Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Çocuk Yetiştirmede Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Farkındalığı

Bu yazımda toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına sahip çocukların nasıl yetiştirilebileceğinden  bahsedeceğim. Toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığına sahip ve hayatın her alanında fırsat ve adalet eşitliğinin sağlanmasına dikkat eden bir toplum için ilk olarak mikro çerçevede aileyi bu konuda güçlendirmek hayati bir öneme sahiptir ve tabii ki en büyük rol ebeveynlere düşmektedir.

STEM, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Bilim ve Teknoloji Alanlarında Sürdürülebilir Eşitlik Sağlamak Üzerine Düşünceler

Son yıllarda, hemen hemen her çalışma alanında kadınlar için eşit koşullar sağlanması, kadın uzmanların daha fazla görünür olmaları ve özellikle kız çocuklarının erkek egemen çalışma alanlarını da korkmadan tercih etmelerinin sağlanması için bireysel ve kurumsal ölçeklerde çeşitli çabalar sarf edilmekte. Reklamlar ve kampanyalar düzenlemek, yöneticilerin demeçler vermesi, rol model örnekleri sunmak gibi yaygın yaklaşımların ulaşılmak istenilen hedefe katkıları yadsınamaz. Fakat bu yaklaşımların tartışılması gereken bazı yönleri olduğunu düşünmekteyim. Bu konularda bir otorite olmadığımı yazının hemen başında belirtmek isterim. Okuyacağınız yazıda da kendi görüşlerimi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım. Çocukların ve gençlerin aktif olarak takip ettikleri sosyal medya platformları, televizyon programları ve diziler gibi ortamlarda bilimin çeşitli dallarında çalışan kadınları görebilmelerini ve hatta onlara erişebilmelerini sağlamaya çalışmak, onlara bilimi ve bilimsel düşünceyi sevdirmek için etkili bir adım. Bundan yıllar önce durum farklı olsa da artık hiç kimsenin “Bu konuda uzman kadın yok.”  bahanesine sığınabileceğini sanmıyorum. Yeterli araştırmayla bilimin çeşitli dallarında uzmanlaşmış kadınlara ulaşmak mümkün. Bu görünürlüğü sağlayan çeşitli platformlara ve bu platformlarda görünür olmaya çalışan insanlara bu aşamada ne kadar teşekkür etsek az. Bu “görünürlük” yaklaşımının, yazılı demeçlerden, büyük şirketlerin düzenlediği reklamlar ve kampanyalardan çok daha değerli olduğunu düşünmekteyim. Çünkü, farkında olarak ya da olmayarak sosyal, ekonomik ve kültürel seviyesi kendimize benzeyen (en azından ulaşılabilecek derecede yakın olan) insanlarla bağ kurmaya daha yatkınız. Büyük bir şirket yöneticisinin demeçleri, reklamlarda rol alan ünlülerin açıklamaları, en prestijli ödülleri alan kişilerin sürekli birbirine benzeyen, duygusal hikayelerle örnek olarak sunulmaları her ne kadar toplumu uyandırmak adına faydalı olsa da gençlerin bu kişilerle bağ kurabilme ihtimalleri benim düşünceme göre daha zayıf. Bu aşamada, daha küçük ölçekte çalışan ve katılımcılar ile dinleyicilerin birebir etkileşimlerinin çeşitli nedenlerden dolayı daha kolay olduğu platformların önemi devreye girmekte. Kendi öğrencilik yılları tecrübelerimden ve sonrasındaki gözlemlerimden yola çıkarak, dinleyici sayısının çok fazla olmaması, konuşmacıya çekince duymadan sorular sorabilmek, konuşmacıdan gerçek zamanlı cevap alabilmek gibi unsurların daha samimi ve gerçekçi bir iletişim ortamı kurulmasına olanak verdiğini söyleyebilirim. Bu gibi nedenlerden dolayı gönüllü oluşumları desteklemenin, varlıklarını çevremizle paylaşmanın ve aktivitelerine yardımcı olmanın, gençlerin meslek tercihlerini bilim ve teknoloji gibi alanlara yönlendirebilmek adına büyük reklam çalışmalarına kıyasla bireysel ölçekte daha faydalı olduğunu düşünmekteyim. Peki hem küçük hem de büyük ölçekte, kız çocuklarını bilim ve teknoloji alanlarına yönlendirmek için uğraşan platformlar kişileri rol model olarak sunmak zorunda mı? Hayır değil.  Günümüzde, her alandaki başarılarda herkes için bir rol model unsuru aranmakta. Özellikle kadınlar için bu rol modellik yaklaşımı genellikle cinsiyet üzerinden tanımlanmakta. Kişisel bir örnek vermek gerekirse, çalıştığım alanı seçerken benim belirli bir rol modelim yoktu. Çocukken özendiğim, çalışmalarını kendime örnek aldığım çeşitli kadınlar oldu ama bu kişi benim rol modelim dediğim biri olmadı. Kadın veya erkek, ünlü ya da hayatımın içinden beni etkilemeyi başaran tüm insanların karışımı benim hayali rol modelimdi. Çok başarılı bir insanın hayat görüşü bana uymayabilir fakat azmini örnek alabilirim, başka bir kişinin çalışma düzeni bana ilham verebilir ama bilimsel problemlere yaklaşımını eksik bulabilirim. Rol model olmak bence sorumluluk yüklü bir cümle. Başarılı bir insanı topluma “bu kişi size rol model olsun” diye sunduğumuzda aslında hayal kırıklığı yaratma ihtimalini de birlikte sunuyoruz. Ayrıca bir insanın başarıları yerine çok geri planda kalması gereken özelliklerini onu örnek alması gereken grupla özdeşleştirip ‘sizin önünüzdeki örnek bu kişi olsun’ diye sunmak da bence yanlış bir yaklaşım. Popüler bir örnek olarak, Marie Curie’nin çeşitli sohbetlerde özellikle kadınlara rol model gösterilmesi bana hep çok itici gelmiştir. “Ben büyüyünce bilimle ilgilenmek istiyorum.” diyen bir kız çocuğuna, “O zaman Marie Curie’yi rol model almalısın.“ dediğinizde çocuk da size dönüp “Neden?” diye sorarsa verebileceğiniz tek cevap “Çünkü bilimle uğraşmış bir kadın.” ise iyi niyetli ama yanlış yoldasınız demektir. Bilimle ilgilenen erkek çocuklarına Albert Einstein’ı örnek verirken “Çok başarılı bir erkek” demiyorsak ya da Marie Curie’yi erkek çocuklarına örnek olarak göstermekten kaçınıyorsak, kız çocuklarına da başarılı bir insanı örnek verirken o kişinin cinsiyeti haricindeki özellikleriyle çocuğun kendisini özdeşleştirmesini sağlamaya çalışmanın özgüven sağlamak açısından daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çocukların ve gençlerin gelecekte bilimle ilgilenebileceklerini ve cinsiyetlerinin buna engel olmayacağını anlamalarını sağlamak ince düşünülerek yaklaşılması gerektiren yöntemler gerektirmekte ve hepimize büyük küçük çeşitli sorumluluklar düşmekte. Benim bu yazıyı yazabilmem konusunda bana ilham ve cesaret sağlayan gönüllü platformların varlıklarını sürdürebilmelerine yardımcı olmak, tecrübelerimizi ve fikirlerimizi bizimle aynı mesleği seçmek isteyen gençlerle paylaşmak bizim sorumluluklarımızın bir kısmını oluşturuyor. Esas sorumlu davranmamız gereken nokta ise bilimde eşitliğin sürdürülebilir olmasını sağlamak. Temel bilim ve mühendislik gibi alanların okul sıralarında eskiye kıyasla çok daha dengeli bir öğrenci dağılımı görmek mümkün. Fakat üniversitelerin kadrolarına, akademideki üst düzey yönetici popülasyonlarına, araştırma merkezlerindeki dağılımlara, prestijli konferansların konuşmacı profillerine baktığımızda halen daha büyük bir eşitsizlik görmekteyiz. Meslek tercihi konusunda yol almış olsak bile kariyer yolculuğunda insanların karşılarına koyduğumuz bariyerlerin ve yaptığımız önyargılı seçimlerin sonucunda bilimde eşitliği her aşamada sürdürme konusunda halen daha sınıfta kalmış durumdayız. Sonuç olarak, toplumun her kesimini bilime özendirmek için için rol modeller sunmak, pahalı kampanyalar düzenlemek, yazılar yazmak ya da konuşmalar yapmak yeterli değil. Atmamız gereken en önemli ve etkili adımlar, bulunduğumuz konumdaki gücümüzü önyargısız bir şekilde kullanmak ve kariyer yolculuğundaki insanların önlerine çıkan cinsiyet, ırk, kişisel tercih, fiziksel ya da ruhsal tabanlı engelleri kaldırmak için çaba sarf etmek. Ancak bu şekilde toplumun her kesiminden gençlerin korkmadan bilime yönelmesi konusunda gerçekçi kazanımlar elde edebiliriz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi: Feminizm Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya  “Toplumsal cinsiyet kavramı, kadınların ‘farklılıklarını’ değil, kadınlarla erkekler arasındaki  yapısal eşitsizliği, hiyerarşik ilişkiyi dile getiriyordu esas olarak.” Syf. 55 Gülnur Acar Savran’ın 2018 yılında Dipnot Yayınlarından çıkan “Feminizm Yazıları” kitabı uzun yılların birikimi olarak derleme çalışması diyebiliriz.  Kronolojik sıralama olmaksızın Gülnur Acar Savran, çeşitli dergilerde yazdıklarını bu kitap içinde 3 bölüme ayırıp kitabın adında belirtildiği gibi kuramsal bir zeminden politikadaki karşılığına uzanan bir çalışma yapmıştır. Kitabın son bölümünde söyleşilere yer vererek aslında 3 bölümün genel bir özetini yapmıştır. “Karşılıksız ev emeğinin güçsüzleştirdiği kadınlar; ancak düşük ücretli, sosyal güvencesi olmayan işlerde, kesintili olarak çalışıyorlar. Bu işler, onların aileye ve erkeklere bağımlılığını yeniden üretiyor.” Syf. 30 Acar, “Beden Emek Tarih” kitabındaki çalışmasına benzer olarak Feminizm Yazıları’nda da kadın emeği ile başlamıştır. Patriarkanın ve kapitalizmin kadın emeği üzerindeki farklılaşması ile başlayan bu bölüm AB’nin toplumsal cinsiyet politikaları ile devam eder. Karşıklıksız emekten ve bu emeğin politik zemininden bahsederek ilk bölümü sonlandırır.   “Kadın bedeni artık hem günahkar ve kışkırtıcıdır hem namus simgesidir; hem kutsal anneliğin taşıyıcısıdır hem pornografi nesnesidir.” Syf. 113  Gülnur acar, ikinci bölümde kadın bedeni üzerindeki tahakküme dikkat çekiyor. Ana akım bilimin kadın bedenini nasıl kontrol ettiğini açıklarken Butler üzerinden kimlik politikalarına vurgu yapıyor. “Bedenimiz bizimdir!” diyerek kapsayıcı bir bölüm özeti yapıyor.  “Bana kalırsa feminizmi bir dizi toplumsal harekete iliştiren politik ve teorik yaklaşımlar onun sahiden ne söylediğini tam duymuyorlar…” Syf. 177 Söyleşiler öncesi son bölüm olan Feminist Politika, politik öznenin kim olduğu sorusu ile başlayıp kendi döneminin dilini ve iktidarın politikalarını eleştirerek bitiriyor.  2019 yılında Gazete Duvar’da İrfan Aktan¹, kadınların ev içi hizmet ve bakım nedeniyle işgücüne katılamamasını sorduğunda Gülnur Acar Savran bunun nedenini kapitalizmin ihtiyaçlarına karşılık olarak Türkiye’de patriarkanın daha güçlü konumda olduğunu söylüyor. Hemen ardından 25-34 yaş grubu kadınların çalışma hayatından çekilmesinin nedenine yanıt olarak ise bir önceki sorunun cevabını destekler  nitelikte “çocuk doğurdukları için…” diyor.   Bu cevaplar ekseninde 2020 yılı Türkiye’de Kadın Emeği Raporunun bir özetini sunmak isterim. DİSK/GENEL-İŞ Türkiye’de Kadın Emeği Raporuna² göre işgücüne katılma potansiyeli olan kadınların sadece %34,2’si çalışabilmekte buna karşılık erkeklerde bu oran %72,7’dir. İspanya’daki kadının işgücüne katılım oranı ise %53’tür. Türkiye’deki bu oran her 10 kadından 3’ünün iş hayatında kendine bir alan bulduğunu göstermektedir. Bunun yanında kadınların ev içi bakım ve hizmetler nedeniyle iş bırakması yıldan yıla artığını da göstermekte. Son olarak da raporda Türkiye’deki işe karşılık verilen ücretin eşit dağıtılmadığını gösteriyor. En yüksek farkın meslek lisesi mezunu kadın ve erkekler arasında olduğunu söylüyor, bu oranı %30 olarak belirtiyor. STEAM alanlarındaki kadın katılımı ilgili yazı için Ceren Şahin’in STEAM Alanlarına Kadın Katılımı ve STEAM Alanlarında Kız Çocukları yazısına bakabilirsiniz.  Kaynakça https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/02/09/gulnur-acar-savran-erkeklik-krizi-yok-patriarka-hala-cok-guclu https://www.genel-is.org.tr/turkiyede-kadin-emegi-raporumuz-yayimlandi,2,21031#.YPbDbS-3wgo

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Aydınlanmanın Eril Aklı: Matilda Etkisi

Aydınlanma çağı, aydınlanma düşüncesinin hakim olduğu bir dönem ve Ortaçağ’ın karanlık izlerini silme çabası olarak; 17.yy sonlarından 18.yy sonlarına kadar sürmüştü. Bu dönemde bilim insanları, eskinin bilinen doğrularını yerinden sarsıcı çeşitli bilimsel keşifler yapmaktayken, felsefi olarak geriye düşmüş dünyayı yeniden anlamlandırma çabasına girişmişlerdi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Medya

Geleneksel medyadan yeni medyaya kadar oldukça geniş bir yelpazede medya organları günlük yaşantımızı ve bakış açımızı büyük ölçüde etkilemektedir. İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında kitleler üzerindeki etkisi keşfedilen medya araçları, hakim söylemin geniş kitlelere benimsetilmesi konusunda hayati önem kazanmıştır. Medyada yer bulan çoğu anlayış, genele ait olduğu düşünülerek kitleler tarafından kabul edilecek ve benimsenecektir. Medyada temsilin önemi, temsil edilenin çoğunluğa ait bir yansıma olduğu anlayışıyla pekişir. Toplumsal cinsiyet rollerinin medyada yansımaları oldukça önemlidir. Farklı medya araçları; bu rollerin pekiştirilmesi, yeniden üretilmesi veya yıkılmasında kullanılabilir. Günümüz medyasında çoğunlukla kalıplaşmış cinsiyet rollerine yer verilmekte ve hem kadınların hem de erkeklerin temsilinde ataerkil ve heteronormatif standartlar öne çıkartılmaktadır. Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Medyada Yansıması Medya yayınları kadın ve erkeklerin stereotipik temsiline yer vermeye devam etmektedir. Buna göre bu yayınlarda erkekler çoğunlukla güçlü, agresif, aktif ve maceracı şekilde kendilerine yer bulurken kadınlar ise genç, güzel, çok becerikli olmayan, pasif ve bağımlı şekilde temsil edilir ve genellikle cinsel olarak objeleştirilmişlerdir. Avrupa Konseyi tarafından yayınlanan bir rapora göre kadınlar filmlerde ve reklamlarda çoğunlukla hiper seksüalize edilmiş rollerde kendilerine yer bulurken, bu durumun ileriye dönük sosyal sonuçları mevcuttur. Erkeklerin Medyada Temsili Doyle’un (1989, p. 111) çocuk programları üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre bu yayınlarda erkekler çoğunlukla “agresif, dominant ve maskülen eylemlerinin ödüllendirildiği heyecan verici aktivitelerle uğraşan” figürlerdir. Yaştan bağımsız olarak erkek karakterler güçlü, bağımsız, son derece becerikli, agresif, yüksek statü sahibi olarak temsil edilirken ayrıca duygularının tamamen kontrol edebilen ve hiçbir açıdan “feminen olmayan” bir şekilde çizilirler. Medyadaki bu son derece sert ideal erkek temsili 1980 sonrasında yaygınlaşmıştır ve aksiyon filmleri başta olmak üzere kendine yoğun biçimde yer bulmaktadır. Bu tipik anlatıma örnek verilebilecek bazı filmler şöyle sıralanabilir: Cehennem Melekleri, Zor Ölüm, Cehennem Silahı, Robocop… Bunun yanında Brown ve Campbell’ın (1996) yayınladığı rapora göre erkekleri ev işi yaparken pek sık görmüyoruz. Erkek karakterler çoğunlukla ev işi, yemek ve çocuk bakımı gibi konulara karşı ilgisiz olarak temsil ediliyor. Bu durumun oldukça karikatür haline getirildiğini ve erkeklerin bu konularda özellikle “beceriksiz” şekilde yansıtıldığına da rastlayabiliyoruz. Kadınların Medyada Temsili Kadınların ve kız çocuklarının medyada yeteri kadar temsil edilmediğini söylemek mümkün. Var olan temsillerde ise kültürel stereotiplerden büyük ölçüde faydalanılıyor. IMS’in bir yazısında yer verdiği istatistiğe göre medyada farklı konularda görüşlerine başvurulan uzmanların çoğu erkek. Dünya Ekonomik Forumu‘nun  yayınladığı bir habere göre geçtiğimiz yıllarda vizyona giren filmlerdeki kadın başrol oranı %37’den %40 yükseldi. Bu ilerleme her ne kadar umut vaat edici görünse de araştırmacılar tarafından son derece yavaş olarak tanımlanıyor. Farklı yayınlarda gördüğümüz kadınların ise büyük çoğunluğu ülke popülasyonunun çoğundan fiziksel özellikleriyle ayrılıyor. Medya, daha genç daha zayıf ve fiziksel olarak çekici kadınlara yer verme eğilimi gösterirken film ve dizilerde karşılaştığımız karakterlerin bir çoğu pasif, sakar, duygusal açıdan bağımlı ve genel öncelikleri görünüşleri ya da ilişkileri. Medyanın yarattığı iki ayrı kadın tipi karşımıza çıkmaktadır, iyi ve kötü. İyi olarak nitelendirebileceğimiz ve bağ kurmamız için yaratılan karakter çoğunlukla kültürel beklentilerin ve cinsiyet rollerinin bir yansımasıdır. Feminen özellikler sergiler. Kötü temsil ise çoğunlukla kültürel kadınsılıktan uzaktır, bu kadınlar genellikle kariyer sahibi, agresif, bekar olarak resmedilir.     Kadın Erkek İlişkilerinin Medyada Temsili Birçok dizi ve film, erkek ve kadın ilişkilerini kalıplaşmış beklenti/yargılar çerçevesinde sunar. Bu beklenti ve yargılar kültürden kültüre değişiklik gösterse de ataerkil düzende benzerlik göstermektedirler. Bu idealler, realiteyi yansıtmadıkları gibi hem kadın hem de erkek için aşağılayıcı/suçlayıcı temsiller içerebilirler. Özellikle Hollywood yapımı romantik komedi filmleri ya da yerelde ana akım medyada kendine yer bulan diziler bu temsillerin oldukça sık yer verildiği yapımlar olarak karşımıza çıkar. Bu temsillerden en yaygın olanları Julia T. Wood’un çalışmasında aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Bağımlı kadın / Bağımsız ve başına buyruk erkek – Küçük Deniz Kızı/ Pretty Woman Çaresiz kadın / Hakim erkek – Uyuyan Güzel Cinsel saldırı kurbanı kadın / Saldırgan erkek Türk Medyası ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Yazının bu kısmında hedef göstermekten kaçınmak adına spesifik örneklere yer verilmeyecek fakat Türk medyasında cinsiyet rollerinin temsilinden yüzeysel ve kısa biçimde bahsedilecektir. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de medy,a ekonomik ve politik bağlantıları aracılığıyla finanse edilmektedir. Bu nedenle hakim görüşün veya yaratılmak istenilen toplumsal yapının medyada kendine yer bulması oldukça doğaldır. Örneğin yeni Cumhuriyet dönemi Türk medyasında kadın karakterler milliyetçi, modern ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan “anne” biçiminde temsil edilir. Bu temsil özellikle TRT’nin tek kanal olduğu dönemde var olan neredeyse tek temsildir. Özel kanalların yaygınlaşması kadın ve erkek temsillerini çeşitlendirmiş fakat geliştirmemiştir. Temsiller geleneksel toplumsal cinsiyet rollerine bağlı biçimde sunulmuş ve sunulmaya devam etmektedir. Özellikle kadına şiddetin, kadınlar arasında düşmanlığın, bir erkeğe bağımlılığın, dış görünüş ve romantik ilişkinin kadın kahramanın odak noktası oluşu bu stereotipik temsilin şaşmadan Türk medyasında yer bulmaya devam ettiğini kanıtlar niteliktedir. Aynı şekilde erkek karakterler de sosyal veya fiziksel güç sahibi, agresif, ciddi ve maceracı biçimde temsil edilir. Kadın erkek ilişkilerinde ise bağımlı kadın/bağımsız erkek ve/veya kurban kadın/saldırgan erkek klişelerine yer verilmeye devam edilmesi temsillerin herhangi bir gelişme göstermediğini gözler önüne sermektedir. Bunların sebep olabileceği tehlikelerin başında bu durumların normalleştirilmesi ve/veya halkın şiddete karşı duyarsızlaştırılması gelmektedir. TÜSİAD tarafından yayınlanan verilere göre dizilerdeki ana karakterlerin %53’ü erkek iken %47’si kadındır. Bu dengeli bir oran gibi duruyor olsa da söz konusu görünürlük yani temsil olduğunda popüler dizilerin ekran sürelerinin 2/3’ünde erkek karakterlere yer veriliyor. Kadın karakterler dizilerde fiziksel özellikleriyle ön plandadır. Dizilerde fiziksel özellikler hakkındaki yorumların 3/4’ü kadınlara yapılıyor ve televizyonda gördüğümüz kadın karakterlerin 2/3’ü zayıf karakterler olarak işleniyor. Ayrıca erkek karakterlerin medeni durumu yayınlarda önem arz etmezken bunun aksine kadın karakterleri medeni durumları tanımlıyor ve kadın karakterlerin %100’ünün medeni durumu biliniyor. 2005 yılında 5378 numaralı yasa ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’da yapılan değişikliğin 37. bendinde aşağıdaki ifadeye yer verilmiştir: “Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.” Güçsüzlük, çocukluk ve engel gibi muhtaçlık, akli meleke yetersizliği belirten durumlarla kadınlık özelliğinin bir tutulması kanunun çıkarılma amacı olan kadın haklarının korunmasından ziyade bağlı olunan en üst otorite olan kanunlarda, kadınların aşağı temsil edilmesine sebep olmaktadır. Medyada temsili düzenleme amacıyla yaratılan bu kanun, barındırdığı yan anlam neticesinde önüne geçmeye çalıştığı rollerin üretilmesinde etki sahibi olmuştur. Ülkemizde medyada temsilin düzenlenebilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.   Medyadaki Yansımlar Algımızı Şekillendirmek Zorunda Mı? Medya organlarının hedef kitlesi olarak hiçbirimiz yalnızca tüketici değiliz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Kütüphanesi: Tarihin Cinsiyeti

Geçmişteki ana akım bilim insanları cinsiyetler arası farklara kültürden bağımsız, “biyolojik”  bilimsel zemin oluşturdular ama günümüzde bakıldığında toplumsal cinsiyet kavramının bu zemini sarstığını söyleyebiliriz. Çünkü toplumsal cinsiyet çalışmaları gösteriyor ki cinsiyetler arası oluşan bu fark aslında dönemin erk sahibi ile üretiliyor ve şekilleniyor. “Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetin kültürel örüntüsüdür.”* “Kadınsılık” ve “erkeksilik” tanımları üzerinden bireye tahakküm uygulanır. Bu tanımlar çerçevesinde bireyin toplumsal cinsiyeti ile biyolojik cinsiyetinin paralellik gösterilmesini bekler erk sahipleri. Çerçeve içinde kalan bedenler toplumsal cinsiyet pratikleri ile bütünleşir ve çerçeveyi sağlamlaştırır. Örnek vermek gerekirse kız çocuklarının erken yaşta ev işlerine dahil olması, erkek çocuklarının saldırgan içerikli oyunlar oynamalarına teşvik edilmesi…  Bu konuda daha ayrıntılı okuma için yazarımız Derya Yiğiter’in Toplumsal Cinsiyet Nedir? yazısına göz atabilirsiniz.   Tarihin Cinsiyeti 2003 yılında Fatmagül Berktay tarafından yazılan Metis Yayınlarından  çıkan Tarihin Cinsiyeti kitabı, tarih bilimi içindeki güç sahiplerinin kadın kimliğini nasıl tanımladığı, kadın kimliğinin nasıl yazıldığı üzerine bir kitaptır. “Toplumsal cinsiyet” kavramını “belirli bir zamanda belirli bir toplumda cinsler için uygun olduğu varsayılan davranışların kültürel  tanımı” olarak yazar kitabında.   Kitap boyunca genelden özele doğru yol izlemiştir. Kitabına “Tarih ne içindir?” sorusu ile başlar devamını ise tarih yazımı ile devam ettirir. Tarih alanındaki kadının boşluğuna değiniyor ve bu boşluğun feminist tarihçilik ile nasıl yeniden yazıldığını anlatıyor. Kadınların hak arayışı ve kazanımına dair bir çerçeve sunuyor bize. Erk sahiplerinin kadını dışlayıcı bir politika yürüttüğünü buna karşılık kadınların hak kazanma sürecini bize anlatıyor Fatmagül Berktay. Osmanlı’daki feminizm hareketi, İslamcı kadın kimliği gibi başlıklarla tarih içindeki kadın kimliğinin ayrıntılara giriyor. Bunların  yanında Hanna Arendt, Behice Boran ve Suat Derviş gibi önemli kadın figürlere yer açmıştır kitabında. Fatmagül Berktay kitabını 17. yy’da gerçekleşen Salem kasabasındaki 19 kişinin cadı olması nedeniyle asılması üzerinden “cadı” kavramı ile bitirir. Benzer konu için “Bir İktidar Söylemi Olarak Deli Kadın İmgesi” makalesine de bakılabilir.  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu Fatmagül Berktay şu an İstanbul Üniversitesi’nde dersler vermektedir. “Tektanrılı Dinler Karşısında Kadın”, “Dünyayı Bugünde Sevmek”, “Politikanın Çağrısı” kitaplarına sizler de göz atabilirsiniz.  Kaynakça *Clarke V., Braun V. “Toplumsal Cinsiyet”. çev. Güney Öztürk. “Eleştirel Psikoloji”. ed. Fox D., Prilleltensky I., Austin S. 306-328. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2017.

STEM, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

STEAM Alanlarına Kadınların Katılımı ve STEAM Alanlarında Kız Çocukları

Günümüzde özellikle STEAM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) alanlarında kadınlar “erkek işi” olarak adlandırılan meslekleri tercih ederken çeşitli toplumsal kalıp yargılarla karşılaşmaktadır. Erkeklerin daha kolay iş bulduğu bu alanlarda, kadınlar da aynı başarıyı gösterebilecekken ya da göstermişken eşit temsile sahip değillerdir. Eşit temsilin olmadığı erkek egemen mesleklerin yer aldığı bu sektörler böylece kendini beslemekte ve erkek egemen bir alan olmaya devam edebilmektedir. Aslında kadınların bu alanlara katılımlarının arttırılması öncelikle küçük yaşta onlara neyi yapıp yapamayacaklarını söyleyen kalıp yargıların yıkılmasıyla sağlanabilir. Kız çocuklarının hayatını şekillendiren bu yargılar, onların eğitim hayatında ve meslek seçiminde verecekleri kararı etkiler konumdadır. Toplum beklentisinin fen, bilim ve matematik gibi alanlardan ziyade sosyal bilimlere yönelmesi yönünde olan kız çocukları bu konuda bir farkındalığa sahip olmadıkları dönemde yanlış yönlendirilmiş olmaktadırlar. Küçük yaştan itibaren oynayacağı oyundan seçeceği mesleğe kadar toplumsal beklenti doğrultusunda ilerleyen, belli sınırlar içinde kalan ve STEAM alanlarına teşvik edilmeyen kız çocukları bu sınırların dışına çıkmakta zorlanmakta ve çoğunluğu toplum tarafından konumlandırıldıkları alanlara yönelmektedir. Kız çocuklarının STEAM alanlarına yönelememesinin bir nedeni de alanların içerdiği meslek çeşitliliği konusunda bilgilerinin olmamasıdır. Sıklıkla bilim insanı ve mühendis olmakla özdeşleşen bu alanların okullarda tanıtımını yapmak meslek seçimlerinde ve bu alanlara kız çocuklarının katılımında büyük fayda sağlayacaktır. Eğitim hayatında eşit fırsata sahip olmayan kız çocukları ayrıca toplumsal yargılar nedeniyle sınırlı mesleklerle bağdaştırılmaktadır. Bu nedenle eğitim politikalarıyla kız çocuklarının STEAM alanlarıyla bağ kurmalarının teşvik edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmalarının sağlanması istediği alana yönelmek isteyen kız çocuklarının önündeki engellerin kalkmasında en önemli etken olacaktır. Verilen eğitimin her noktasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının öneminden bahsedilmesi bütün çocukların toplumsal cinsiyet eşitliği bilincine sahip olarak yetişmesi hususunda da oldukça önemlidir. Bu konuda sadece çocukların değil ebeveynlerin ve öğretmenlerin de bilinçlenmesi, ilerlemek istediği yolu seçerken kız çocuklarının destek görmesini sağlayacaktır. STEAM alanlarında eğitim almış ve bu alanlarda çalışan kadınlar toplumsal cinsiyete dayalı olarak adaletsiz ve eşit olmayan davranış ve uygulamalarla karşılaşmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıplarına dayalı olarak kadınların üzerine konumlandırılmış roller, işe alım süreçlerinde ve çalışma hayatında işveren tarafından bir belirleyici olmaktadır. İş hayatında ise terfi, işten çıkarma ya da ücret konularında da toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkla karşılaşmaktadırlar. Bu alanlarda kadın istihdamının az olmasının nedeni yeterli eğitimi almış kadınların eksikliği değil, maruz kaldıkları eşitsizliklerdir. KAYNAKÇA Türkiye’de STEM Alanındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Araştırma ve İzleme Raporu https://etkiniz.eu/wp-content/uploads/2020/09/stem.pdf

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Sinema ve Kadın Karakterlerinin Temsili

“Kahramanın bin bir yüzü olsa da cinsiyeti değişmez biçimde aynı olmuştur: Erkek. ”                                                                                                                                                           William Indick Medya, tüm organlarıyla birlikte toplumsal algının şekillendirilmesinde önemli bir role sahiptir. Alımlayıcı; medya üzerinden kendisine sunulan ürünle etkileşime girecek, bu ürün üzerinden yayılan kodları çözümleyecek, onlarla uzlaşacak veya reddedecektir. Alımlayıcıyı verilen ürünün tamamını kabul eden pasif bir özne olarak çizmek ne kadar yanlış olsa da medya üzerinden ulaştırılan mesajlar zamanının ruhunun ve kullanıcı algısının şekillendirilmesinde son derece etkilidir. Bu çerçevede 20.yüzyıldan itibaren kitleleri peşinden sürükleyen ve biz farkında olmasak da hayatımızda oldukça önemli bir yeri olan sinema sanatı da toplumsal cinsiyet rollerinin üretilmesi, yeniden üretilmesi veya yıkılmasında bir araç olarak kullanılabilir. Bu yazı sinemada kadın karakterlerin temsili konusunda giriş niteliğinde yazıdır. Sinemada kadın karakterlerin temsili konusunda karşılaşılan sorunların başında bu karakterlerin var olan toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirecek biçimde yaratılması gelmektedir. Bu karakter anlatımları genellikle ataerkil kültürle bir uyum içerisindedir. Bir metin olarak film, çoğunlukla erkek karakterler üzerinden inşa edilir ve kadın karakterler bu metin içerisinde kahraman olmaktan uzaktır.   Geçmişten Günümüze Kadın Figürü Joseph Campbell  “Yeryüzünde ikamet edilmiş her yerde, bütün çağlarda ve her koşulda, insana ait mitler türemiştir ve bu mitler insanın vücudunun ve aklının eylemleriyle ortaya çıkan ne varsa hepsinin esin kaynağıdır.” der.  Bu nedenle bugün yaratmaya veya yeniden üretmeye devam ettiğimiz mitlerin kaynağını mitolojide aramak hiç de yanlış olmaz. Batı temelli bir eğitimden geçen bizler için de bu arayışa modern Batı düşüncesinin temelini oluşturan Yunan Mitolojisinden başlamak yerinde olacaktır. Erkekler tarafından yaratılan Yunan mitlerinde kadına dair hikayeler de erkek bakış açısından anlatılmıştır. Yunan mitolojisine göre önce Chaos(Kaos) vardır ve ardından Toprak Ana olarak nitelendirebileceğimiz Gaia gelir. Diğer tanrılar yer yüzünün yani doğanın kendisi olan Gaia’dan türemiş olsa da, ona olan ilgi zamanla azalmıştır. Mitolojide kadının doğurganlığının ve anaçlığın simgesi olan, Gaia anne arketipidir. Fakat mitolojide kadınların temsili bu şekilde devam etmez ve mitolojide kadın karakterlerin bir çoğu şehvet, kargaşa ve zaaflarla özdeşleştirilir. Hikayenin sonunda kutuyu açan Pandora’dır. Pandora Pandora, Yunan mitolojisine göre yaratılan ilk kadındır ve insanları cezalandırmak için yaratılmıştır. Zeus, ateşi çalıp insanlara armağan eden Prometheus’un kardeşine balçıktan yapılmış ve olağanüstü bir güzelliğe sahip olan Pandora’yı hediye ederken Pandora’ya ise yine özellikle açmamasını tembih ettiği ve yine balçıktan yapılmış bir kutu hediye eder. Pandora Zeus’un uyarılarına rağmen kutuyu açar ve hastalık, ölüm, kıtlık gibi bütün kötülükler serbest kalır ve dünyaya yayılır. İnsanlığı cezalandırmak için yaratılan kadın, tüm kötülüklerin sebebidir.   Medusa Athena Tapınağı’nda yaşayan bir ölümlü olan Medusa’ya aşık olan Poseidon, bir gün eşi Athena’nın tapınağına giderek Medusa’ya tecavüz eder. Olanları öğrenen Athena ise eşini cezalandırmak yerine Medusa’yı cezalandırır ve onu gözlerine bakanların taşa dönüştüğü bir Gorgon’a çevirir. Öfkesi dinmeyen Athena bunun üzerine Perseus’u görevlendirerek Medusa’yı öldürtür. Anlatının en suçsuz ismi olan Medusa hikayenin sonunda suçlu olmuş ve “insanların kahramanı” Perseus tarafından öldürülmüştür. Helen Evli olduğu Menelaus’u  aldatarak büyük bir savaşa sebep olmuş ve Truva’yı yıkıma sürüklemiştir. Aphrodite Güzelliği ile bilinen Tanrıça Aphrodite “düzenbaz” olarak nitelenmektedir. Çünkü kendisi, eşi Hephaestus’u aldatmıştır. Ayrıca bir ölümlüye aşık olan Aphrodite, ölümsüz olduğu için reddedilince şekil değiştirerek ölümlü bir kadın şekline bürünmüştür.   Görüldüğü üzere kadın karakterler çoğunlukla yıkım, şehvet ve zaafla özdeşleştirilmiş. Kadının, doğurganlık ile başlayan hikayesi zamanla aldatma, düzenbazlık ve kötülüğe evrilmiştir. Modern mitlerin temeli olan antik mitler tıpkı günümüzde olduğu gibi kadını kontrol altında tutmak için anlatılagelen efsanelerdir. Erkeğin içindeki zaafa işaret eden Medusa, kurban olmasına karşın anlatının sonunda cezalandırılan taraf olmuştur. Gerçekte tüm bu kadınlar, ataerkilliğin kurbanıdır. Bu kadınların ortak özelliklerinden biri çoğunun isimlerinin geçtiği anlatılarda kahraman olmamasıdır. Kadın karakterler, mitolojide ve sinemada çoğunlukla birer kahraman değil yalnızca arketiptir. Çoğunlukla bir şeyleri sembolize ederler.  Sinemada kadınlarla özdeşleştirilen bazı karakter arketipleri aşağıdaki gibidir. Bu kısım William Indick’in Senaryo Yazarları İçin Psikoloji kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır. Tanrıça Tanrıça bir ebeveyn arketipidir ve olumlu anneliği sembolize eder. Rahatlatıcı, besleyici, kibar ve evrensel bir annedir. Tanrıça arketipi, annenin çocukta gördüğü işlevi görür. Kahramanın duygusal bütünlüğe ulaşmasını sağlar. Tanrıça arketipinin bazı  örnekleri aşağıdaki gibidir: Cindirella (1950/2015)  filmindeki Külkedisi Uyuyan Güzel (1959/2011 ) filmindeki Uyuyan Güzel Yüzüklerin Efendisi (2001) filmindeki Galadriel Gölge Tanrıça İdeal anne figürü olan Tanrıça arketipinin zıttı olan olumsuz bir anne arketipidir. Tanrıçanın gölgesidir ve olumsuz özelliklerin tümünü taşır. Genellikle büyücü/cadı, kötü üvey annedir. Gölge tanrıça arketipinin bazı örnekleri aşağıdaki gibidir: Pamuk Prenses – Evil Queen (1937/1970) Uyuyan Güzel – Malefiz (1959/2011) Gerçek Yaşam Tanrıçaları Duygusallık, sezgisellik ve sevgiyi sunan tüm kadın figürleri tanrıça olarak nitelendirilir. Gerçek yaşam tanrıçaları oldukça iyi olmalarına ve kadınlıkla özdeşleştirilen anaçlığı taşımalarına karşın her zaman mükemmel değillerdir. Anima Anima, erkeksi ve kadınsı özellikleri birleştirir ve dengenin temsilidir. Animanın taşıdığı nitelikler; duygusallık, sezgisellik, empati gibi dişil niteliklerdir. Fakat anima, tanrıça ile aynı arketip değildir. Anima genellikle bir aşık ya da erotik bir karakterdir. Tanrıça, anne olduğundan kutsaldır ve cinsellikle özdeşleştirilmez. Anima; romantik sevgi sunar, çoğunlukla aşk ilişkisidir ve erkek kahramanın sezgisel yanını tamamlar. Böylece filmin sonunda erkek karakterin gelişimi tamamlanmıştır ve artık romantik ilişkisiyle birlikte mutlu sona ulaşabilir. Baştan Çıkarıcı Kadın – Femme Fatale Tıpkı gölge tanrıça gibi Femme Fatal da animanın kötü yanını temsil eder. Femme Fatale, adı “kötüye” çıkan baştan çıkarıcı kadındır. Erkek kahramanı yolundan saptırır ve tehlikeye atar. Genellikle bir savaşın ortasında olan erkek kahraman, Femme Fatale kadına karşı savunmasızdır. Femme Fatale, çoğunlukla cezalandırılır ya da aşık olup animaya dönüşerek ödüllendirilir. Onun ödülü çoğunlukla onu seven erkek karakterdir. Ne olursa olsun, baştan çıkarıcı kadının “toplumda kabul görmesi için” değişmesi gerekir, değişmeyen gölge anima cezasını hak etmiş demektir. “Femme Fatale’i üreten kültürel temsiller modern yaşamın yeni kadınlarına dair eril korkuları cinsellik, felaket ve ölüm üçgeninde işlemişlerdir. Bu temsiller Femme Fatale’i karşı konulamaz cinsel cazibeye sahip, şeytani amaçları olan, baştan çıkardığı erkeklerin toplumsal statüsünü, ekonomik yaşamını ve ahlaki değerlerini yıkıma sürükleyen bir özne olarak

Toplumsal Cinsiyet Nedir?
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Nedir?

“Toplumsal cinsiyet nedir?” diyerek bu alandaki yazı dizimize başlıyoruz. Toplumsal cinsiyet kavramı son zamanlarda oldukça önem kazanmıştır. Farkındalığın arttırılması ve görünürlük kazanması bu alanda yapılan çalışmalar sayesindedir. Sivil toplum kuruluşlarından, kamu kurumlarına kadar her alanda toplumsal cinsiyet konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Bu vesileyle biz de, bu konunun neden ön plana çıktığını anlatmaya ve konunun önemini vurgulamaya çalışacağız.

Scroll to Top