Toplumsal Cinsiyet

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadına Yönelik Şiddet: Bir Düzen(sizlik) Meselesi

“…düzen, önce doğal olan cinsiyeti yapay bir toplumsal cinsiyete dönüştürüp Erkeği ‘erkek’, kadını ‘kadın’ yaptı. Gerçekte ise erkeği ‘insan ırkına’, kadını da yalnızca bir ‘cinsiyete’ dönüştürdü.” Claudia von Werlhof Kadına yönelik şiddetin artması, toplum içerisinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yaygınlaşması ile doğru orantılı olarak devam etmektedir. Toplumun kendi içerisinde geliştirdiği ve biyolojik kimliğin önüne geçirdiği toplumsal cinsiyet kimlikleri, maalesef ki süt içmeyi reddetmeye başladığımızdan bu yana beynimizde yer etmiştir. Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkekler üzerine yüklenmiş toplumsal, kültürel, algısal farklılıklarla ilişkilidir. Toplumun “kadın” ve “erkek” olmak üzerine alışılagelmiş rolleri toplumsal cinsiyetin temelini oluşturmaktadır. Kadın ve erkeğe atfedilen kalıp yargılar (basmakalıp düşünce/stereotyping) toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde önemli rol oynamaktadır. Erkeklerin güçlü ve baskın, kadınların ise baskılanmaya müsait ve hem ruhen hem de bedenen zayıf olduğu yargısı, erkek egemenliğine zemin hazırlamaktadır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Standartlarımız: Güzelliğin Cinsiyeti

güzel: (sıfat) Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı:       Güzel kız. Güzel çiçek. (isim) Güzel kız veya kadın TDK- Güncel Türkçe Sözlük   Güzellik olgusunun göreceli olduğu, dönemden döneme veya kişiden kişiye değiştiği sıklıkla söylenir. Bununla birlikte bu kavramın toplumsal hayattaki yeri üzerine düşünmek her ne kadar gerekli olsa da kavramın göreliliği bunu bireyler için zorlaştırmaktadır. Güzellik, iyi, hoş, ahlaklı, doğru düzgün yapılmış, estetik olarak tatmin edici, görgü kurallarına uyan pek çok şeyi işaret eden bir isimdir. Her ne kadar ilk bakışta “güzellik” kavramı ve güzel sıfatı estetik olarak tatmin edici, hoşa giden nesne ve kimseleri nitelemek için kullanılır diye düşünsek de güzellik kavramı toplumumuzda sanattan etiğe “iyi” olan her şeyle özdeşleşmiştir. Güzellik yalnızca belirli bir estetik durumu değil, kelimenin tam anlamıyla üstün olan tüm nitelikleri karşılayacak kadar anlamca genişlemiş ve güzel sıfatı soyut-somut birçok durumu niteler hale gelmiştir.     Güzellik Algısının Değişimi Umberto Eco Güzelliğin Tarihi eserinde Hesiodos’un Tanrılar tarafından benimsendiğini ifade ettiği ve daha sonraki Yunan ozanları tarafından sıklıkla tekrarlanan “Güzel olan sevilir, güzel olmayan sevilmez.” dizelerine yer verir. Burada asıl önemli olan nokta Antik dönemin estetik ve güzellik kuramından yoksunluğu çerçevesinde Antik Yunan halkının güzelliğe bakışını ifade etmesidir. Antik Çağ’da güzellik, “ılımlılık”, “uyum”, “simetri” gibi değerlerle bir tutulur. Eski Yunan’ın güzellik kavramını değerlendirme ölçütüne Delfoi Kahini’nin bir cevabını örnek gösterir Eco “En güzel, en adil olandır.”  Güzellik, antik çağa günümüz perspektifinden baktığımızda aslında kurgusal olarak karşımıza çıkan bir konsepttir. Yalnızca estetik olan değil, iyi, uyumlu, orantılı olandır. Güzelliğin kıstası filozoflara, sanatçılara ve şairlere göre iyi olanın standartları çerçevesinde belirlenir. Bu algı binlerce yıl boyunca değişmiş, antik çağdan, ortaçağa, rönesansa ve moderniteye kadar yeni standartlar çerçevesinde şekillenmiştir. Sanatın farklılaşması, modanın gelişimi ve kitle medyası ile medya elitlerinin halka inişi güzellik standartlarının değişmesinde rol sahibidir. Günümüze kadar çoğunlukla medya elitleri ve medya elitlerinin birçoğunun temsil ettiği Batı tipi güzellik algısı -ki bu güzellik biçimi çoğu zaman Batı sanatı ile ilintilidir- günümüzde sosyal medyanın da gelişimi ve üretici/ kullanıcı profilinin öne çıkmasıyla tek bir kaynaktan beslenir olma durumundan çıkmıştır.  Güzellik standartları tahmin edilebilir olmaktan uzak,  yalnızca sinema veya televizyonlarda karşımıza çıkan ya da bize sunulan biçimler olmaktan çıkmış sosyal medyanın bize sağladığı hız konsepti çerçevesinde çok süratli bir biçimde değişen ve yıkılıp yenilenebilen çok temsilli bir hale gelmiştir. Güzelliğin Bir Cinsiyeti Var Mıdır? “Erkeklerden daha çok kadınlarda somutlaşmaya ve erkekleri alabildiğince hoşnut etmeye yöneltilmiş bir parıltı” C.H. Agrippa Modern güzellik algımız çoğunlukla zarafeti ve kusursuzluğu bir araya getirir. Bu açıdan güzellik büyük ölçüde dişileştirilir. Böylece güzellik kadınları yükseltecek bir özellik olarak görülmeye başlar ve onun değerini arttıracak bir özellik halini alır. Kadının modern toplumdaki statüsü bu şekilde yükselmiş olur fakat bu yükseliş kadının yine de erkeğin astı olduğu, yüz yıllarca şeytanlaştırılan kadın için kötünün iyisi olabilecek bir yükseliştir. Sanat tarihine kısaca göz atarak yalnızca birkaç ünlü tabloyu göz önüne getirerek devam edelim erkekler çoğunlukla savaşta, güçlü, korku salan, yıkıcı bir biçimde tasvir edilir. Bunun yanında kadın, Venüs’ün bir yansımasıdır, ışıl ışıl ve güzeldir. Temsil ne kadar güzelse dişi birey o denli tanrısaldır gözümüzde. Bu noktada ışığın ve renklerin rollerinin de önemi artmıştır fakat sanatla birlikte, ikinci cins olmaktan çıkan kadın artık güzel cins haline gelmiş ve güzellik onunla daha doğrusu onun bedeniyle özdeşleşmiştir. Bu durum kadın ve erkek arasındaki rollerin keskin bir şekilde ayrılmasını desteklemiş ve modern toplumsal cinsiyet rollerini büyük ölçüde beslemiştir. Artık gücü temsil eden erkeğe ev dışında olma görevi düşerken güzelliğin temsili olan kadına ev içinde olmak ve büyük ölçüde erkeği memnun etmek rolü düşer. Kadın artık yalnızca güzelliğin temsili olarak kendine yer bulmaz, güzellik kadını bir sorumluluğu toplumun ondan bir beklentisi haline gelir. Toplumsal hayat içinde bu anlayış normalleşmiş, yalnızca bedenen karşılanması gereken bir sorumluluk olmaktan çıkmış ve kadınların hal, tavır ve davranışlarının da belirli kalıplara sokulmasıyla neticelenmiştir. Böylelikle kadın ve erkek rolleri arasındaki ayrım daha da kesinleşir ve kendini hayatın her alanında yeniden üretir. Yaklaşık 30 yıl önce Naomi Wolf  “The Beauty Myth” adlı kitabını yayınlamış ve güzellik standartlarının kadınları kontrol altında tutmanın bir yolu olduğu iddiasını tartışmıştır. Bu görüşü test etmek için yapılan bir araştırma, güzellik standartlarının cinsiyetçilik temelli olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle iş hayatında ayrımcılığın altındaki sebeplerden biri olan bu durum güzellik standartlarına uymayan kadınların ciddiye alınmaması gibi sonuçların doğduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu standartların eşitliğin önünde bir engel oluşturduğunu savunur. Bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra Google görsel aramalarda “güzel” ve “güzellik” kelimelerini aratabilirsiniz. Aynı kelimeleri İngilizce olarak da aratabilirsiniz. Sonuç değişmiyor, özellikle “güzellik” kavramı ile alakalı arama yaptığınızda karşılaşacağınız sonuçların neredeyse tamamı kadın oyuncular, modeller, kadın modellere ait stok görseller veya kozmetik ürünler… Kaynakça Eco, Umberto, Güzelliğin Tarihi, Doğan Egmont Yayıncılık Forbes, Elsesser Kim, The Link Between Beauty And The Gender Gap Vigarello, Georges, Güzelliği Tarihi

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Tabusuz Alanlar: Regl Dostu Çalışma Mekanları

Regl Tabusu ve Mücadele Regl geçmişten günümüze bireyler tarafından deneyimlenen, gündelik hayatın kaçınılmaz ve göz ardı edilemeyecek bir parçası olmasına rağmen hala toplumlarda eğitim, sağlık, aile gibi birçok sosyal kurumda yaygın olarak tabulaştırılmaktadır. Regl tabusu; regl olan bireylerin bulundukları fiziksel ortamlarda, iş, okul, sosyal ve gündelik hayatlarında onları oldukça kısıtlayan, ötekileştiren ve regl deneyimlerini değersizleştiren bir olgudur. Dolayısıyla dünyada bu yazıyı okuduğunuz anda dahi regli deneyimlemekte olan yaklaşık 300 milyon bireyin regl dönemlerinde yaşayabilecekleri fiziksel, mental, toplumsal ve kültürel kısıtlamaların önüne geçmek, bunlarla mücadele etmek oldukça önemli bir meseledir. Regl tabusu sadece regli deneyimleyen bireyler tarafından değil regli deneyimlemeyen bireyler tarafından da mücadele edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü bu durum; regl tabusu hakkında yazdığım yazıda da belirttiğim gibi içerisinde çeşitli mitlerin, efsanelerin, kısıtlamaların, yanlış ve eksik bilgilerin kültürel olarak nesiller boyunca üretildiğine ve sürdürüldüğüne işaret eder. Dolayısıyla regl tabusu; bireylerin menstrüel dönemlerini her açıdan daha sağlıklı, olası fiziksel ve toplumsal kısıtlardan arındırılmış olarak geçirebilmeleri için regli deneyimleyip deneyimlemediğine bakılmaksızın tüm bireyler için topyekün bir mücadele alanı olmalıdır. Bunu sağlamanın en önemli yollarından birisi de yaşamlarımızın bir parçası olan ve sıklıkla vakit geçirdiğimiz ev, okul, kütüphane, cafe, bar, restoran, alışveriş merkezi gibi sosyal alanlar ve çalışma alanlarının regl dostu mekanlara dönüştürülmesidir. Regl Dostu Mekanlar:  Çalışma Alanları Bireylerin hayatlarının ciddi bir sürecine ev sahipliği yapan çalışma mekanları regli deneyimleyen bireyler için birçok durumda dezavantaj oluşturabilmektedir. Regl olanlar için fiziksel anlamda yeterince konforlu olmayan, kültürel anlamda tabular barındıran çalışma alanları; bireylerin iş verimliliğinden iletişim becerilerine, duygu durumlarından odak ve üretkenliklerine kadar birçok şekilde olumsuz etkiye sebep olabilmektedir. Dolayısıyla çalışma mekanlarının regl dostu olması, çalışanların ve işverenlerin regl ile ilgili farkındalığının yüksek olması regl olan bireyler için önemlidir. Bu durumda çalışma alanları herkes için tabusuz, sağlıklı iletişim ve etkileşimin sağlanabildiği, kapsayıcı mekanlar olacaklardır. Fiziksel Çözümler Regl dostu mekanların yaratılabilmesi için regli deneyimleyen bireylerin ihtiyaçları dikkate alınarak hareket edilmelidir. Duş, tuvalet gibi alanlarda ped, tampon gibi menstrüel hijyen ürünlerinin bulundurulması ve genel temizliğe önem verilmesi olası bir durumda halihazırda menstrüel döngüsünde olan ya da bu döngüye yeni ve/veya hazırlıksız olarak girmiş bireyler için gereklidir. Bunun yanı sıra bireylerin menstrüel hijyen ürünlerine ek olarak iç çamaşırı,  yedek kıyafet gibi ihtiyaçlarının doğabilmesi de muhtemeldir. Dolayısıyla bu ihtiyaçların sağlanması her koşulda mümkün olamayacak olsa da bireylerin bu gibi anlar için gerek duydukları eşyalarına erişimlerinin sorunsuz olabilmesi açısından kişisel dolapların sağlanması ve gerekli konfor alanının yaratılması önemlidir. Bu sayede regl olan bireyler olası bir durumda o gün işe devam edememe, regl kanını/izini gizlemek zorunda hissetme, fiziksel gündelik aktivitelerden uzak kalacak olma gibi kısıtları yaşamak zorunda kalmadan gerek duydukları ihtiyaçlarını karşılayabilecek, çalışma hayatlarının ve devamında da sosyal hayatlarının aksaması gibi bir durumla karşı karşıya kalmayacaklardır. Menstrüasyon döngüsü, her birey için farklı şekilde gerçekleşen ve farklı semptomları içinde barındıran bir döngüdür. Bu döngüyü bireyler daha az sancılı ve huzursuz geçirebildikleri gibi çok sancılı, kramplı, ciddi fiziksel ağrılarla ya da duygusal dalgalanmalarla da geçirebilmektedirler. Regl dönemlerini sancılı geçirenlerin sıradan gündelik aktivitelerini gerçekleştirmeleri bile zorlayıcı olabilmektedir. Bu gibi durumları olan bireyler için sağlanabilecek çözümlerin başında revir imkanı, ağrı kesici ve kas gevşetici vb. ilaçların bulunduğu ecza dolabı gibi tıbbi desteğin yanı sıra; işlerine devam etme noktasında zorlanan bireylere evden çalışma imkanı verilmesi ya da regl izninin sağlanması da bireylerin menstrüel dönemlerini kolaylaştırıcı çözümler arasında yer almaktadır. Fakat regl izni gündeme geldiğinde karşılaşılan konuların başında bu iznin özellikle kadınlar için ayrımcılığa neden olabileceği ve dezavantaj yaratabileceği tartışılmaktadır. Regl olan herkesin kadın olmaması sebebiyle regl izninin çoğunlukla kadınlara sağlanmasının ayrıştırıcı olmasıyla birlikte regl izni talep eden bireylerin ücret kesintisi, işe alınmama, işten atılma, damgalanma gibi sorunlarla karşılaşabileceği de göz önünde bulundurularak regl dostu, adaletli ve kapsayıcı politikalar sağlanmalıdır. Kültürel Çözümler Regli deneyimleyen bireyler için menstrüel dönemlerini kolaylaştıracak fiziksel çözümlere ek olarak toplumsal olarak da regl ile ilgili var olan kültürel kısıtlar, mitler, tabularla da mücadele edilmesi oldukça gereklidir. Dolayısıyla regl dostu çalışma alanlarının sağlanmasını sağlayacak önemli şeylerden birisi de reglin bu alanlarda konuşulabilir olmasıdır. Reglden bahsederken ‘hassas/özel gün, kadın hastalığı, duygusal döneminde olmak’ gibi ifadeler kullanmaktan kaçınmak ve regl olduğu bilinen birisi hakkında ‘sinirli, agresif, duygu durumu karışık’ varsayımlarında bulunmadan bu olumsuz etiketlemelerin önüne geçmek bireylerin regl deneyimlerini görünür kılabilmeleri ve regl tabusunun ortadan kaldırabilmesi için önemli eylemlerdir. Reglin görünür ve konuşulabilir olduğu tabulardan arındırılmış çalışma alanları, herkes için daha etkili ve sağlıklı iletişim ve çalışma atmosferi sağlar.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Terimleri

Toplumsal cinsiyet çalışmaları günümüzde etki alanını giderek arttırarak  hak ettiği önemi görmeye başlamıştır. Bununla birlikte alana dair toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla düzenlenen eğitimler, seminer ve webinarlar ise giderek yaygınlaşmakta ve insanların konu hakkında bilgi edinmesini kolaylaştırmaktadır. Konu hakkında araştırmalar gün geçtikçe artmakta ve derinleşmektedir. Bu yazıda toplumsal cinsiyet konusu ile ilgilenmeye başlayan kimseler için faydalı olabilecek ve sık karşılaşılabilecek kelimelere ve anlamlarına yer verilmiştir.   Toplumsal Cinsiyet: Cinsiyetler arasında, kültürel olarak kurulan farkların tümüdür. Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliğe inanan ve amaçlayan düşünce sistemi. Patriarşi (Ataerkillik): Erkek bireylerin daha güçlü olduğu hiyerarşik toplumsal yapılanma. Mizojini(Kadın Düşmanlığı): Kadınlara karşı duyulan nefret. Misandri(Erkek Düşmanlığı): Erkeklere karşı duyulan nefret. Seksizm (Cinsiyetçilik): Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu düşüncesi. Düşmanca Cinsiyetçilik: Kadınların açıkça aşağılanması, hakarete uğraması ve objeleştirilmesini ifade eder. Hayırsever Cinsiyetçilik: Cinsiyetçiliğin üstü örtülü biçimde, iltifat şeklinde yapılması durumu. Kadınların erkekler tarafından korunması gerektiği düşüncesi buna bir örnektir. İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik: Cinsiyet ayrımcılığının, kişinin düşünce yapısının ve inanışlarının  bir parçası olması durumudur. Kurban Suçlama(Mağdur Suçlama): Bir olayın mağdurunun olaydan kısmen veya tamamen sorumlu tutulması, tutulmaya çalışılmasıdır. Male Gaze (Erkek Bakışı): Edebiyat, sanat, sinema gibi alanlarda kadınların cinsel açıdan objeleştirilmesi ve erkek izleyicinin hazzına yönelik şekilde sunulmasıdır. Ayrıcalık: Toplumdaki bazı kimselerinden diğerlerinden daha avantajlı durumda olmasını ifade eder. Mansplaining: Bir kadına karşı, herhangi bir konuda üstünlük taslayarak küçümseyici biçimde konuşulmasına karşılık gelir. Manspreading: Erkeklerin özellikle toplu taşıma araçlarında bacakları açık oturarak birden fazla koltuğu kaplamasına verilen addır. Bropropriating: Bir kadının fikrinin bir erkek tarafından izinsiz alınarak kendi fikri gibi yansıtılması durumudur. Cinsiyetler Arası Ücret Farkı (Gender Pay Gap): Dünya genelinde kadınların, aynı işleri yaptıkları erkeklerden daha az maaş almasına verilen isimdir. Psikolojik Şiddet: Birçok alt başlığı bulunan, tanımlanması fiziksel şiddete göre çok daha zor olan bir şiddet türüdür. Failin; mağduru manipüle etmesi, çevresinden uzaklaştırması, değersiz olduğunu düşündürmesi gibi birçok yolla yapılır ve mağdur üzerinde son derece olumsuz etkileri vardır. a) Stashing (Saklama): Beraber olunan insanın, sizi çevresinden saklaması sanki yasak bir ilişki yaşıyormuş gibi davranması durumudur. b)Ghosting (Yok olma): Görüşülen kişinin aniden ve hiçbir sebep sunmadan ortadan yok olmasıdır. c)Breadcrumbing (Yemleme): Birlikte olunan kişinin, oldukça olumlu davranışlar sergilemesini takip eden kısa süre içerisinde ortadan yok olması ve daha sonra yeniden iletişime geçmesidir. d)Cushioning (Tamponlamak): Birlikte olunan kişinin başka bir ilişki içerisinde olması fakat bu ilişkiyi bitireceğini ifade ederek yalan söylemesidir. Böylece her iki ilişkiyi de muhafaza eder. e)Zombieing (Hortlama): Görüşmeyi kestiğiniz kişinin yok olduktan sonra aniden ortaya çıkması ve bu davranışları tekrarlamasıdır. f)Gaslighting(Akıl Bulandırma): Birlikte olunan kişinin, partnerini sürekli olarak akli dengesini sorgulama itmesi ve yanlışlaması durumudur. Cinsel Şiddet: Cinselliğin mağduru küçük düşürmek, kontrol etmek veya cezalandırmak için kullanılmasıdır. Ekonomik Şiddet: Maddi güç ve üstünlüğün mağduru kontrol etmek ve denetlemek için kullanılmasıdır. Dijital Şiddet: Teknoloji araçlarının mağduru kontrol etmek için kullanılması, dijital platformlar üzerinden zorbalama, gizliliğin ihlali gibi durumları tanımlamak için kullanılır. Flört Şiddeti: Kadın ve erkeğin romantik çift olmasının arından kadının şiddet şiddet görmesini ifade eder. TERF: Açılımı “trans exclusionary radical feminists” “trans dışlayıcı radikal feministler” olan kısaltma, transfobik radikal feminist grupları adlandırmak için kullanılır. Transmizojini: Transfobi ve kadın düşmanlığının bir karışımdır. Kesişimsel Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliği ve kadın güçlenmesini savunurken toplumun farklı kesimlerinden kadınların durumunu gözeten anlayıştır. Bu tip feminizm anlayışı kadınların sosyal statüleri, ırkları, ekonomik durumları, dinleri, cinsel yönelimleri gibi özellikleri dikkate alır. Transfeminizm: Trans kadınlar için trans kadınlar tarafından başlatılan bir hareket olarak Emi Koyama tarafından özgürlüklerini tüm kadınların özgürleşmesine bağlayan ve bunun ötesinde gören feminizm biçimi olarak tanımlanmıştır. Cinsel Yönelim: Kişinin romantik& fiziksel ilişkilerinde hangi cinsiyete yöneldiğini ifade eden kavram. Tercih değildir. Homoseksüel: Romantik ve fiziksel olarak aynı cinse ilgi duyan kişidir. Homofobi: Homoseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Heteroseksüel: Romantik ve fiziksel olarak karşı cinse ilgi duyan kişidir. Heteronormativite: Heteroseksüelliğin toplumsal norm, doğal bir durum olarak kabul edilmesidir. Biseksüel: Hem kendi hem de karşı cinse ilgi duyan kişilerdir. Bifobi: Biseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Düzcinsel: Heteroseksüel kişi. Kuir (Queer): Heteroseksüel kategorisinin dışında kalan ve kendini bu şekilde tanımlamayan tüm kişiler için kullanılan kapsayıcı bir terimdir. Atanmış Cinsiyet: Doğduğu andan itibaren bireye atanan cinsiyettir. Biyolojik cinsiyete dayanır. Trans: Doğumda atanan cinsiyetinin dışında bir cinsiyet kimliği olduğunu beyan eden kişidir. Cinsiyet Kimliği: Kişinin kendini ait hissettiği cinsiyet grubudur. Kişinin cinsiyet kimliği atanan cinsiyetle aynı olabilir veya olmayabilir. Transfobi: Translara karşı duyulan nefreti ifade eder. Natrans (Cisgender): Cinsel kimliği ve biyolojik cinsiyeti aynı olan kişidir. Akışkan Cinsiyet: Kadın ve erkeğin karışımı olabilen zaman zaman değişebilen cinsiyet kimliği biçimidir. Nötr Cinsiyet: Kişinin kendini cinsiyetsiz olarak tanımlamasıdır. Herhangi bir cinsiyet aidiyeti bulunmaz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi: Feminizm Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya  “Toplumsal cinsiyet kavramı, kadınların ‘farklılıklarını’ değil, kadınlarla erkekler arasındaki  yapısal eşitsizliği, hiyerarşik ilişkiyi dile getiriyordu esas olarak.” Syf. 55 Gülnur Acar Savran’ın 2018 yılında Dipnot Yayınlarından çıkan “Feminizm Yazıları” kitabı uzun yılların birikimi olarak derleme çalışması diyebiliriz.  Kronolojik sıralama olmaksızın Gülnur Acar Savran, çeşitli dergilerde yazdıklarını bu kitap içinde 3 bölüme ayırıp kitabın adında belirtildiği gibi kuramsal bir zeminden politikadaki karşılığına uzanan bir çalışma yapmıştır. Kitabın son bölümünde söyleşilere yer vererek aslında 3 bölümün genel bir özetini yapmıştır. “Karşılıksız ev emeğinin güçsüzleştirdiği kadınlar; ancak düşük ücretli, sosyal güvencesi olmayan işlerde, kesintili olarak çalışıyorlar. Bu işler, onların aileye ve erkeklere bağımlılığını yeniden üretiyor.” Syf. 30 Acar, “Beden Emek Tarih” kitabındaki çalışmasına benzer olarak Feminizm Yazıları’nda da kadın emeği ile başlamıştır. Patriarkanın ve kapitalizmin kadın emeği üzerindeki farklılaşması ile başlayan bu bölüm AB’nin toplumsal cinsiyet politikaları ile devam eder. Karşıklıksız emekten ve bu emeğin politik zemininden bahsederek ilk bölümü sonlandırır.   “Kadın bedeni artık hem günahkar ve kışkırtıcıdır hem namus simgesidir; hem kutsal anneliğin taşıyıcısıdır hem pornografi nesnesidir.” Syf. 113  Gülnur acar, ikinci bölümde kadın bedeni üzerindeki tahakküme dikkat çekiyor. Ana akım bilimin kadın bedenini nasıl kontrol ettiğini açıklarken Butler üzerinden kimlik politikalarına vurgu yapıyor. “Bedenimiz bizimdir!” diyerek kapsayıcı bir bölüm özeti yapıyor.  “Bana kalırsa feminizmi bir dizi toplumsal harekete iliştiren politik ve teorik yaklaşımlar onun sahiden ne söylediğini tam duymuyorlar…” Syf. 177 Söyleşiler öncesi son bölüm olan Feminist Politika, politik öznenin kim olduğu sorusu ile başlayıp kendi döneminin dilini ve iktidarın politikalarını eleştirerek bitiriyor.  2019 yılında Gazete Duvar’da İrfan Aktan¹, kadınların ev içi hizmet ve bakım nedeniyle işgücüne katılamamasını sorduğunda Gülnur Acar Savran bunun nedenini kapitalizmin ihtiyaçlarına karşılık olarak Türkiye’de patriarkanın daha güçlü konumda olduğunu söylüyor. Hemen ardından 25-34 yaş grubu kadınların çalışma hayatından çekilmesinin nedenine yanıt olarak ise bir önceki sorunun cevabını destekler  nitelikte “çocuk doğurdukları için…” diyor.   Bu cevaplar ekseninde 2020 yılı Türkiye’de Kadın Emeği Raporunun bir özetini sunmak isterim. DİSK/GENEL-İŞ Türkiye’de Kadın Emeği Raporuna² göre işgücüne katılma potansiyeli olan kadınların sadece %34,2’si çalışabilmekte buna karşılık erkeklerde bu oran %72,7’dir. İspanya’daki kadının işgücüne katılım oranı ise %53’tür. Türkiye’deki bu oran her 10 kadından 3’ünün iş hayatında kendine bir alan bulduğunu göstermektedir. Bunun yanında kadınların ev içi bakım ve hizmetler nedeniyle iş bırakması yıldan yıla artığını da göstermekte. Son olarak da raporda Türkiye’deki işe karşılık verilen ücretin eşit dağıtılmadığını gösteriyor. En yüksek farkın meslek lisesi mezunu kadın ve erkekler arasında olduğunu söylüyor, bu oranı %30 olarak belirtiyor. STEAM alanlarındaki kadın katılımı ilgili yazı için Ceren Şahin’in STEAM Alanlarına Kadın Katılımı ve STEAM Alanlarında Kız Çocukları yazısına bakabilirsiniz.  Kaynakça https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/02/09/gulnur-acar-savran-erkeklik-krizi-yok-patriarka-hala-cok-guclu https://www.genel-is.org.tr/turkiyede-kadin-emegi-raporumuz-yayimlandi,2,21031#.YPbDbS-3wgo

Akademi

Lise Öğrencisi Kız Çocuklarına Yönelik Dijital Şiddet Atölyesi Gerçekleştirdik

Merhaba, ben SistersLab | Bilim ve Teknolojide Kadın Derneği ekibinden Nihal Güngör. Bizler STEAM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) alanlarında kız çocukları ve kadınların görünürlüklerinin ve donanımlarının artması amacıyla çalışmalar yapan bir sivil toplum kuruluşuyuz. Çalışmalarımızla toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını bilim ve teknoloji üzerinden yani STEAM alanları üzerinden artırmayı hedefliyoruz ve bu doğrultuda çalışmalarımız yürütüyoruz. Pandemi ile birlikte internet kullanımının arttığı bu dönemde biz de diğer örgütler gibi çalışmalarımızı online platformlar üzerinden gerçekleştiriyoruz. Hedefimiz ise dijitale erişimi erkeklere oranla oldukça düşük olan kız çocukları ve kadınların dijitale erişimini teşvik etmek. Ancak hedef kitlemizi dijitale yönlendirmek kadar dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri olası tehlikelere karşı bilgilendirmenin de bir o kadar gerekli olduğunu düşündük. Böylece “Dijital Şiddet” konusu üzerine atölyeler yapmaya karar verdik. İlk atölyemizi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği (TBİD) işbirliği ile lise öğrencisi kız çocukları ile gerçekleştirdik. Atölyemiz başladığında önce katılımcıların “dijital şiddetten” ne anladıklarını ve bu şiddet biçimini ne kadar bildiklerini ölçebilmek için bir beyin fırtınası yaptık. Bu sayede aslında şiddet, dijital şiddet gibi kavramların ne kadar hayatımızın içinde olduğunu özellikle pandemiyle birlikte bu kavramların bilinirliğinin ne kadar arttığını görebilmiş olduk. En son ise dijital şiddetin düşünüldüğünden daha tehlikeli olabileceği vurgulayarak şiddetten korunmak ve güçlenmek için neler yapabileceğimizi tartıştık. Bundan sonra da kız çocukları ve kadınları hem dijitale yönlendirmeye hem de onları dijitalde maruz kalabilecekleri şiddet karşısında bilgilendirmeye devam edeceğiz! Şimdi de katılımcılarımızın eğitime dair mesajlarını sizlerle paylaşarak yazıyı sonlandırmak isterim. 🙂 “Toplum olarak bu konularda gerçekten böyle eğitimlere oldukça fazla ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Benim için gerçekten çok bilgilendirici ve keyifliydi. Umarım bu tarz eğitimler daha fazla yayılır ve daha fazla kişiye ulaşıp daha fazla bilinçlenebilir insanlar. Tekrardan bu eğitimde emeği olan herkese teşekkürler.?” “Farkındalığımın arttığını düşünüyorum. Böyle projelere önem veren insanları gördükçe mutlu oldum açıkçası. Projede söylenen cümlelerle birlikte farklı bakış açıları kazandık. Çok güzel bir etkinlikti, Çok teşekkürler.” “Tıpkı eğitmenimiz Nilay Hanımın belirttiği gibi biz yaş gruplarında sık görülüyor. O yüzden bu eğitimin bize şart olduğunu gördüm çünkü biz yaş grubuyla bir nevi sosyal medya flörtü/sevgililiği gibi bir kültür ortaya çıkmış durumda ve toplumun bu konu hakkında pek bir bilgisi bulunmamakla birlikte hukuki işlemlerde de süreç böyle devam ediyor. Atölyede başka konuları da işledik. Benim en dikkatimi çeken konu buydu açıkçası. Bu yüzden SistersLab VE TBİD işbirliği içinde düzenlenen bu atölye için teşekkür ederim, çok güzel ve yararlıydı, çok da parmak basılmayan bir konuya değinmişler. Eğitmenimiz Nilay Hanım başta olmak üzere atölyenin yöneticilerine de çok teşekkür ederim. Böyle işlerin devamı dileğiyle.” “Başta bu konu hakkında pek bir fikrim yoktu ama bu projeye katılınca fikirlerim gelişti. Karşılıklı diyalog halinde olmak öncelikle çok iyiydi. Tabi bu konuşmaları slaytla desteklemekte çok güzeldi. Nilay Hanım da konuyu çok güzel anlattı. Dinlerken asla sıkılmadım. Bu projeye katıldığım için de ayrıca çok mutluyum.” “Eğitimin gayet interaktif, bilinçlendirici ve yararlı olduğunu düşünüyorum. Çok rahat bir ortam vardı, sohbet havasındaydı ve ben bundan çok hoşnut kaldım. Eğitmenler de çok tatlı, kibar insanlardı. Daha çok dijital şiddetin tanımına yönelik bir eğitimdi ama bu gibi durumlarda sahip olduğumuz yasal haklar, yapabileceğimiz şeyler gibi noktalara birazcık daha ağırlık verebilirdik. Yine de çok keyifli bir eğitimdi. ??” “Benim için çok bilgilendirici ve çok aydınlatıcı oldu.. İlerde bir erkek arkadaşım olduğunda bunlara çok dikkat edeceğim. Öncelikle kendim olmak üzere hiç kimseye dijital şiddet uygulanmaması, şiddet uygulanan ve bunun farkında olmayan kişilerin bilinçlendirilmesi için elimden ne geliyorsa yapacağım. Bildiğim şeyleri daha detaylı tartışma ve bilmediğim yeni şeyler öğrenme fırsatım oldu.. Bunun için bu projeyi düzenleyen herkese çok teşekkür ederim. Umarım kadın-erkek fark etmeksizin herkes şiddetin her türü hakkında bilinçlenir ve asla şiddete maruz kalmaz.. Her şey için teşekkürler!! ??” “Öncelikle herkesin düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesi, birbirlerini bu açıdan desteklemesi çok hoştu. Bildiğim şeylerin yanı sıra kafamda soru işareti yaratan durumlarla ilgili yeni bilgiler edindim. Bundan sonra sosyal medya vb. platformlarda bu bilgileri mutlaka uygulayacağım. Tekrardan emeği geçen herkese teşekkür ederim.” “Eğitim çok güzel geçti ve çok faydalıydı. Bu atölye sayesinde eğer dijital şiddette uğrarsam psikolojik olarak daha güçlü ve güvende hissedeceğimi düşünüyorum ve yalnız olmadığımı biliyorum. :)” “Bence herkesin katılması gereken bir eğitimdi. Hiç sıkmadan aynı zamanda herkesin katıldığı ve çok şey öğrenildiği bir etkinlik oldu. Böyle etkinliklere keşke daha fazla kişi katılabilse… Bu eğitimde emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum ve böyle eğitimlerin daha fazla kapasite ile devamının gelmesini umuyorum…”

Scroll to Top