu kaplamasına verilen addır. Bropropriating: Bir kadının fikrinin bir erkek tarafından izinsiz alınarak kendi fikri gibi yansıtılması durumudur. Cinsiyetler Arası Ücret Farkı (Gender Pay Gap): Dünya genelinde kadınların, aynı işleri yaptıkları erkeklerden daha az maaş almasına verilen isimdir. Psikolojik Şiddet: Birçok alt başlığı bulunan, tanımlanması fiziksel şiddete göre çok daha zor olan bir şiddet türüdür. Failin; mağduru manipüle etmesi, çevresinden uzaklaştırması, değersiz olduğunu düşündürmesi gibi birçok yolla yapılır ve mağdur üzerinde son derece olumsuz etkileri vardır. a) Stashing (Saklama): Beraber olunan insanın, sizi çevresinden saklaması sanki yasak bir ilişki yaşıyormuş gibi davranması durumudur. b)Ghosting (Yok olma): Görüşülen kişinin aniden ve hiçbir sebep sunmadan ortadan yok olmasıdır. c)Breadcrumbing (Yemleme): Birlikte olunan kişinin, oldukça olumlu davranışlar sergilemesini takip eden kısa süre içerisinde ortadan yok olması ve daha sonra yeniden iletişime geçmesidir. d)Cushioning (Tamponlamak): Birlikte olunan kişinin başka bir ilişki içerisinde olması fakat bu ilişkiyi bitireceğini ifade ederek yalan söylemesidir. Böylece her iki ilişkiyi de muhafaza eder. e)Zombieing (Hortlama): Görüşmeyi kestiğiniz kişinin yok olduktan sonra aniden ortaya çıkması ve bu davranışları tekrarlamasıdır. f)Gaslighting(Akıl Bulandırma): Birlikte olunan kişinin, partnerini sürekli olarak akli dengesini sorgulama itmesi ve yanlışlaması durumudur. Cinsel Şiddet: Cinselliğin mağduru küçük düşürmek, kontrol etmek veya cezalandırmak için kullanılmasıdır. Ekonomik Şiddet: Maddi güç ve üstünlüğün mağduru kontrol etmek ve denetlemek için kullanılmasıdır. Dijital Şiddet: Teknoloji araçlarının mağduru kontrol etmek için kullanılması, dijital platformlar üzerinden zorbalama, gizliliğin ihlali gibi durumları tanımlamak için kullanılır. Flört Şiddeti: Kadın ve erkeğin romantik çift olmasının arından kadının şiddet şiddet görmesini ifade eder. TERF: Açılımı “trans exclusionary radical feminists” “trans dışlayıcı radikal feministler” olan kısaltma, transfobik radikal feminist grupları adlandırmak için kullanılır. Transmizojini: Transfobi ve kadın düşmanlığının bir karışımdır. Kesişimsel Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliği ve kadın güçlenmesini savunurken toplumun farklı kesimlerinden kadınların durumunu gözeten anlayıştır. Bu tip feminizm anlayışı kadınların sosyal statüleri, ırkları, ekonomik durumları, dinleri, cinsel yönelimleri gibi özellikleri dikkate alır. Transfeminizm: Trans kadınlar için trans kadınlar tarafından başlatılan bir hareket olarak Emi Koyama tarafından özgürlüklerini tüm kadınların özgürleşmesine bağlayan ve bunun ötesinde gören feminizm biçimi olarak tanımlanmıştır. Cinsel Yönelim: Kişinin romantik& fiziksel ilişkilerinde hangi cinsiyete yöneldiğini ifade eden kavram. Tercih değildir. Homoseksüel: Romantik ve fiziksel olarak aynı cinse ilgi duyan kişidir. Homofobi: Homoseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Heteroseksüel: Romantik ve fiziksel olarak karşı cinse ilgi duyan kişidir. Heteronormativite: Heteroseksüelliğin toplumsal norm, doğal bir durum olarak kabul edilmesidir. Biseksüel: Hem kendi hem de karşı cinse ilgi duyan kişilerdir. Bifobi: Biseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Düzcinsel: Heteroseksüel kişi. Kuir (Queer): Heteroseksüel kategorisinin dışında kalan ve kendini bu şekilde tanımlamayan tüm kişiler için kullanılan kapsayıcı bir terimdir. Atanmış Cinsiyet: Doğduğu andan itibaren bireye atanan cinsiyettir. Biyolojik cinsiyete dayanır. Trans: Doğumda atanan cinsiyetinin dışında bir cinsiyet kimliği olduğunu beyan eden kişidir. Cinsiyet Kimliği: Kişinin kendini ait hissettiği cinsiyet grubudur. Kişinin cinsiyet kimliği atanan cinsiyetle aynı olabilir veya olmayabilir. Transfobi: Translara karşı duyulan nefreti ifade eder. Natrans (Cisgender): Cinsel kimliği ve biyolojik cinsiyeti aynı olan kişidir. Akışkan Cinsiyet: Kadın ve erkeğin karışımı olabilen zaman zaman değişebilen cinsiyet kimliği biçimidir. Nötr Cinsiyet: Kişinin kendini cinsiyetsiz olarak tanımlamasıdır. Herhangi bir cinsiyet aidiyeti bulunmaz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Medya

Geleneksel medyadan yeni medyaya kadar oldukça geniş bir yelpazede medya organları günlük yaşantımızı ve bakış açımızı büyük ölçüde etkilemektedir. İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında kitleler üzerindeki etkisi keşfedilen medya araçları, hakim söylemin geniş kitlelere benimsetilmesi konusunda hayati önem kazanmıştır. Medyada yer bulan çoğu anlayış, genele ait olduğu düşünülerek kitleler tarafından kabul edilecek ve benimsenecektir. Medyada temsilin önemi, temsil edilenin çoğunluğa ait bir yansıma olduğu anlayışıyla pekişir. Toplumsal cinsiyet rollerinin medyada yansımaları oldukça önemlidir. Farklı medya araçları; bu rollerin pekiştirilmesi, yeniden üretilmesi veya yıkılmasında kullanılabilir. Günümüz medyasında çoğunlukla kalıplaşmış cinsiyet rollerine yer verilmekte ve hem kadınların hem de erkeklerin temsilinde ataerkil ve heteronormatif standartlar öne çıkartılmaktadır. Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Medyada Yansıması Medya yayınları kadın ve erkeklerin stereotipik temsiline yer vermeye devam etmektedir. Buna göre bu yayınlarda erkekler çoğunlukla güçlü, agresif, aktif ve maceracı şekilde kendilerine yer bulurken kadınlar ise genç, güzel, çok becerikli olmayan, pasif ve bağımlı şekilde temsil edilir ve genellikle cinsel olarak objeleştirilmişlerdir. Avrupa Konseyi tarafından yayınlanan bir rapora göre kadınlar filmlerde ve reklamlarda çoğunlukla hiper seksüalize edilmiş rollerde kendilerine yer bulurken, bu durumun ileriye dönük sosyal sonuçları mevcuttur. Erkeklerin Medyada Temsili Doyle’un (1989, p. 111) çocuk programları üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre bu yayınlarda erkekler çoğunlukla “agresif, dominant ve maskülen eylemlerinin ödüllendirildiği heyecan verici aktivitelerle uğraşan” figürlerdir. Yaştan bağımsız olarak erkek karakterler güçlü, bağımsız, son derece becerikli, agresif, yüksek statü sahibi olarak temsil edilirken ayrıca duygularının tamamen kontrol edebilen ve hiçbir açıdan “feminen olmayan” bir şekilde çizilirler. Medyadaki bu son derece sert ideal erkek temsili 1980 sonrasında yaygınlaşmıştır ve aksiyon filmleri başta olmak üzere kendine yoğun biçimde yer bulmaktadır. Bu tipik anlatıma örnek verilebilecek bazı filmler şöyle sıralanabilir: Cehennem Melekleri, Zor Ölüm, Cehennem Silahı, Robocop… Bunun yanında Brown ve Campbell’ın (1996) yayınladığı rapora göre erkekleri ev işi yaparken pek sık görmüyoruz. Erkek karakterler çoğunlukla ev işi, yemek ve çocuk bakımı gibi konulara karşı ilgisiz olarak temsil ediliyor. Bu durumun oldukça karikatür haline getirildiğini ve erkeklerin bu konularda özellikle “beceriksiz” şekilde yansıtıldığına da rastlayabiliyoruz. Kadınların Medyada Temsili Kadınların ve kız çocuklarının medyada yeteri kadar temsil edilmediğini söylemek mümkün. Var olan temsillerde ise kültürel stereotiplerden büyük ölçüde faydalanılıyor. IMS’in bir yazısında yer verdiği istatistiğe göre medyada farklı konularda görüşlerine başvurulan uzmanların çoğu erkek. Dünya Ekonomik Forumu‘nun  yayınladığı bir habere göre geçtiğimiz yıllarda vizyona giren filmlerdeki kadın başrol oranı %37’den %40 yükseldi. Bu ilerleme her ne kadar umut vaat edici görünse de araştırmacılar tarafından son derece yavaş olarak tanımlanıyor. Farklı yayınlarda gördüğümüz kadınların ise büyük çoğunluğu ülke popülasyonunun çoğundan fiziksel özellikleriyle ayrılıyor. Medya, daha genç daha zayıf ve fiziksel olarak çekici kadınlara yer verme eğilimi gösterirken film ve dizilerde karşılaştığımız karakterlerin bir çoğu pasif, sakar, duygusal açıdan bağımlı ve genel öncelikleri görünüşleri ya da ilişkileri. Medyanın yarattığı iki ayrı kadın tipi karşımıza çıkmaktadır, iyi ve kötü. İyi olarak nitelendirebileceğimiz ve bağ kurmamız için yaratılan karakter çoğunlukla kültürel beklentilerin ve cinsiyet rollerinin bir yansımasıdır. Feminen özellikler sergiler. Kötü temsil ise çoğunlukla kültürel kadınsılıktan uzaktır, bu kadınlar genellikle kariyer sahibi, agresif, bekar olarak resmedilir.     Kadın Erkek İlişkilerinin Medyada Temsili Birçok dizi ve film, erkek ve kadın ilişkilerini kalıplaşmış beklenti/yargılar çerçevesinde sunar. Bu beklenti ve yargılar kültürden kültüre değişiklik gösterse de ataerkil düzende benzerlik göstermektedirler. Bu idealler, realiteyi yansıtmadıkları gibi hem kadın hem de erkek için aşağılayıcı/suçlayıcı temsiller içerebilirler. Özellikle Hollywood yapımı romantik komedi filmleri ya da yerelde ana akım medyada kendine yer bulan diziler bu temsillerin oldukça sık yer verildiği yapımlar olarak karşımıza çıkar. Bu temsillerden en yaygın olanları Julia T. Wood’un çalışmasında aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Bağımlı kadın / Bağımsız ve başına buyruk erkek – Küçük Deniz Kızı/ Pretty Woman Çaresiz kadın / Hakim erkek – Uyuyan Güzel Cinsel saldırı kurbanı kadın / Saldırgan erkek Türk Medyası ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Yazının bu kısmında hedef göstermekten kaçınmak adına spesifik örneklere yer verilmeyecek fakat Türk medyasında cinsiyet rollerinin temsilinden yüzeysel ve kısa biçimde bahsedilecektir. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de medy,a ekonomik ve politik bağlantıları aracılığıyla finanse edilmektedir. Bu nedenle hakim görüşün veya yaratılmak istenilen toplumsal yapının medyada kendine yer bulması oldukça doğaldır. Örneğin yeni Cumhuriyet dönemi Türk medyasında kadın karakterler milliyetçi, modern ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan “anne” biçiminde temsil edilir. Bu temsil özellikle TRT’nin tek kanal olduğu dönemde var olan neredeyse tek temsildir. Özel kanalların yaygınlaşması kadın ve erkek temsillerini çeşitlendirmiş fakat geliştirmemiştir. Temsiller geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine bağlı biçimde sunulmuş ve sunulmaya devam etmektedir. Özellikle kadına şiddetin, kadınlar arasında düşmanlığın, bir erkeğe bağımlılığın, dış görünüş ve romantik ilişkinin kadın kahramanın odak noktası oluşu bu stereotipik temsilin şaşmadan Türk medyasında yer bulmaya devam ettiğini kanıtlar niteliktedir. Aynı şekilde erkek karakterler de sosyal veya fiziksel güç sahibi, agresif, ciddi ve maceracı biçimde temsil edilir. Kadın erkek ilişkilerinde ise bağımlı kadın/bağımsız erkek ve/veya kurban kadın/saldırgan erkek klişelerine yer verilmeye devam edilmesi temsillerin herhangi bir gelişme göstermediğini gözler önüne sermektedir. Bunların sebep olabileceği tehlikelerin başında bu durumların normalleştirilmesi ve/veya halkın şiddete karşı duyarsızlaştırılması gelmektedir. TÜSİAD tarafından yayınlanan verilere göre dizilerdeki ana karakterlerin %53’ü erkek iken %47’si kadındır. Bu dengeli bir oran gibi duruyor olsa da söz konusu görünürlük yani temsil olduğunda popüler dizilerin ekran sürelerinin 2/3’ünde erkek karakterlere yer veriliyor. Kadın karakterler dizilerde fiziksel özellikleriyle ön plandadır. Dizilerde fiziksel özellikler hakkındaki yorumların 3/4’ü kadınlara yapılıyor ve televizyonda gördüğümüz kadın karakterlerin 2/3’ü zayıf karakterler olarak işleniyor. Ayrıca erkek karakterlerin medeni durumu yayınlarda önem arz etmezken bunun aksine kadın karakterleri medeni durumları tanımlıyor ve kadın karakterlerin %100’ünün medeni durumu biliniyor. 2005 yılında 5378 numaralı yasa ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’da yapılan değişikliğin 37. bendinde aşağıdaki ifadeye yer verilmiştir: “Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.” Güçsüzlük, çocukluk ve engel gibi muhtaçlık, akli meleke yetersizliği belirten durumlarla kadınlık özelliğinin bir tutulması kanunun çıkarılma amacı olan kadın haklarının korunmasından ziyade bağlı olunan en üst otorite olan kanunlarda, kadınların aşağı temsil edilmesine sebep olmaktadır. Medyada temsili düzenleme amacıyla yaratılan bu kanun, barındırdığı yan anlam neticesinde önüne geçmeye çalıştığı rollerin üretilmesinde etki sahibi olmuştur. Ülkemizde medyada temsilin düzenlenebilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.   Medyadaki Yansımlar Algımızı Şekillendirmek Zorunda Mı? Medya organlarının hedef kitlesi olarak hiçbirimiz yalnızca tüketici değiliz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Sinema ve Kadın Karakterlerinin Temsili

“Kahramanın bin bir yüzü olsa da cinsiyeti değişmez biçimde aynı olmuştur: Erkek. ”                                                                                                                                                           William Indick Medya, tüm organlarıyla birlikte toplumsal algının şekillendirilmesinde önemli bir role sahiptir. Alımlayıcı; medya üzerinden kendisine sunulan ürünle etkileşime girecek, bu ürün üzerinden yayılan kodları çözümleyecek, onlarla uzlaşacak veya reddedecektir. Alımlayıcıyı verilen ürünün tamamını kabul eden pasif bir özne olarak çizmek ne kadar yanlış olsa da medya üzerinden ulaştırılan mesajlar zamanının ruhunun ve kullanıcı algısının şekillendirilmesinde son derece etkilidir. Bu çerçevede 20.yüzyıldan itibaren kitleleri peşinden sürükleyen ve biz farkında olmasak da hayatımızda oldukça önemli bir yeri olan sinema sanatı da toplumsal cinsiyet rollerinin üretilmesi, yeniden üretilmesi veya yıkılmasında bir araç olarak kullanılabilir. Bu yazı sinemada kadın karakterlerin temsili konusunda giriş niteliğinde yazıdır. Sinemada kadın karakterlerin temsili konusunda karşılaşılan sorunların başında bu karakterlerin var olan toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirecek biçimde yaratılması gelmektedir. Bu karakter anlatımları genellikle ataerkil kültürle bir uyum içerisindedir. Bir metin olarak film, çoğunlukla erkek karakterler üzerinden inşa edilir ve kadın karakterler bu metin içerisinde kahraman olmaktan uzaktır.   Geçmişten Günümüze Kadın Figürü Joseph Campbell  “Yeryüzünde ikamet edilmiş her yerde, bütün çağlarda ve her koşulda, insana ait mitler türemiştir ve bu mitler insanın vücudunun ve aklının eylemleriyle ortaya çıkan ne varsa hepsinin esin kaynağıdır.” der.  Bu nedenle bugün yaratmaya veya yeniden üretmeye devam ettiğimiz mitlerin kaynağını mitolojide aramak hiç de yanlış olmaz. Batı temelli bir eğitimden geçen bizler için de bu arayışa modern Batı düşüncesinin temelini oluşturan Yunan Mitolojisinden başlamak yerinde olacaktır. Erkekler tarafından yaratılan Yunan mitlerinde kadına dair hikayeler de erkek bakış açısından anlatılmıştır. Yunan mitolojisine göre önce Chaos(Kaos) vardır ve ardından Toprak Ana olarak nitelendirebileceğimiz Gaia gelir. Diğer tanrılar yer yüzünün yani doğanın kendisi olan Gaia’dan türemiş olsa da, ona olan ilgi zamanla azalmıştır. Mitolojide kadının doğurganlığının ve anaçlığın simgesi olan, Gaia anne arketipidir. Fakat mitolojide kadınların temsili bu şekilde devam etmez ve mitolojide kadın karakterlerin bir çoğu şehvet, kargaşa ve zaaflarla özdeşleştirilir. Hikayenin sonunda kutuyu açan Pandora’dır. Pandora Pandora, Yunan mitolojisine göre yaratılan ilk kadındır ve insanları cezalandırmak için yaratılmıştır. Zeus, ateşi çalıp insanlara armağan eden Prometheus’un kardeşine balçıktan yapılmış ve olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Pandora’yı hediye ederken Pandora’ya ise yine özellikle açmamasını tembih ettiği ve yine balçıktan yapılmış bir kutu hediye eder. Pandora Zeus’un uyarılarına rağmen kutuyu açar ve hastalık, ölüm, kıtlık gibi bütün kötülükler serbest kalır ve dünyaya yayılır. İnsanlığı cezalandırmak için yaratılan kadın, tüm kötülüklerin sebebidir.   Medusa Athena Tapınağı’nda yaşayan bir ölümlü olan Medusa’ya aşık olan Poseidon, bir gün eşi Athena’nın tapınağına giderek Medusa’ya tecavüz eder. Olanları öğrenen Athena ise eşini cezalandırmak yerine Medusa’yı cezalandırır ve onu gözlerine bakanların taşa dönüştüğü bir Gorgon’a çevirir. Öfkesi dinmeyen Athena bunun üzerine Perseus’u görevlendirerek Medusa’yı öldürtür. Anlatının en suçsuz ismi olan Medusa hikayenin sonunda suçlu olmuş ve “insanların kahramanı” Perseus tarafından öldürülmüştür. Helen Evli olduğu Menelaus’u  aldatarak büyük bir savaşa sebep olmuş ve Truva’yı yıkıma sürüklemiştir. Aphrodite Güzelliği ile bilinen Tanrıça Aphrodite “düzenbaz” olarak nitelenmektedir. Çünkü kendisi, eşi Hephaestus’u aldatmıştır. Ayrıca bir ölümlüye aşık olan Aphrodite, ölümsüz olduğu için reddedilince şekil değiştirerek ölümlü bir kadın şekline bürünmüştür.   Görüldüğü üzere kadın karakterler çoğunlukla yıkım, şehvet ve zaafla özdeşleştirilmiş. Kadının, doğurganlık ile başlayan hikayesi zamanla aldatma, düzenbazlık ve kötülüğe evrilmiştir. Modern mitlerin temeli olan antik mitler tıpkı günümüzde olduğu gibi kadını kontrol altında tutmak için anlatılagelen efsanelerdir. Erkeğin içindeki zaafa işaret eden Medusa, kurban olmasına karşın anlatının sonunda cezalandırılan taraf olmuştur. Gerçekte tüm bu kadınlar, ataerkilliğin kurbanıdır. Bu kadınların ortak özelliklerinden biri çoğunun isimlerinin geçtiği anlatılarda kahraman olmamasıdır. Kadın karakterler, mitolojide ve sinemada çoğunlukla birer kahraman değil yalnızca arketiptir. Çoğunlukla bir şeyleri sembolize ederler.  Sinemada kadınlarla özdeşleştirilen bazı karakter arketipleri aşağıdaki gibidir. Bu kısım William Indick’in Senaryo Yazarları İçin Psikoloji kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır. Tanrıça Tanrıça bir ebeveyn arketipidir ve olumlu anneliği sembolize eder. Rahatlatıcı, besleyici, kibar ve evrensel bir annedir. Tanrıça arketipi, annenin çocukta gördüğü işlevi görür. Kahramanın duygusal bütünlüğe ulaşmasını sağlar. Tanrıça arketipinin bazı  örnekleri aşağıdaki gibidir: Cindirella (1950/2015)  filmindeki Külkedisi Uyuyan Güzel (1959/2011 ) filmindeki Uyuyan Güzel Yüzüklerin Efendisi (2001) filmindeki Galadriel Gölge Tanrıça İdeal anne figürü olan Tanrıça arketipinin zıttı olan olumsuz bir anne arketipidir. Tanrıçanın gölgesidir ve olumsuz özelliklerin tümünü taşır. Genellikle büyücü/cadı, kötü üvey annedir. Gölge tanrıça arketipinin bazı örnekleri aşağıdaki gibidir: Pamuk Prenses – Evil Queen (1937/1970) Uyuyan Güzel – Malefiz (1959/2011) Gerçek Yaşam Tanrıçaları Duygusallık, sezgisellik ve sevgiyi sunan tüm kadın figürleri tanrıça olarak nitelendirilir. Gerçek yaşam tanrıçaları oldukça iyi olmalarına ve kadınlıkla özdeşleştirilen anaçlığı taşımalarına karşın her zaman mükemmel değillerdir. Anima Anima, erkeksi ve kadınsı özellikleri birleştirir ve dengenin temsilidir. Animanın taşıdığı nitelikler; duygusallık, sezgisellik, empati gibi dişil niteliklerdir. Fakat anima, tanrıça ile aynı arketip değildir. Anima genellikle bir aşık ya da erotik bir karakterdir. Tanrıça, anne olduğundan kutsaldır ve cinsellikle özdeşleştirilmez. Anima; romantik sevgi sunar, çoğunlukla aşk ilişkisidir ve erkek kahramanın sezgisel yanını tamamlar. Böylece filmin sonunda erkek karakterin gelişimi tamamlanmıştır ve artık romantik ilişkisiyle birlikte mutlu sona ulaşabilir. Baştan Çıkarıcı Kadın – Femme Fatale Tıpkı gölge tanrıça gibi Femme Fatal da animanın kötü yanını temsil eder. Femme Fatale, adı “kötüye” çıkan baştan çıkarıcı kadındır. Erkek kahramanı yolundan saptırır ve tehlikeye atar. Genellikle bir savaşın ortasında olan erkek kahraman, Femme Fatale kadına karşı savunmasızdır. Femme Fatale, çoğunlukla cezalandırılır ya da aşık olup animaya dönüşerek ödüllendirilir. Onun ödülü çoğunlukla onu seven erkek karakterdir. Ne olursa olsun, baştan çıkarıcı kadının “toplumda kabul görmesi için” değişmesi gerekir, değişmeyen gölge anima cezasını hak etmiş demektir. “Femme Fatale’i üreten kültürel temsiller modern yaşamın yeni kadınlarına dair eril korkuları cinsellik, felaket ve ölüm üçgeninde işlemişlerdir. Bu temsiller Femme Fatale’i karşı konulamaz cinsel cazibeye sahip, şeytani amaçları olan, baştan çıkardığı erkeklerin toplumsal statüsünü, ekonomik yaşamını ve ahlaki değerlerini yıkıma sürükleyen bir özne olarak

Scroll to Top