Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Standartlarımız: Güzelliğin Cinsiyeti

güzel: (sıfat) Göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı:       Güzel kız. Güzel çiçek. (isim) Güzel kız veya kadın TDK- Güncel Türkçe Sözlük   Güzellik olgusunun göreceli olduğu, dönemden döneme veya kişiden kişiye değiştiği sıklıkla söylenir. Bununla birlikte bu kavramın toplumsal hayattaki yeri üzerine düşünmek her ne kadar gerekli olsa da kavramın göreliliği bunu bireyler için zorlaştırmaktadır. Güzellik, iyi, hoş, ahlaklı, doğru düzgün yapılmış, estetik olarak tatmin edici, görgü kurallarına uyan pek çok şeyi işaret eden bir isimdir. Her ne kadar ilk bakışta “güzellik” kavramı ve güzel sıfatı estetik olarak tatmin edici, hoşa giden nesne ve kimseleri nitelemek için kullanılır diye düşünsek de güzellik kavramı toplumumuzda sanattan etiğe “iyi” olan her şeyle özdeşleşmiştir. Güzellik yalnızca belirli bir estetik durumu değil, kelimenin tam anlamıyla üstün olan tüm nitelikleri karşılayacak kadar anlamca genişlemiş ve güzel sıfatı soyut-somut birçok durumu niteler hale gelmiştir.     Güzellik Algısının Değişimi Umberto Eco Güzelliğin Tarihi eserinde Hesiodos’un Tanrılar tarafından benimsendiğini ifade ettiği ve daha sonraki Yunan ozanları tarafından sıklıkla tekrarlanan “Güzel olan sevilir, güzel olmayan sevilmez.” dizelerine yer verir. Burada asıl önemli olan nokta Antik dönemin estetik ve güzellik kuramından yoksunluğu çerçevesinde Antik Yunan halkının güzelliğe bakışını ifade etmesidir. Antik Çağ’da güzellik, “ılımlılık”, “uyum”, “simetri” gibi değerlerle bir tutulur. Eski Yunan’ın güzellik kavramını değerlendirme ölçütüne Delfoi Kahini’nin bir cevabını örnek gösterir Eco “En güzel, en adil olandır.”  Güzellik, antik çağa günümüz perspektifinden baktığımızda aslında kurgusal olarak karşımıza çıkan bir konsepttir. Yalnızca estetik olan değil, iyi, uyumlu, orantılı olandır. Güzelliğin kıstası filozoflara, sanatçılara ve şairlere göre iyi olanın standartları çerçevesinde belirlenir. Bu algı binlerce yıl boyunca değişmiş, antik çağdan, ortaçağa, rönesansa ve moderniteye kadar yeni standartlar çerçevesinde şekillenmiştir. Sanatın farklılaşması, modanın gelişimi ve kitle medyası ile medya elitlerinin halka inişi güzellik standartlarının değişmesinde rol sahibidir. Günümüze kadar çoğunlukla medya elitleri ve medya elitlerinin birçoğunun temsil ettiği Batı tipi güzellik algısı -ki bu güzellik biçimi çoğu zaman Batı sanatı ile ilintilidir- günümüzde sosyal medyanın da gelişimi ve üretici/ kullanıcı profilinin öne çıkmasıyla tek bir kaynaktan beslenir olma durumundan çıkmıştır.  Güzellik standartları tahmin edilebilir olmaktan uzak,  yalnızca sinema veya televizyonlarda karşımıza çıkan ya da bize sunulan biçimler olmaktan çıkmış sosyal medyanın bize sağladığı hız konsepti çerçevesinde çok süratli bir biçimde değişen ve yıkılıp yenilenebilen çok temsilli bir hale gelmiştir. Güzelliğin Bir Cinsiyeti Var Mıdır? “Erkeklerden daha çok kadınlarda somutlaşmaya ve erkekleri alabildiğince hoşnut etmeye yöneltilmiş bir parıltı” C.H. Agrippa Modern güzellik algımız çoğunlukla zarafeti ve kusursuzluğu bir araya getirir. Bu açıdan güzellik büyük ölçüde dişileştirilir. Böylece güzellik kadınları yükseltecek bir özellik olarak görülmeye başlar ve onun değerini arttıracak bir özellik halini alır. Kadının modern toplumdaki statüsü bu şekilde yükselmiş olur fakat bu yükseliş kadının yine de erkeğin astı olduğu, yüz yıllarca şeytanlaştırılan kadın için kötünün iyisi olabilecek bir yükseliştir. Sanat tarihine kısaca göz atarak yalnızca birkaç ünlü tabloyu göz önüne getirerek devam edelim erkekler çoğunlukla savaşta, güçlü, korku salan, yıkıcı bir biçimde tasvir edilir. Bunun yanında kadın, Venüs’ün bir yansımasıdır, ışıl ışıl ve güzeldir. Temsil ne kadar güzelse dişi birey o denli tanrısaldır gözümüzde. Bu noktada ışığın ve renklerin rollerinin de önemi artmıştır fakat sanatla birlikte, ikinci cins olmaktan çıkan kadın artık güzel cins haline gelmiş ve güzellik onunla daha doğrusu onun bedeniyle özdeşleşmiştir. Bu durum kadın ve erkek arasındaki rollerin keskin bir şekilde ayrılmasını desteklemiş ve modern toplumsal cinsiyet rollerini büyük ölçüde beslemiştir. Artık gücü temsil eden erkeğe ev dışında olma görevi düşerken güzelliğin temsili olan kadına ev içinde olmak ve büyük ölçüde erkeği memnun etmek rolü düşer. Kadın artık yalnızca güzelliğin temsili olarak kendine yer bulmaz, güzellik kadını bir sorumluluğu toplumun ondan bir beklentisi haline gelir. Toplumsal hayat içinde bu anlayış normalleşmiş, yalnızca bedenen karşılanması gereken bir sorumluluk olmaktan çıkmış ve kadınların hal, tavır ve davranışlarının da belirli kalıplara sokulmasıyla neticelenmiştir. Böylelikle kadın ve erkek rolleri arasındaki ayrım daha da kesinleşir ve kendini hayatın her alanında yeniden üretir. Yaklaşık 30 yıl önce Naomi Wolf  “The Beauty Myth” adlı kitabını yayınlamış ve güzellik standartlarının kadınları kontrol altında tutmanın bir yolu olduğu iddiasını tartışmıştır. Bu görüşü test etmek için yapılan bir araştırma, güzellik standartlarının cinsiyetçilik temelli olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle iş hayatında ayrımcılığın altındaki sebeplerden biri olan bu durum güzellik standartlarına uymayan kadınların ciddiye alınmaması gibi sonuçların doğduğunu da gözler önüne sermektedir. Bu standartların eşitliğin önünde bir engel oluşturduğunu savunur. Bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra Google görsel aramalarda “güzel” ve “güzellik” kelimelerini aratabilirsiniz. Aynı kelimeleri İngilizce olarak da aratabilirsiniz. Sonuç değişmiyor, özellikle “güzellik” kavramı ile alakalı arama yaptığınızda karşılaşacağınız sonuçların neredeyse tamamı kadın oyuncular, modeller, kadın modellere ait stok görseller veya kozmetik ürünler… Kaynakça Eco, Umberto, Güzelliğin Tarihi, Doğan Egmont Yayıncılık Forbes, Elsesser Kim, The Link Between Beauty And The Gender Gap Vigarello, Georges, Güzelliği Tarihi

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Tabusuz Alanlar: Regl Dostu Çalışma Mekanları

Regl Tabusu ve Mücadele Regl geçmişten günümüze bireyler tarafından deneyimlenen, gündelik hayatın kaçınılmaz ve göz ardı edilemeyecek bir parçası olmasına rağmen hala toplumlarda eğitim, sağlık, aile gibi birçok sosyal kurumda yaygın olarak tabulaştırılmaktadır. Regl tabusu; regl olan bireylerin bulundukları fiziksel ortamlarda, iş, okul, sosyal ve gündelik hayatlarında onları oldukça kısıtlayan, ötekileştiren ve regl deneyimlerini değersizleştiren bir olgudur. Dolayısıyla dünyada bu yazıyı okuduğunuz anda dahi regli deneyimlemekte olan yaklaşık 300 milyon bireyin regl dönemlerinde yaşayabilecekleri fiziksel, mental, toplumsal ve kültürel kısıtlamaların önüne geçmek, bunlarla mücadele etmek oldukça önemli bir meseledir. Regl tabusu sadece regli deneyimleyen bireyler tarafından değil regli deneyimlemeyen bireyler tarafından da mücadele edilmesi gereken bir durumdur. Çünkü bu durum; regl tabusu hakkında yazdığım yazıda da belirttiğim gibi içerisinde çeşitli mitlerin, efsanelerin, kısıtlamaların, yanlış ve eksik bilgilerin kültürel olarak nesiller boyunca üretildiğine ve sürdürüldüğüne işaret eder. Dolayısıyla regl tabusu; bireylerin menstrüel dönemlerini her açıdan daha sağlıklı, olası fiziksel ve toplumsal kısıtlardan arındırılmış olarak geçirebilmeleri için regli deneyimleyip deneyimlemediğine bakılmaksızın tüm bireyler için topyekün bir mücadele alanı olmalıdır. Bunu sağlamanın en önemli yollarından birisi de yaşamlarımızın bir parçası olan ve sıklıkla vakit geçirdiğimiz ev, okul, kütüphane, cafe, bar, restoran, alışveriş merkezi gibi sosyal alanlar ve çalışma alanlarının regl dostu mekanlara dönüştürülmesidir. Regl Dostu Mekanlar:  Çalışma Alanları Bireylerin hayatlarının ciddi bir sürecine ev sahipliği yapan çalışma mekanları regli deneyimleyen bireyler için birçok durumda dezavantaj oluşturabilmektedir. Regl olanlar için fiziksel anlamda yeterince konforlu olmayan, kültürel anlamda tabular barındıran çalışma alanları; bireylerin iş verimliliğinden iletişim becerilerine, duygu durumlarından odak ve üretkenliklerine kadar birçok şekilde olumsuz etkiye sebep olabilmektedir. Dolayısıyla çalışma mekanlarının regl dostu olması, çalışanların ve işverenlerin regl ile ilgili farkındalığının yüksek olması regl olan bireyler için önemlidir. Bu durumda çalışma alanları herkes için tabusuz, sağlıklı iletişim ve etkileşimin sağlanabildiği, kapsayıcı mekanlar olacaklardır. Fiziksel Çözümler Regl dostu mekanların yaratılabilmesi için regli deneyimleyen bireylerin ihtiyaçları dikkate alınarak hareket edilmelidir. Duş, tuvalet gibi alanlarda ped, tampon gibi menstrüel hijyen ürünlerinin bulundurulması ve genel temizliğe önem verilmesi olası bir durumda halihazırda menstrüel döngüsünde olan ya da bu döngüye yeni ve/veya hazırlıksız olarak girmiş bireyler için gereklidir. Bunun yanı sıra bireylerin menstrüel hijyen ürünlerine ek olarak iç çamaşırı,  yedek kıyafet gibi ihtiyaçlarının doğabilmesi de muhtemeldir. Dolayısıyla bu ihtiyaçların sağlanması her koşulda mümkün olamayacak olsa da bireylerin bu gibi anlar için gerek duydukları eşyalarına erişimlerinin sorunsuz olabilmesi açısından kişisel dolapların sağlanması ve gerekli konfor alanının yaratılması önemlidir. Bu sayede regl olan bireyler olası bir durumda o gün işe devam edememe, regl kanını/izini gizlemek zorunda hissetme, fiziksel gündelik aktivitelerden uzak kalacak olma gibi kısıtları yaşamak zorunda kalmadan gerek duydukları ihtiyaçlarını karşılayabilecek, çalışma hayatlarının ve devamında da sosyal hayatlarının aksaması gibi bir durumla karşı karşıya kalmayacaklardır. Menstrüasyon döngüsü, her birey için farklı şekilde gerçekleşen ve farklı semptomları içinde barındıran bir döngüdür. Bu döngüyü bireyler daha az sancılı ve huzursuz geçirebildikleri gibi çok sancılı, kramplı, ciddi fiziksel ağrılarla ya da duygusal dalgalanmalarla da geçirebilmektedirler. Regl dönemlerini sancılı geçirenlerin sıradan gündelik aktivitelerini gerçekleştirmeleri bile zorlayıcı olabilmektedir. Bu gibi durumları olan bireyler için sağlanabilecek çözümlerin başında revir imkanı, ağrı kesici ve kas gevşetici vb. ilaçların bulunduğu ecza dolabı gibi tıbbi desteğin yanı sıra; işlerine devam etme noktasında zorlanan bireylere evden çalışma imkanı verilmesi ya da regl izninin sağlanması da bireylerin menstrüel dönemlerini kolaylaştırıcı çözümler arasında yer almaktadır. Fakat regl izni gündeme geldiğinde karşılaşılan konuların başında bu iznin özellikle kadınlar için ayrımcılığa neden olabileceği ve dezavantaj yaratabileceği tartışılmaktadır. Regl olan herkesin kadın olmaması sebebiyle regl izninin çoğunlukla kadınlara sağlanmasının ayrıştırıcı olmasıyla birlikte regl izni talep eden bireylerin ücret kesintisi, işe alınmama, işten atılma, damgalanma gibi sorunlarla karşılaşabileceği de göz önünde bulundurularak regl dostu, adaletli ve kapsayıcı politikalar sağlanmalıdır. Kültürel Çözümler Regli deneyimleyen bireyler için menstrüel dönemlerini kolaylaştıracak fiziksel çözümlere ek olarak toplumsal olarak da regl ile ilgili var olan kültürel kısıtlar, mitler, tabularla da mücadele edilmesi oldukça gereklidir. Dolayısıyla regl dostu çalışma alanlarının sağlanmasını sağlayacak önemli şeylerden birisi de reglin bu alanlarda konuşulabilir olmasıdır. Reglden bahsederken ‘hassas/özel gün, kadın hastalığı, duygusal döneminde olmak’ gibi ifadeler kullanmaktan kaçınmak ve regl olduğu bilinen birisi hakkında ‘sinirli, agresif, duygu durumu karışık’ varsayımlarında bulunmadan bu olumsuz etiketlemelerin önüne geçmek bireylerin regl deneyimlerini görünür kılabilmeleri ve regl tabusunun ortadan kaldırabilmesi için önemli eylemlerdir. Reglin görünür ve konuşulabilir olduğu tabulardan arındırılmış çalışma alanları, herkes için daha etkili ve sağlıklı iletişim ve çalışma atmosferi sağlar.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadınların Eğitim ve İş Gücündeki Görünürlüğü

Atanmış roller üzerinden uygulanan baskıları kadınların okul yaşamlarında görebiliriz. 2018 Türkiye verilerine göre  kız öğrencilerin okuldaki dağılımları fen lisesi için %54, sosyal bilimler lisesi için %65 iken spor lisesinde dramatik bir şekilde %27,9’ta kalmıştır. Meslek liselerindeki kız öğrencilerin dağılımı çocuk gelişim bölümünde %99 iken bilişim teknoloji alanında %39, elektrik-elektronik bölümünde ise %2,8 ile sınırlı kalmıştır. Yükseköğretim kurumlarında kadınların oranı %49’dur ve bu kadın öğrencilerin çok az bir kısmı mühendislik alanlarını tercih etmiştir. İnşaat mühendisliğinde kadın öğrenci oranı %17 iken gemi ve uçak mühendisliği ile ilgili bölümlerde ise bu oran %11’e kadar düşüyor. Yüksek lisans veya doktora için üniversiteye devam eden kadınların oranı ise %45’i aşmadığı görülmekte.   İş gücündeki kadın oranı ise 2018 verilerine göre %29,4 olarak yansımıştır, ilginç olan son yirmi yılda değişen oran sadece %2,2 olarak görülmekte. 1998 verileri kadınların istihdama katılma oranını %27,2 olarak göstermekte. Üst kademelere doğru ilerledikçe işgücündeki kadın oranının düştüğü görülmekte, yönetici olarak çalışan kadınların oranı %14,7 ile kalırken erkeğin benzer konumdaki oranı %85,3’tür. Kadınlara istihdama katılmama nedenleri sorulduğunda ise “ev işleri ile meşgul” diyenlerin oranı %55’e yakın bir oran bulunmuştur. Çarpıcı olan ise Türkiye, OECD ülkeleri arasında hem eğitime hem de işgücüne katılımda bulunmayan kadın sayısı ile birinci konumda.     2019 ile başlayan Covid-19 salgını kadınların işgücündeki katılımını etkilemiş, eve kapanmalar ile ev içindeki iş yükünü artırmıştır. Özellikle çocuk bakımı yükünü ebeveynlerden alan aile büyüklerinin evden dışarı çıkamaması, kreş/anaokulu gibi kurumların kapanması ile ebeveynler evde çocukları ve işleri ile baş başa kalmıştır. Bu süreçte annelerin babalara oranla daha fazla etkilendiği görülmekte. Ev içindeki iş ve çocuk bakımı ile beraber kadınların, kendi iş hayatlarını sürdürmekte zorlandığı görülmüştür. Bunun yanında kayıt dışı çalışan kadınlarında Covid-19 ile beraber işlerinden çıktıklarında hiçbir güvenceleri olmaması nedeniyle pandemiden olumsuz etkilenen bir diğer gruptur.  Daha ayrıntılı okuma için 2018 Verileriyle Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmasına bakabilirsiniz. Dilerseniz buradan diğer yazılarımıza ulaşabilirsiniz.  Kaynakça  Cinsiyet, K. Ü. T., & Merkezi, U. (2019). 2018 Verileriyle Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Eşitliği. DİNÇER, F. C. Y., & YİRMİBEŞOĞLU, G. (2020). COVID-19’un ekonomik etkilerinin toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında değerlendirilmesi. Gaziantep University Journal of Social Sciences, 19(COVID-19 Special Issue), 780-792.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Mansplaining: Erbilmişlerin Ahkam Kesmesi

Gündelik etkileşimlerimizin bir parçası olarak sözlü ya da sözsüz iletişim kurmak, çeşitli diyaloglar içerisinde bulunmak; sosyal bir benliğe ve boyuta sahip olan biz insanlar için adeta kaçınılmaz bir durum. Bu kaçınılmazlık içerisinde kurduğumuz etkileşimlerin cinsiyetlendirilmiş bir yanının olduğunu ve normal olarak karşılanması beklenen çoğu iletişim biçiminin aslında cinsiyete dayalı bir hiyerarşiyle eril bir üstencilik barındırdığını söylemek mümkündür.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamından Çizgi Film ve Masallar

Bu yazımda çocukların masal, çizgi film vb. yayınlarda maruz kaldıkları ataerkil kalıp yargılardan ve bu alışılagelmiş yargılara karşı nasıl mücadele edebiliriz biraz bundan bahsedeceğim. Bir ebeveyn çocuğunu özgüveni gelişmiş, toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan ve saygılı bir birey olarak yetiştirmeyi amaç edinmelidir. Ebeveynler bu amacı gerçekleştirebilmek için de çocukların, çocukluk dediğimiz yüzyıllar boyunca değişen, sosyo-kültürel bir kavram olan ve kişisel gelişimini büyük oranda etkileyecek bu dönemine çok dikkat etmelidir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi

Ekofeminizm ve Chipko Hareketi  Feminizm hareketi yıllar içinde zamanın iklimine göre şekillenip öncelikleri değişip dönüşmüştür: Birinci Dalga Feminizm, temel hak ve özgürlüklerde erkeklerle eş statüyü talep ederken İkinci Dalga Feminizm hareketi kamusal alanda yer bulamayan, eve sıkıştırılan kadınları odak noktası yapmıştır ve postmodernizm ile Üçüncü Dalga Feminizm “farklı kadınlık” tanımlarını merkeze almıştır. Ekofeminizm Üçüncü Dalga Feminizm hareketi içinde kendine yer bulmuştur. İlk defa 1974’te “Feminizm ve Ölüm” adlı, Françoise d’Eaubonne tarafından yazılan kitapta görülmüştür.  Ataerkil toplum tarafından doğanın, kadın ile benzer bir zulme uğradığını ifade eder Ekofeminizm. Özellikle doğurganlık ve bereket analojisinin kurulması, “doğa ana/toprak ana” kavramlarındaki dişil ifadeler bize aslında insanın doğayı dişil bir konumda tuttuğunu göstermekte. Toprağa yönelik olan kontrol etme/tahakküm uygulama arzusu her zaman insanda görülmüştür ve tarım toplumu olmasıyla bu arzular daha baskın hale gelmiştir. Tarım öncesi toplumlarda insanlar doğanın sundukları üzerinde hayatlarını sürdürürken tarımla beraber kadınlar evlerin içine, doğa da mülkiyet sınırları içine sıkıştırılmıştır.  1973 yılında Hindistan’ın Mandal köyünde ormanlarını korumak için ağaçlara sarılan kadınların eylemleri yani Chipko Hareketi, ekofeminizm için çıkış noktalarından bir tanesidir. O dönemin hükümeti Mandal köyü bölgesindeki ormanlık alanların yok edilmesine ticari kaygılarla izin vermiştir ama orada yaşayan köylüler bu yok oluşa izin vermemek adına kendi dillerinde “kucaklamak/sarılmak” anlamına gelen “Chipko” eylemlerine başlamışlardır. Büyüyen bu sesle dönemin hükümeti bu bölgedeki ağaç kesimlerini durdurmuştur. Chipko Hareketi o dönemden büyüyerek “Save Himalaya” hareketinin çıkış noktası olmuştur. Benzer çevre eylemlerini tüm ülkelerde görebiliriz: Türkiye’deki HES projelerine, filtresiz çalışan fabrikalara, ormanlık alanlarının yok edilmesine yönelik eylemlerde kadınların yükselen sesini işitebiliriz. Biz o hayvanların hakkını da savunmuş oluyoruz kendi hakkımızı savunurken. Ve onun gibi yanımızda olmayan, görmediklerimiz, yeraltında yer üstünde, gökyüzünde binlerce hayvanının hakkını savunuyoruz. Binlerce canlının, bitkinin, çiçeğin, böceğin hakkını savunuyoruz. (Rüveyda, 35 yaşında, lise mezunu, ev kadını, bekar)¹ Bu alanda daha fazla bilgi edinmek için Emet Değirmenci tarafından derlenen Doğa ve Kadın: Ekolojik Dönüşümde Feminist Tartışmalar; Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ve Carol J. Adams tarafından yazılan Etin Cinsel Politikası & Feminist-Vejetaryan Eleştirel Kuram; Sinek Sekiz Yayınevi’nden çıkan, yazarları Vandana Shiva ve Maria Mies olan Ekofeminizm kitabına bakabilirsiniz. Kaynakça ¹Yavuz ve Özlem Şendeniz, “HES Direnişlerinde Kadınların Deneyimleri: Fındıklı Örneği,” Fe Dergi 5, no. 1 (2013), 43-58.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kanlı Bir Tabu: Regl

Regl deneyimi cinsiyetlerden bağımsız olarak ele alınmalıdır. Bunun nedeni; her kadının regl deneyimlememesi aynı zamanda regli deneyimleyen her bireyin de kadın olmamasıdır. Fakat reglin dünya ve Türkiye genelinde daha çok kadınlar tarafından deneyimlenmesi ve kadınların regl deneyimlerine dair daha fazla bilgi ve veri olması sebebiyle bu yazı, kadınlar ve regl bağlamında ele alınmıştır. Regl Nedir? Regl, adet gibi isimleriyle bilinen menstrüasyon döngüsü; vücutta belli periyotlarla tekrarlanan, sağlıklı, normal bir biyolojik döngüdür. Döllenme olmaması durumunda rahme tutunması gereken bir embriyo olmadığı için rahim iç katmanının, döllenme olduğu fakat embriyonun hasta ya da ölü olduğu durumlarda da embriyoyla birlikte iç katmanın vücuttan atılması ile gerçekleşen kanama halidir. Regl, birçok toplumda görünür ve konuşulur bir konu olmaması sebebiyle tabu olarak var olmaktadır. Bu durum regl hakkında bilgi eksiklerine, olumsuz anlamlara yol açmaktadır. Reglin kamusal ve özel alanda görünürlük elde edemeyişi kadınları ekonomik, psikolojik, fizyolojik ve üreme sağlığı temelli olmak üzere birçok konuda dezavantajlı kılabilmektedir. Toplumsal olarak üretilen ve sürdürülen ‘‘regl tabusu’’ eğitimden sağlığa, iş hayatından cinsel hayata, kamusal alandan özel alana çeşitli mitlerle, inanışlarla, regle ve regl kanına yönelik yanlış/yönlendirmeli bilgi, tutum ve davranışlarla kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmektedir. Regle atfedilen ‘‘kirlilik, hastalık’’ gibi tanımların yanı sıra; regl dönemi veya regl kanı söz konusu olduğunda kullanılan bazı ifadeler bu doğal döngünün görünür ve konuşulabilir olmasının önünde engel teşkil etmektedir. Menstrüasyon döngüsünü ifade etmek için kullanılan ifadelerden bazıları ‘‘gelinciklenmek, kızıl ordu kurmak, halası gelmek, özel/hassas/duygusal gününde olmak, rahatsızlanmak’’ gibi regl ile ilişiği olmayan ifadelerdir. Ter, tükürük, idrar gibi bedensel sıvıların aksine regl kanının tabulaştırılması ise ataerkil sistemlerin kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün bir göstergesidir. Reklamlarda, ürün ambalajlarında, geleneksel ve sosyal medyada kullanılan ‘’sıvı, akıntı ve sızıntı’’ regl kanını aktarmak için kullanılan başlıca sözcüklerdir. Bu doğal döngüyü ifade etmek için regl, adet, menstrüasyon kelimeleriyle durumu açıkça tanımlamak yerine bu gibi ifadelere başvurmak kadın bedeni ve deneyimi üzerindeki kısıtlayıcılıkla ilişkilendirilebilir. Çünkü bu durum, görünürlüğün önünde engel oluşturmakla birlikte regli utanılması, gizlenmesi, konuşulmaması gereken bir durummuş gibi yansıtır. King’in de belirttiği gibi bu ideoloji kadın bedeninin özgürlüğünü kısıtlamakla kalmayıp onun üzerinde oluşturulan baskının pekiştirilmesine de aracılık etmektedir. Regli olduğu gibi tanımlayamamak, regli gizlemek, regl kanından ve regl olmaktan utanmak, regl ile ilgili konuları dile getirememek gibi kültürel engeller; ped, tampon, menstrüel kap gibi ürünlerin yüksek vergilendirme ve zamlara tabii tutulması, ürünlerden bazılarının birçok yerde satılmaması gibi fiziksel engeller menstrüel dönemlerindeki kadınların ve onların regl deneyimlerinin ötekileştirilmesine aracılık eder. Regle, regl olan kadına yönelik farklı kültür ve toplumlarda sahip olunan çeşitli bilgi, tutum ve inanışların çoğunun sosyal, fiziksel ve kültürel kısıtlamalar olduğu görülmektedir. Bu konuyla ilgili sosyoloji ve antropoloji alanlarında yapılan çalışmalarda regl olan kadının saçını boyatamayacağı, yaptığı yemeğin yenmeyeceği, süt ürünleri, turşu, hamur gibi mayalanacak besinleri üretmek veya dokunmak isterse bozacağı gibi gündelik pratiklerle ilgili tabulara rastlanılmıştır. Ayrıca yeni doğan bebeği ziyarete gittiğinde bebeğin ömrünün kısa olacağı, ev, tarla, bahçe gibi alanlarda bulunmasının bereket kaçıracağı, regl olan kadınla cinsel ilişkiye giren erkeklerin lanetleneceği yönünde çeşitli akıl almaz mitler de bulunmaktadır. Yine yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir ki; ataerkil ideoloji nedeniyle toplumlarda kadın bedeni ve özellikle de regl olan kadın bedeni üzerinde varlığını sürdüren bu tabu, efsane ve tutumlar kadınlar tarafından da içselleştirilmektedir. Kadın, bedeni ve regl deneyimi üzerindeki baskı ile tahakkümü içselleştirilmesinin bir sonucu olarak iş yaşamından gündelik yaşamına kadar çeşitli alanlarda kendisini bazı pratiklerinden uzaklaştırabilmektedir. Regl olan kadınların bu dönemlerinde uzak durduğu pratiklerin başında cinsel ilişkiden kaçınmak, saç kestirmemek ve boyatmamak, duş almamak/banyo yapmamak, ağda/epilasyon yapmamak gibi pratikler olduğu saptanmıştır. Regle ilişkin bu tutumlar, efsaneler, inanışlar ve eksik/yanlış bilgiler yukarıda da ifade edildiği üzere kadın bedeninin özgürlüğü önünde engeldir. Görünür ve konuşulabilir bir konu olmadığı toplumlarda regl; tabu olarak varlığını koruyup pekiştirmeye, bu nedenle de regl olan bireyler için ekonomik, psikolojik, kültürel, fizyolojik olarak dezavantajlı konumlar yaratmaya devam edecektir. Kadının, kadına ait olan olgu ve durumların değersizleştirilmesi, tabulaştırılması ve kendi içerisine hapsedilmesinden nasibini alan konulardan biri olarak regl; özellikle kadınlar tarafından görünür kılınması, hak talep edilmesi gereken bir konudur. Simone de Beauvoir’ın da ifade ettiği gibi kadınlar; kendi bedenlerinin, öz benliklerinin farkına vardıklarında tarihi değiştirebilecek özneler olduklarını kavrayacaklardır. Bunun sağlanması için kadınlar her konuda olduğu gibi regl konusunda da direnmeli, konuşmalı ve mücadele etmelilerdir. Bu sayede regle, regl kanına ve regl olan kadına ilişkin yaratılan tabular, etiketler, ötekileştirme ve kısıtlamalar ortadan kalkabilecektir.        Kaynakça Beauvoir, S.D. (2020) İkinci Cinsiyet, (Çev: G. A. Savran) İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları King, S. (2020). Premenstrual Syndrome (PMS) and the Myth of the Irrational Female. The Palgrave Handbook of Critical Menstruation Studies, (s.287-302.) Palgrave Macmillan, Singapore Thiebaut, E. (2018). Bu Benim Kanım. (Çev: S. Aytuğ) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Terimleri

Toplumsal cinsiyet çalışmaları günümüzde etki alanını giderek arttırarak  hak ettiği önemi görmeye başlamıştır. Bununla birlikte alana dair toplumsal farkındalığı arttırmak amacıyla düzenlenen eğitimler, seminer ve webinarlar ise giderek yaygınlaşmakta ve insanların konu hakkında bilgi edinmesini kolaylaştırmaktadır. Konu hakkında araştırmalar gün geçtikçe artmakta ve derinleşmektedir. Bu yazıda toplumsal cinsiyet konusu ile ilgilenmeye başlayan kimseler için faydalı olabilecek ve sık karşılaşılabilecek kelimelere ve anlamlarına yer verilmiştir.   Toplumsal Cinsiyet: Cinsiyetler arasında, kültürel olarak kurulan farkların tümüdür. Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliğe inanan ve amaçlayan düşünce sistemi. Patriarşi (Ataerkillik): Erkek bireylerin daha güçlü olduğu hiyerarşik toplumsal yapılanma. Mizojini(Kadın Düşmanlığı): Kadınlara karşı duyulan nefret. Misandri(Erkek Düşmanlığı): Erkeklere karşı duyulan nefret. Seksizm (Cinsiyetçilik): Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu düşüncesi. Düşmanca Cinsiyetçilik: Kadınların açıkça aşağılanması, hakarete uğraması ve objeleştirilmesini ifade eder. Hayırsever Cinsiyetçilik: Cinsiyetçiliğin üstü örtülü biçimde, iltifat şeklinde yapılması durumu. Kadınların erkekler tarafından korunması gerektiği düşüncesi buna bir örnektir. İçselleştirilmiş Cinsiyetçilik: Cinsiyet ayrımcılığının, kişinin düşünce yapısının ve inanışlarının  bir parçası olması durumudur. Kurban Suçlama(Mağdur Suçlama): Bir olayın mağdurunun olaydan kısmen veya tamamen sorumlu tutulması, tutulmaya çalışılmasıdır. Male Gaze (Erkek Bakışı): Edebiyat, sanat, sinema gibi alanlarda kadınların cinsel açıdan objeleştirilmesi ve erkek izleyicinin hazzına yönelik şekilde sunulmasıdır. Ayrıcalık: Toplumdaki bazı kimselerinden diğerlerinden daha avantajlı durumda olmasını ifade eder. Mansplaining: Bir kadına karşı, herhangi bir konuda üstünlük taslayarak küçümseyici biçimde konuşulmasına karşılık gelir. Manspreading: Erkeklerin özellikle toplu taşıma araçlarında bacakları açık oturarak birden fazla koltuğu kaplamasına verilen addır. Bropropriating: Bir kadının fikrinin bir erkek tarafından izinsiz alınarak kendi fikri gibi yansıtılması durumudur. Cinsiyetler Arası Ücret Farkı (Gender Pay Gap): Dünya genelinde kadınların, aynı işleri yaptıkları erkeklerden daha az maaş almasına verilen isimdir. Psikolojik Şiddet: Birçok alt başlığı bulunan, tanımlanması fiziksel şiddete göre çok daha zor olan bir şiddet türüdür. Failin; mağduru manipüle etmesi, çevresinden uzaklaştırması, değersiz olduğunu düşündürmesi gibi birçok yolla yapılır ve mağdur üzerinde son derece olumsuz etkileri vardır. a) Stashing (Saklama): Beraber olunan insanın, sizi çevresinden saklaması sanki yasak bir ilişki yaşıyormuş gibi davranması durumudur. b)Ghosting (Yok olma): Görüşülen kişinin aniden ve hiçbir sebep sunmadan ortadan yok olmasıdır. c)Breadcrumbing (Yemleme): Birlikte olunan kişinin, oldukça olumlu davranışlar sergilemesini takip eden kısa süre içerisinde ortadan yok olması ve daha sonra yeniden iletişime geçmesidir. d)Cushioning (Tamponlamak): Birlikte olunan kişinin başka bir ilişki içerisinde olması fakat bu ilişkiyi bitireceğini ifade ederek yalan söylemesidir. Böylece her iki ilişkiyi de muhafaza eder. e)Zombieing (Hortlama): Görüşmeyi kestiğiniz kişinin yok olduktan sonra aniden ortaya çıkması ve bu davranışları tekrarlamasıdır. f)Gaslighting(Akıl Bulandırma): Birlikte olunan kişinin, partnerini sürekli olarak akli dengesini sorgulama itmesi ve yanlışlaması durumudur. Cinsel Şiddet: Cinselliğin mağduru küçük düşürmek, kontrol etmek veya cezalandırmak için kullanılmasıdır. Ekonomik Şiddet: Maddi güç ve üstünlüğün mağduru kontrol etmek ve denetlemek için kullanılmasıdır. Dijital Şiddet: Teknoloji araçlarının mağduru kontrol etmek için kullanılması, dijital platformlar üzerinden zorbalama, gizliliğin ihlali gibi durumları tanımlamak için kullanılır. Flört Şiddeti: Kadın ve erkeğin romantik çift olmasının arından kadının şiddet şiddet görmesini ifade eder. TERF: Açılımı “trans exclusionary radical feminists” “trans dışlayıcı radikal feministler” olan kısaltma, transfobik radikal feminist grupları adlandırmak için kullanılır. Transmizojini: Transfobi ve kadın düşmanlığının bir karışımdır. Kesişimsel Feminizm: Cinsiyetler arası eşitliği ve kadın güçlenmesini savunurken toplumun farklı kesimlerinden kadınların durumunu gözeten anlayıştır. Bu tip feminizm anlayışı kadınların sosyal statüleri, ırkları, ekonomik durumları, dinleri, cinsel yönelimleri gibi özellikleri dikkate alır. Transfeminizm: Trans kadınlar için trans kadınlar tarafından başlatılan bir hareket olarak Emi Koyama tarafından özgürlüklerini tüm kadınların özgürleşmesine bağlayan ve bunun ötesinde gören feminizm biçimi olarak tanımlanmıştır. Cinsel Yönelim: Kişinin romantik& fiziksel ilişkilerinde hangi cinsiyete yöneldiğini ifade eden kavram. Tercih değildir. Homoseksüel: Romantik ve fiziksel olarak aynı cinse ilgi duyan kişidir. Homofobi: Homoseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Heteroseksüel: Romantik ve fiziksel olarak karşı cinse ilgi duyan kişidir. Heteronormativite: Heteroseksüelliğin toplumsal norm, doğal bir durum olarak kabul edilmesidir. Biseksüel: Hem kendi hem de karşı cinse ilgi duyan kişilerdir. Bifobi: Biseksüellere karşı duyulan nefreti ifade eder. Düzcinsel: Heteroseksüel kişi. Kuir (Queer): Heteroseksüel kategorisinin dışında kalan ve kendini bu şekilde tanımlamayan tüm kişiler için kullanılan kapsayıcı bir terimdir. Atanmış Cinsiyet: Doğduğu andan itibaren bireye atanan cinsiyettir. Biyolojik cinsiyete dayanır. Trans: Doğumda atanan cinsiyetinin dışında bir cinsiyet kimliği olduğunu beyan eden kişidir. Cinsiyet Kimliği: Kişinin kendini ait hissettiği cinsiyet grubudur. Kişinin cinsiyet kimliği atanan cinsiyetle aynı olabilir veya olmayabilir. Transfobi: Translara karşı duyulan nefreti ifade eder. Natrans (Cisgender): Cinsel kimliği ve biyolojik cinsiyeti aynı olan kişidir. Akışkan Cinsiyet: Kadın ve erkeğin karışımı olabilen zaman zaman değişebilen cinsiyet kimliği biçimidir. Nötr Cinsiyet: Kişinin kendini cinsiyetsiz olarak tanımlamasıdır. Herhangi bir cinsiyet aidiyeti bulunmaz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Çocuk Kütüphanesi: Küçük Feministin Kitabı

Çocuk Kütüphanesi: Küçük Feministin Kitabı İsveçli yazar Sassa Buregren tarafından yazılan ve Güldünya Yayınları’ndan çıkan Küçük Feministin Kitabı, çocuklara hediye etmek için harika bir kitap! Kitabımız, cinsiyetten bağımsız tüm çocuklara yönelik yazılmıştır. Ebba adlı baş karakterimiz gazetede G8 liderlerinin toplu fotoğrafını görmesiyle başlıyor hikayemiz. Ebba, fotoğrafta hiç kadın olmamasını, aynı giyinmiş adamların varlığını garip karşılıyor. Dünyadaki bunca çeşitliliğe rağmen, insanların temsillerinin birbirine benzeyen adamlar yerine bir mozaik olması gerektiğini düşünüyor Ebba. Buradan başlayan hikaye yoğun bir araştırma ile devam ediyor. Arkadaşlarını bu konuda bilgilendiren Ebba arkadaşları ile bir grup oluşturuyor. Kendi aralarındaki tartışmalarda sadece kadınlara yönelik olan tahakkümden değil aynı zamanda erkeklerin de katı çerçeve içinde nasıl  sıkıştırıldığına da değiniyorlar.  “BEN BENİM. OLDUĞUM GİBİ OLMALIYIM!”  Ebba ile beraber kitabı okuyan çocuklar, kadın güçlenmesinde büyük rol oynayan kişilerle tanışıyor. Ebba arkadaşlarına Marry Wollstonecraft’ın kadın hakları için yazdığı kitaplardan, yazar Hedwig Charlotta ve Anne Maria’dan bahsediyor. Kadınların kazandığı oy hakkı ile devam ediyor kitap.   “Sanırım iktidarla ilgili Ebba. Erkekler tüm iktidarı ellerinde tutuyordu. İktidarı  kadınlarla paylaşmak daha az iktidara sahip olmak demektir.” Çocuklar için iyi bir kitap olduğunu gösteren bir diğer unsur da içindeki kavramları havada bırakmayıp açıklaması, bu açıklamayı da gündelik örneklerle yapması. Kitapla beraber ilk defa “iktidar” kavramı ile tanışan çocuklar için açıklayıcı çok güzel örnekler var. İktidar kavramı üzerinden kadınların nasıl oy hakkı kazandığını anlatıyor yazar. Süfrajetlerden, oy hakkını savunan İngiltere’deki kadınlardan, İsveç’teki kadınlardan ve son olarak günümüz dünyasının güncel durumundan bahsediyor. Kitabın bir diğer güzelliği de bunları yaparken kendi içinde bir kronoloji ile yapıyor olması. Ebba’nın hikayesi içinde bir feminizm tarihini de ana hatları ile görüyoruz. Bu hikaye içinde çocukların tanıştığı bir diğer kadın ise Fransız Simone De Beauvoir. Kitap boyunca feminist külliyatındaki tartışmaların ana noktalarını çocukların anlayacağı dille yazıldığını görüyoruz. “Hem Çocuk Hem İş” adlı bölüm buna iyi bir örnek diyebilirim. Bu bölümde kadının ev içindeki görünmez emeğinden bahsetmekte ve bu yükümlülük altında ezilerek sosyal hayatta kendine alan bulamayan kadınlardan bahsetmekte. Aynı zamanda sadece kadın perspektifine değil erkek perspektifine de yer vermiştir. Bu şekilde kapsayıcı bir feminizm dilini çocuklar okumakta.  G8 liderlerinden sonra Nobel ödüllerindeki erkek egemenliğine şaşırıyor Ebba. Yazar, kitabında Nobel ödülü almış kadınların fotoğraflarına ve adlarına yer vererek kadın görünürlüğünü artırmış. Norveçli Sosyal Psikolog Berit Ås’ın ortaya koyduğu 5 dışlama yöntemini açıklıyor örnekleri ile. Bu şekilde kimi zaman cinsiyeti kimi zaman yaşı ya da başka nedenlerle dışlanan kişilere, insanların dışlarken uyguladıkları yolu gösteriyor ve buna karşılık “Neler yapılabilir?” sorusuna da cevap veriyor yazar.  Yazar, Ebba’nın yolculuğunu 8 Mart ile tamamlıyor. Kitabın sonunda film ve kitap önerileri bulunmakta bunun yanında danışma amaçlı ulaşabileceğiniz derneklerin mail ve telefon numaraları yazmakta.  Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda daha fazla yazı okumak için buradaki linke tıklayarak yazılarımıza göz atabilirsiniz.

Scroll to Top