Feminizm

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Nedir Bu Mansplaning?

Selam Sisterslab blog okurları. Bugünkü yazımızda sık sık duyduğumuz ya da adını sık sık duymasak da günlük hayatta çok kez karşımıza çıkan bir kavramı inceleyeceğiz: Mansplaning! Nedir bu mansplaning? Bunu daha önce duymuş olabilirsiniz, bir kadın olarak yaşamamış olma ihtimaliniz de epeyce az. Mansplaning’in anlamı aslında adında gizli. İngilizce “man” (erkek) ve “explaning” (açıklama) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor yani kabaca Türkçeye çevirecek olursak açıklayan erkek anlamına geliyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

İran’da Mahsa Amini Protestoları ve Feminizm

  Tarih 13 Eylül 2022. İran’da Mahsa Amini isimli bir genç kadın başörtüsünü düzgün bağlamadığı gerekçesiyle İrşad Devriyeleri adı verilen ahlak polisleri tarafından “eğitime” alınıyor. Eğitime alındığı sırada fenalaşıyor ve hastaneye kaldırılıyor. 16 Eylül 2022’de ise 22 yaşındaki genç kadın hayatını kaybediyor. Ölüm nedeninin ani kalp yetmezliği olduğu söyleniyor. Ailesinden alınan bilgiye göre Mahsa Amini’nin ani kalp yetmezliğine sebep olabilecek herhangi bir sağlık sorunu bulunmuyor. Görgü tanıkları ise genç kadının polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybettiğini söylüyor. Mahsa Amini’nin cenazesi ailesine verilmediği gibi, aileye ev hapsi veriliyor. Bu olay üzerine İran’da kadınlar ayaklanıyor. Birçok kadın sokağa başörtüsüz çıkıp eylemler sırasında saçlarını kesip yakıyor. Yine eylemler sırasında birçok kadın gözaltına alınıyor, gencinden yaşlısına 500’den fazla kişi gösteriler sırasında hayatını kaybediyor. Dünya üzerinde kadınların ve erkeklerin eşit haklara ve özgürlüklere sahip olmadığını biliyoruz. Ancak dünya üzerinde farklı ırk, etnisite, coğrafya ve statüdeki kadınlar da yaşam koşulları ve mücadele etmek zorunda oldukları durumlar bakımından eşit koşulları paylaşmıyorlar. 1980’li yıllardan itibaren güçlenen üçüncü dalga feminizm akımında eleştirisi yapılan temel mesele buydu. Feminizm yalnızca Batı ülkelerindeki kadınların sorunlarından ibaret olmamalı, Batılı Beyaz Dünya dışındaki kadınları göz ardı etmemeliydi. Dünya üzerinde kadınların sorunları çok çeşitliydi ve her kadının mücadelesi kendi gerçekliğince olmalıydı. İran’daki başörtüsü meselesi bu durumu gözler önüne seren en iyi örneklerden biri. Batı ülkelerinde başörtüsü kullanıp kullanmamak kadınların kendi tercihi olabilecek bir durumken İran, Suudi Arabistan ve Afganistan gibi ülkelerde kadınların örtünmesi zorunluluktur. İran’daki Rejim Değişikliklerine Bağlı Olarak Başörtüsü Meselesi İran’daki örtünme meselesinin geçmişini inceleyecek olursak 1935’te Rıza Şah hükümeti ile kadınların örtünmesi yasaklandı. Bu durum muhafazakâr kadınların huzursuzluğuna ve evlerine kapanmalarına sebep oldu. Başörtüsü kullanmak İran kültüründe köklü geleneklerden biriydi. Örtünme yasağı pek çok kadının kendini çıplak hissetmesine ve kamusal alandan izole olmasına neden oldu. İlerleyen yıllarda bu yasak başörtülü ya da başörtüsüz fark etmeksizin kadınlar tarafından protesto edildi. Bu protestoların ardından 1979 yılında İslam Devrimi ile bu kez de başörtüsüz olmak bir yasağa dönüştü. Günümüzde İran’da kadınlar başörtüsü kullanmalı, kollarını bacaklarını ve kalçalarını örten bol kıyafetler giymelidir. Aksi halde cezai yaptırımlar uygulanmaktadır. Oysa ki örtünmek ya da örtünmemek kişilerin kendi özgür iradesiyle tercih ettiği bir durum olmalıdır. Sadece örtünmek de değil. Yetişkin insanlar yaşamlarına dair kararları özgür iradeleriyle alıp bunu uygulayabilmelidir. Kadın ya da erkek fark etmeksizin kişinin din ve vicdan hürriyeti ve diğer hürriyetlerinin kısıtlanması insan haklarına aykırı bir durumdur. Dünya Gündeminde Mahsa Amini Protestoları Eylül ayından beri devam eden protestolar dünya gündeminin de değişmez maddelerinden biri olmuş durumdadır. Hem bizim ülkemizden hem de başka ülkelerden birçok sanatçı ve aktivist İran’daki protestolara destek olduğunu çeşitli şekillerde göstermiştir. Türkiye’deki kadın sinemacıların Stand with Women of Iran – Turkey adlı Instagram hesabı üzerinden yaptıkları paylaşımlar protestolara verilen desteğin ülkemizdeki örneklerinden biridir.   Juliette Binoche, Marion Cotillard ve Isabelle Huppert gibi isimlerin de aralarında bulunduğu Fransız kadın oyuncular da sosyal medya üzerinden İran’da yaşanan olaylara saçlarını keserek dikkat çekmiştir.   Dünyaca ünlü İranlı aktris Taraneh Alidoosti’nin sosyal medyada “Jin, Jiyad, Azadi (kadın, yaşam, özgürlük)” yazan bir pankart ile başı açık bir fotoğraf paylaşması ise en büyük desteklerden biri olmuştur.   İtalya’da kadınlar Mahsa Amini’nin ölümünü “Donna, vita, liberta (kadın, yaşam, özgürlük)” sloganları ile protesto etmiştir.   Yunanistan da protestolara destek veren ülkelerden biri olmuştur.   Protestolara dünya çapında verilen destek feminizmin dördüncü dalgası olarak adlandırılan dijital feminizm ile ilişkilendirilebilir. Medya ve sosyal medya aracılığıyla İran’da yaşanan olayları günü gününe takip edebiliyor olmak, sosyal medya aracılığıyla protestolara destek vermek, yaşanan olaylara dikkat çekmek ve kısa sürede on binlerce kişiye ulaşmak dijital teknolojinin ve dolayısıyla dijital feminizmin en büyük avantajlarından biri olmuştur. Dijital araçları kullanarak feminizm mücadelesi yürütmenin dezavantajları da vardır tabii. Her kadının internete erişim sağlayamaması; sosyal medyanın sağladığı anonimlik nedeniyle kadınların çok kolay bir şekilde aşağılamaya, mağdur suçlamaya ve küçümsemeye maruz kalması, dijital araçlardan elde edilen bilginin doğruluğundan emin olunamama riski dijital feminizmin karşı karşıya kaldığı zorluklardan birkaçıdır. Ancak İran’da yaşanan olaylara hem sosyal medyada hem de sokakta verilen dünya çapındaki destekler dijital feminizmin birleştirici gücünü bizlere bir kez daha gösteriyor. Farklı coğrafyalardan pek çok kadın tek bir slogan ya da hashtag üzerinde birleşebiliyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Femvertising: Pazarlamada Feminizm

Cep telefonlarımızda, televizyonlarda, gazetelerde, sokakta ve toplu taşıma araçlarında durmadan reklamlara maruz kalıyor ve bilinçsiz bir biçimde tükettiğimiz bu içerikler tarafından uyarılıyoruz. Pazarlamanın gelişiminden beri reklamlar hayatlarımızın ayrılamadığımız bir parçası. Peki reklamlar yalnızca satın alma kararlarımızı mı etkiliyor? Reklamlarda Cinsiyetçilik İkinci Dünya Savaşı sonrasında pazarlama, halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerinin gelişmesi ve öneminin fark edilmesiyle birlikte reklamlar, markaların tüketici ile iletişimleri için vazgeçilmez bir yöntem haline geldi. Yıllardır cinselliğin satacağı mottosu ile üretilmiş, özellikle kadın bedeninin objeleştirildiği ve erkeklere tabiri caizse “vahşi” roller biçildiği cinsiyetçi reklamlara maruz kaldığımız bir gerçek. Öyle ki birçoğumuz bu duruma o kadar alışkın ki izleyerek büyüdüğümüz, sloganlarını ezberlediğimiz, bilinçaltımızda yer edinmiş bu reklamlardaki sorunlu ifadeleri çoğu zaman göremiyoruz.     Yukarıda gördüğünüz reklam KFC’nin 2015 yılında Twitter üzerinden yürüttüğü #ençokneremiseviyorsun hashtagli kampanyasına ait. Görsel üzerinde tavuk göğsü ve but parçalarına yer verilirken KFC’nin cinsel çağrışımlı ve kadın bedenini hedef alan bu reklamı Twitter üzerinde tepki toplamasının ardından markayı açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Reklamda kadın bedenine ait bir görsel öge bulunmamasına karşın alt metinde yer alan objeleştirme, tüketici tarafından rahatsız edici bulunacak derece açık bir biçimde hissedilebiliyor. KFC tarafından başlatılan kampanya aldığı tepkiler neticesiyle kısa süre içerisinde sonlandırılsa da bu ülkemizdeki ilk ve tek örnek değil. Biomen markasının 2012 yılında “Erkeksen erkek şampuanı kullanırsın!” sloganıyla yayınladığı reklamlar yalnızca Türkiye değil dünya basınının da oldukça ilgisini çekmişti. Reklamlarından birinde ünlü diktatör Adolf Hitler’i kullanan marka, diğer bir reklamında toplumsal standartlar çerçevesinde kadın kıyafetleri giyen ve peruk takan üç erkeğin görüntüsüne yer vermişti. Kadın şampuanı kullanmayı kadınlaşmak ve bunun sonucunda erkekliğin yitirilmesi korkusuyla özdeşleştiren ve deyim yerindeyse anlamı olmayan bir kişisel bakım ürününe cinsiyet atayan bu reklamın bir savaş suçlusunu kullanması, bu kişiyi erkeklik ile özdeşleştirirken kadın şampuanı kullanmayı ve kadınlığı ötekileştirmesi ve neredeyse şeytanlaştırması oldukça dikkat çekici bir fenomen olarak karşımıza çıkmakta.     Örneklerde de görebileceğiniz gibi reklamlarda cinsiyetçilik yalnızca alt metinlerde ve kadınların cinsel obje olarak yansıtılmasıyla yapılmıyor. Aynı zamanda alt metinde kadın düşmanlığının yer aldığını söyleyebileceğimiz ötekileştirici reklamlar ile de yapılıyor. Toplumda var olan cinsiyetçilik toplumu etkisi altına alan medyadan beslenir, bu nedenle medyada kullanıcıya sunulan içerikler kültürü ve çağın ruhunu ister istemez etkileyecektir. Medya ürünleri her ne kadar toplumsal trendlerden beslenseler de hakim söylemin topluma indirmek ve benimsetmek istediği anlayışları yaymaları çok daha yaygındır. Bu nedenle dolaylı ve direkt olarak cinsiyet eşitsizliğini etkilemektedirler. Pazarlamada Eksen Kayması: Femvertising Uzun yıllar boyunca satış stratejilerini cinsiyetçi reklamlar ve kampanyalar üzerinden yürüten reklam ve pazarlama dünyası toplumsal bir hareketten oldukça etkilendi: Feminizm. Feminizmin ne olduğundan hepimizin haberdar olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Toplumsal bir hareket ve bir düşünce olarak feminizm, kadın ve erkeklerin sosyal ve entelektüel olarak eşit olduğu ve toplumda farklı cinsiyetlerin eşit muamele görmesi gerektiği düşüncesine dayanır. Özellikle 20. yüzyıl sonları ve 21.yüzyıl başlarında kadın hareketlerinin güçlenmesi, feminist ideolojinin görünürlüğünü arttırmış böylelikle de eşitlik ve hak talep eden bireylerin sayısı da yükselmiştir. Feminizm, toplumsal bir trenddir ve trendler kalıcı toplumsal değişimlerin öncüleridir. Toplumda ortaya çıkan trendler pazarlama faaliyetlerini ve üretimi etkiler. Trendler toplum içerisinde oluşur, zorlanamaz ve üretilemez. Yirminci yüzyıl sonlarında yükselişine başlayan feminizm trendi de markaların dikkatini çekmiş ve özellikle 2000 sonrasında bir pazarlama stratejisi olarak aktif bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Pazarlamadaki bu feminist trend yükselişi yani feminist reklamcılık ise Femvertising olarak adlandırılmaktadır. İngilizce Feminism(feminizm) ve Advertising(reklamcılık) kelimelerinin kelimelerinin birleşmesinden oluşturulan femvertising en basit tabiriyle “feminist reklamcılık”tır ve kadın güçlenmesini temel alan “güçlendirici” reklamlar olarak tabir edilir. Yıllarca reklamlarda kadınlar pasif özne hatta obje olarak yer almış, erkeklere ise aktif ve sert roller uygun görülmüştür. Femvertising ise buna zıt olarak kadın özgürleşmesi ve güçlenmesi temasına sahip reklam trendlerine verilen addır. Başarılı Femvertising Örnekleri L’oreal – Ben Buna Değerim (I’m Worth It) Femvertising hiç de yeni bir strateji değil. ABD’de 1970’li yıllarda feminist hareketin yükselişi ile L’OREAL “Because I am worth it (Çünkü ben buna değerim)” sloganı ile bir reklam yayınladı. Bu reklamda kadının tercihlerinin ve öz değerinin vurgulanması dönem için bir yenilikti. O dönemden beri marka sloganı “Çünkü sen buna değersin” ya da “Çünkü biz buna değeriz” gibi biçimlerde kullanıldıysa da büyük ölçüde aynı kaldı. Dove – Gerçek Güzellik (Real Beauty) Yakın tarihin belki de en başarılı, bol ödüllü femvertising örneği Dove markasına ait. Dove’un 2004 yılında başlattığı Gerçek Güzellik kampanyası, markanın reklamlarında farklı görünüşlere sahip olan kadınlara yer verilmesi ile başladı. Kampanya, kadın güzelliği ile ilgili standartlar dışında daha gerçekçi ve özgür standartlara yer vererek kadın güçlenmesi ve özgürleşmesini amaçlıyordu. Kampanya 2004 yılından beri birçok ödül aldı ve Ad Age’in 21. Yüzyılın Bir Numaralı Reklam Kampanyası seçildi. P&G – #KızGibi Procter & Gamble firmasının sahibi olduğu Orkid (Always) markasının birkaç yıl önce başlattığı başarılı kampanya oldukça tanınan ve iyi bir örnek. ABD pazarı için hazırlanan kampanya daha sonra tüm dünyada yer aldı ve oldukça başarılı oldu. Kampanyanın reklam filminde “kız gibi” sloganının çağrışımlarına odaklanan firmanın yetişkinlere “kız gibi” bir şey yapmalarını söylediklerinde nasıl aşağılayıcı hareket ettiklerini, aynı komut çocuklara verildiğinde ise o şeyi olması gerektiği gibi yaptıklarını gözledi. Böylelikle kampanya bize her ne kadar çocukların cinsiyet eşitliği konusunda yetişkinler kadar yozlaşmış olmadıklarını gösterse de bu rollerin çocuklukta öğrenildiği gerçeğini de yüzümüze çarpmış oldu. Kampanya “kız gibi”yi bir hakaret olmaktan çıkartmayı amaçlayarak kelimeye yeni bir çağrışım kazandırdı. [youtube v=”Qv_jwegGtvY”]   Nike – Bizi Böyle Bilin Nike tarafından 2017 yılında yayınlanan reklam filmi profesyonel ve amatör kadın sporcuların başarılarını kutluyor ve kadın sporculara karşı kalıpların yıkılması amacını taşıyor. Reklam filminde Türk Milli Basketbol Oyuncusu Işıl Alben, Milli Tenisçi İpek Soylu, Milli Triatlet Esra Gökçek, Kick Bokscu Funda Diken Alkayış, Çisil Sıkı’nın liderliğindeki Dans Fabrika dansçıları ile oyuncular Dilan Çiçek Deniz ve Elvin Levinler yer alıyor. [youtube v=”tYh9aCW_DyI”]   Femvertising Feminizm için Ne Yapıyor? Dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşan femvertising hareketleri, sadece daha eşit bir topluma ulaşmak meselesi değil aynı zamanda markalaşma meselesidir. 18-34 yaşlarındaki kadınlar arasında gerçekleştirilen araştırmada femvertising’in sosyal medyada beğenilmesi, paylaşılması veya yorumlanması olasılığının % 80 daha yüksek olduğu bulgulandı (Google Tüketici Anketi, 2016 Wojcicki, 2016). Bunun yanı sıra kadınların % 50’den fazlasının reklamlarda kadınlara yönelik güçlendirici etkiye sahip markaları satın aldığı ortaya çıktı. Bu noktada femvertising’in reklamcılığın geleceği olduğu görüşü güçleniyor. “Seks, sattırır” mottosu da yerini “feminizm, sattırır” mottosuna bırakıyor.  

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Terimleri

Toplumsal cinsiyet çalışmaları günümüzde etki alanını giderek arttırarak  hak ettiği önemi görmeye başlamıştır. Bununla birlikte alana dair toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla düzenlenen eğitimler, seminer ve webinarlar ise giderek yaygınlaşmakta ve insanların konu hakkında bilgi edinmesini kolaylaştırmaktadır. Konu hakkında araştırmalar gün geçtikçe artmakta ve derinleşmektedir. Bu yazıda toplumsal cinsiyet konusu ile ilgilenmeye başlayan kimseler için faydalı olabilecek ve sık karşılaşılabilecek kelimelere ve anlamlarına yer verilmiştir.   Toplumsal Cinsiyet: Cinsiyetler arasında, kültürel olarak kurulan farkların tümüdür. Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliğe inanan ve amaçlayan düşünce sistemi. Patriarşi (Ataerkillik): Erkek bireylerin daha güçlü olduğu hiyerarşik toplumsal yapılanma. Mizojini(Kadın Düşmanlığı): Kadınlara karşı duyulan nefret. Misandri(Erkek Düşmanlığı): Erkeklere karşı duyulan nefret. Seksizm (Cinsiyetçilik): Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu düşüncesi. Düşmanca Cinsiyetçilik: Kadınların açıkça aşağılanması, hakarete uğraması ve objeleştirilmesini ifade eder. Hayırsever Cinsiyetçilik: Cinsiyetçiliğin üstü örtülü biçimde, iltifat şeklinde yapılması durumu. Kadınların erkekler tarafından korunması gerektiği düşüncesi buna bir örnektir. İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik: Cinsiyet ayrımcılığının, kişinin düşünce yapısının ve inanışlarının  bir parçası olması durumudur. Kurban Suçlama(Mağdur Suçlama): Bir olayın mağdurunun olaydan kısmen veya tamamen sorumlu tutulması, tutulmaya çalışılmasıdır. Male Gaze (Erkek Bakışı): Edebiyat, sanat, sinema gibi alanlarda kadınların cinsel açıdan objeleştirilmesi ve erkek izleyicinin hazzına yönelik şekilde sunulmasıdır. Ayrıcalık: Toplumdaki bazı kimselerinden diğerlerinden daha avantajlı durumda olmasını ifade eder. Mansplaining: Bir kadına karşı, herhangi bir konuda üstünlük taslayarak küçümseyici biçimde konuşulmasına karşılık gelir. Manspreading: Erkeklerin özellikle toplu taşıma araçlarında bacakları açık oturarak birden fazla koltuğu kaplamasına verilen addır. Bropropriating: Bir kadının fikrinin bir erkek tarafından izinsiz alınarak kendi fikri gibi yansıtılması durumudur. Cinsiyetler Arası Ücret Farkı (Gender Pay Gap): Dünya genelinde kadınların, aynı işleri yaptıkları erkeklerden daha az maaş almasına verilen isimdir. Psikolojik Şiddet: Birçok alt başlığı bulunan, tanımlanması fiziksel şiddete göre çok daha zor olan bir şiddet türüdür. Failin; mağduru manipüle etmesi, çevresinden uzaklaştırması, değersiz olduğunu düşündürmesi gibi birçok yolla yapılır ve mağdur üzerinde son derece olumsuz etkileri vardır. a) Stashing (Saklama): Beraber olunan insanın, sizi çevresinden saklaması sanki yasak bir ilişki yaşıyormuş gibi davranması durumudur. b)Ghosting (Yok olma): Görüşülen kişinin aniden ve hiçbir sebep sunmadan ortadan yok olmasıdır. c)Breadcrumbing (Yemleme): Birlikte olunan kişinin, oldukça olumlu davranışlar sergilemesini takip eden kısa süre içerisinde ortadan yok olması ve daha sonra yeniden iletişime geçmesidir. d)Cushioning (Tamponlamak): Birlikte olunan kişinin başka bir ilişki içerisinde olması fakat bu ilişkiyi bitireceğini ifade ederek yalan söylemesidir. Böylece her iki ilişkiyi de muhafaza eder. e)Zombieing (Hortlama): Görüşmeyi kestiğiniz kişinin yok olduktan sonra aniden ortaya çıkması ve bu davranışları tekrarlamasıdır. f)Gaslighting(Akıl Bulandırma): Birlikte olunan kişinin, partnerini sürekli olarak akli dengesini sorgulama itmesi ve yanlışlaması durumudur. Cinsel Şiddet: Cinselliğin mağduru küçük düşürmek, kontrol etmek veya cezalandırmak için kullanılmasıdır. Ekonomik Şiddet: Maddi güç ve üstünlüğün mağduru kontrol etmek ve denetlemek için kullanılmasıdır. Dijital Şiddet: Teknoloji araçlarının mağduru kontrol etmek için kullanılması, dijital platformlar üzerinden zorbalama, gizliliğin ihlali gibi durumları tanımlamak için kullanılır. Flört Şiddeti: Kadın ve erkeğin romantik çift olmasının arından kadının şiddet şiddet görmesini ifade eder. TERF: Açılımı “trans exclusionary radical feminists” “trans dışlayıcı radikal feministler” olan kısaltma, transfobik radikal feminist grupları adlandırmak için kullanılır. Transmizojini: Transfobi ve kadın düşmanlığının bir karışımdır. Kesişimsel Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliği ve kadın güçlenmesini savunurken toplumun farklı kesimlerinden kadınların durumunu gözeten anlayıştır. Bu tip feminizm anlayışı kadınların sosyal statüleri, ırkları, ekonomik durumları, dinleri, cinsel yönelimleri gibi özellikleri dikkate alır. Transfeminizm: Trans kadınlar için trans kadınlar tarafından başlatılan bir hareket olarak Emi Koyama tarafından özgürlüklerini tüm kadınların özgürleşmesine bağlayan ve bunun ötesinde gören feminizm biçimi olarak tanımlanmıştır. Cinsel Yönelim: Kişinin romantik& fiziksel ilişkilerinde hangi cinsiyete yöneldiğini ifade eden kavram. Tercih değildir. Homoseksüel: Romantik ve fiziksel olarak aynı cinse ilgi duyan kişidir. Homofobi: Homoseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Heteroseksüel: Romantik ve fiziksel olarak karşı cinse ilgi duyan kişidir. Heteronormativite: Heteroseksüelliğin toplumsal norm, doğal bir durum olarak kabul edilmesidir. Biseksüel: Hem kendi hem de karşı cinse ilgi duyan kişilerdir. Bifobi: Biseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Düzcinsel: Heteroseksüel kişi. Kuir (Queer): Heteroseksüel kategorisinin dışında kalan ve kendini bu şekilde tanımlamayan tüm kişiler için kullanılan kapsayıcı bir terimdir. Atanmış Cinsiyet: Doğduğu andan itibaren bireye atanan cinsiyettir. Biyolojik cinsiyete dayanır. Trans: Doğumda atanan cinsiyetinin dışında bir cinsiyet kimliği olduğunu beyan eden kişidir. Cinsiyet Kimliği: Kişinin kendini ait hissettiği cinsiyet grubudur. Kişinin cinsiyet kimliği atanan cinsiyetle aynı olabilir veya olmayabilir. Transfobi: Translara karşı duyulan nefreti ifade eder. Natrans (Cisgender): Cinsel kimliği ve biyolojik cinsiyeti aynı olan kişidir. Akışkan Cinsiyet: Kadın ve erkeğin karışımı olabilen zaman zaman değişebilen cinsiyet kimliği biçimidir. Nötr Cinsiyet: Kişinin kendini cinsiyetsiz olarak tanımlamasıdır. Herhangi bir cinsiyet aidiyeti bulunmaz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi: Feminizm Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya  “Toplumsal cinsiyet kavramı, kadınların ‘farklılıklarını’ değil, kadınlarla erkekler arasındaki  yapısal eşitsizliği, hiyerarşik ilişkiyi dile getiriyordu esas olarak.” Syf. 55 Gülnur Acar Savran’ın 2018 yılında Dipnot Yayınlarından çıkan “Feminizm Yazıları” kitabı uzun yılların birikimi olarak derleme çalışması diyebiliriz.  Kronolojik sıralama olmaksızın Gülnur Acar Savran, çeşitli dergilerde yazdıklarını bu kitap içinde 3 bölüme ayırıp kitabın adında belirtildiği gibi kuramsal bir zeminden politikadaki karşılığına uzanan bir çalışma yapmıştır. Kitabın son bölümünde söyleşilere yer vererek aslında 3 bölümün genel bir özetini yapmıştır. “Karşılıksız ev emeğinin güçsüzleştirdiği kadınlar; ancak düşük ücretli, sosyal güvencesi olmayan işlerde, kesintili olarak çalışıyorlar. Bu işler, onların aileye ve erkeklere bağımlılığını yeniden üretiyor.” Syf. 30 Acar, “Beden Emek Tarih” kitabındaki çalışmasına benzer olarak Feminizm Yazıları’nda da kadın emeği ile başlamıştır. Patriarkanın ve kapitalizmin kadın emeği üzerindeki farklılaşması ile başlayan bu bölüm AB’nin toplumsal cinsiyet politikaları ile devam eder. Karşıklıksız emekten ve bu emeğin politik zemininden bahsederek ilk bölümü sonlandırır.   “Kadın bedeni artık hem günahkar ve kışkırtıcıdır hem namus simgesidir; hem kutsal anneliğin taşıyıcısıdır hem pornografi nesnesidir.” Syf. 113  Gülnur acar, ikinci bölümde kadın bedeni üzerindeki tahakküme dikkat çekiyor. Ana akım bilimin kadın bedenini nasıl kontrol ettiğini açıklarken Butler üzerinden kimlik politikalarına vurgu yapıyor. “Bedenimiz bizimdir!” diyerek kapsayıcı bir bölüm özeti yapıyor.  “Bana kalırsa feminizmi bir dizi toplumsal harekete iliştiren politik ve teorik yaklaşımlar onun sahiden ne söylediğini tam duymuyorlar…” Syf. 177 Söyleşiler öncesi son bölüm olan Feminist Politika, politik öznenin kim olduğu sorusu ile başlayıp kendi döneminin dilini ve iktidarın politikalarını eleştirerek bitiriyor.  2019 yılında Gazete Duvar’da İrfan Aktan¹, kadınların ev içi hizmet ve bakım nedeniyle işgücüne katılamamasını sorduğunda Gülnur Acar Savran bunun nedenini kapitalizmin ihtiyaçlarına karşılık olarak Türkiye’de patriarkanın daha güçlü konumda olduğunu söylüyor. Hemen ardından 25-34 yaş grubu kadınların çalışma hayatından çekilmesinin nedenine yanıt olarak ise bir önceki sorunun cevabını destekler  nitelikte “çocuk doğurdukları için…” diyor.   Bu cevaplar ekseninde 2020 yılı Türkiye’de Kadın Emeği Raporunun bir özetini sunmak isterim. DİSK/GENEL-İŞ Türkiye’de Kadın Emeği Raporuna² göre işgücüne katılma potansiyeli olan kadınların sadece %34,2’si çalışabilmekte buna karşılık erkeklerde bu oran %72,7’dir. İspanya’daki kadının işgücüne katılım oranı ise %53’tür. Türkiye’deki bu oran her 10 kadından 3’ünün iş hayatında kendine bir alan bulduğunu göstermektedir. Bunun yanında kadınların ev içi bakım ve hizmetler nedeniyle iş bırakması yıldan yıla artığını da göstermekte. Son olarak da raporda Türkiye’deki işe karşılık verilen ücretin eşit dağıtılmadığını gösteriyor. En yüksek farkın meslek lisesi mezunu kadın ve erkekler arasında olduğunu söylüyor, bu oranı %30 olarak belirtiyor. STEAM alanlarındaki kadın katılımı ilgili yazı için Ceren Şahin’in STEAM Alanlarına Kadın Katılımı ve STEAM Alanlarında Kız Çocukları yazısına bakabilirsiniz.  Kaynakça https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/02/09/gulnur-acar-savran-erkeklik-krizi-yok-patriarka-hala-cok-guclu https://www.genel-is.org.tr/turkiyede-kadin-emegi-raporumuz-yayimlandi,2,21031#.YPbDbS-3wgo

Scroll to Top