Bilim

STEM

Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları

Herkese merhaba, 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü’ne özel bu yazımda, güncel veriler eşliğinde, önemli buluşlar yapan, korkusuzca düşüncelerini savunan, büyük bir potansiyele sahip olmalarına rağmen ciddiye alınmayan bilim kadınlarının hikayelerinin nasıl devam ettiğine göz atacağız.

STEM

Yapay Zekada Etik Problemler

Tartışmasız yapay zeka günümüzde teknoloji alanında adından en çok bahsettiren alanların başında gelmektedir. Pek çok soruya cevap sunan yapay zeka, aynı zamanda daha önce hiç sorulmamış soruların da ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sorular sadece teknik temelli de değildir. Etik ve yapay zekanın kesişimi de bu soruların ve sorunların ortaya çıktığı bir alandır. Bu yazıda kısaca yapay zeka ve yapay zeka etiği nedir soruları cevaplanmaya çalışılacaktır. Yapay zekada etik problemlerin genel çerçevesi çizilip örnek ile somutlaştırılacaktır.  YAPAY ZEKA NEDİR? Yapay zeka altında pek çok alan barındıran çatı bir terimdir. Genel anlamıyla bilgisayarlara açık bir şekilde ne yapacağını söylemeden çeşitli yöntemler ile onun öğrenmeyi gerçekleştirmesi sağlanmaya çalışılan bir programlama biçimidir. Klasik programlamada tüm durumlar için açık bir şekilde takip edilmesi gereken adımlar belirtilir. Ancak yapay zekada önceki veriler ya da çeşitli optimizasyon yöntemleri ile tahmin yapılması sağlanır.  Yapay zekanın bu kadar önem kazanması ise tıbbi tanıdan akıllı ev aletlerine kadar her alanda kullanılmaya başlanabilmesi ve günlük hayatımızın üstünde de etkilerini gözlemleyebilmek ile olmuştur. Bu noktada da yapay zekanın getirdiği etik problem gün yüzüne çıkıyor.  YAPAY ZEKA ETİĞİ Yeni teknolojiler geliştikçe ve hayatımızda önemli yer tutmaya başladıkça insanlar pek çok soru sormaya başladı. Bunların bir kısmı değişime karşı gösterilen dirençle ilgiliyken bir kısmı da hayatımızda olabileceği etkilerle ilgili öngörülerden oluşan sorulardır. Yapay zekanın insanlığın sonu olup olmayacağı, robotların iş alanlarını tamamen ortadan kaldırıp kaldırmayacağı gibi sorular şu an yapay zekanın geldiği noktanın çok ötesindeki bir teknolojide gerçekleşebilecek ve ancak teknolojinin limitleri üzerinden cevaplanabilecek daha konseptsel tartışmalar ortaya çıkarır. Bunların dışında hali hazırda etkilerini gördüğümüz pek çok kaygı da vardır. Yapay zekada ortaya çıkabilecek bias (Biased AI), yapay zekanın insanları manipüle edebilecek güce kavuşması, otomatik sistemlerin yapması gereken tercihler gibi sorular üzerinden bize bu konuların daha derinine tartışılmasının ve regüle edilmesinin gerekliliğini gösteren pek çok olay yaşanmıştır. Tüm bunlar da yeni bir alan olarak “Yapay Zeka Etiğini” ortaya çıkarmıştır. Yapay zekada etik problemler yukarıda bahsedilen başlıklar ile sınırlı değildir. Gözetleme ve takip edilme, insan-robot etkileşimi, hukukta yapay zeka kullanımı, açıklanabilirlik ve benzeri pek çok alanda da bu sorunlar ve tartışmalar gerçekleşmektedir. İleri okuma ve referanslar kısmındaki önerilerden tüm bu alanlar hakkında bilgi edinebilir ve örnekleri gözlemleyebilirsiniz.    SÜRÜCÜSÜZ ARABA PROBLEMİ Otonom arabalar, daha bilindik ismiyle sürücüsüz arabalar, uzun süredir geliştirilmesiyle birlikte yakın geçmişte hayatımızda yer almaya başladı. Pek çok araba üreticisi, bu teknolojiye yatırımlarını arttırarak piyasaya bu modelleri sürmeye başladı. Her ne kadar sürücü koltuğunda ve direksiyonda bir insanın varlığı şart da olsa günümüzde arabalar kendileri gidebilmekte, park edebilmekte ve sürücüye minimum sorumluluk bırakarak kontrolü kendisine alabilmektedir. Bu durumun kazaları azaltacağı, sürüş maliyetlerini optimize edeceği ve trafik sorununa bir çözüm olabileceği düşünülmektedir ancak bu teknolojinin sonuçları ile ilgili her şey bu kadar olumlu değildir. Sorumluluğun kime ait olduğu ve olası bir kaza anında yapılacak seçimler belki de en büyük soru işaretlerini oluşturmaktadır. Sürücüsüz bir arabanın akan bir trafikte hareket ettiğini düşünelim. Yol 3 şeritli olsun ve arabanın önünde de soldan sağa sırasıyla bir otomobil, traktör ve motosiklet seyahat ettiğini varsayalım. Bir olay sonucu, ne olduğu fark etmeksizin, önündeki üç araçtan birine çarpmanın kaçınılmaz  ancak hangisine çarpacağının da aracın elinde olduğunu düşünelim. İşte bu noktada büyük bir problem gün yüzüne çıkıyor. Kime çarpmalı ve bunun kararı kimde olmalı? Sağındaki motosiklete çarparsa arabanın kendisindeki ve içindekilerin uğrayacağı zarar minimuma inecek ancak motosiklet sürücüsünün yani karşısındaki kişinin zarar görmesi muhtemelen kaçınılmaz olacak. Tıra çarpması halinde kendi ve içindekilerin zarar görmesi en olası durum, karşı tarafın göreceği zarar en aza indirgeniyor. Otomobile çarparsa  ikisi de yaklaşık aynı zararı görecek ve ortalama bir dağılım olacak. Tabii ki bu senaryodaki olayın kesinliği de tartışmalıdır. Ekipmanını uygun olarak takan motosiklet sürücüsü belki hiç zarar almayacak ancak kemerini bağlamamış bir otomobil sürücüsü arkadan çarpılmasıyla daha büyük zarar görebilecektir. İşte tüm bu değişkenler ve olasılıklara karşı seçimi kim ve neye göre yapmalıdır? Bunun hukuki olarak kontrol edilen bir programlama şekli mi olmalı, arabanın üreticisi şirketler algoritmalarını geliştirirken mi karar vermelidir? Zarar arabanın sahibi için mi minimize edilmeli yoksa karşı taraf mı gözetilmelidir? Zararın ortak olarak paylaşıldığı bir durum mu daha adil sayılmalıdır? Her şeyin ötesinde bu hesaplamalar tamamen kesinlik taşımaz ve minimum zarar bile birinin hayatını kaybetmesine ya da çok büyük zarar görmesine sebep olabilir. Bu tarz durumlarda ise sorumluluk kime ait olmalıdır? İşte tüm bu sorular üzerinde dikkatli bir şekilde çalışılmış araştırma ve cevaplar beklemektedir. Her ne kadar bunlar üzerine genellenebilir yargılar ortaya koymak ve kurallar belirlemek zor da olsa, bunu yapmanın gerekliliği de oldukça nettir.    İLERİ OKUMALAR VE REFERANSLAR AI Ethics. (n.d.). IBM. Erişim: Ekim,8, 2022, https://www.ibm.com/artificial-intelligence/ethics IBM tarafından hem Yapay Zeka etiği hem de kendi şirket politikalarının yapay zeka ve etik anlamında nerede durduğunu anlattığı oldukça faydalı bir web sitesi. Ethics of artificial intelligence. UNESCO. Erişim: Ekim, 8, 2022, https://www.unesco.org/en/artificial-intelligence?hub=32618 UNESCO tarafından hazırlanana hem video hem de haber önerileriyle Yapay Zeka etiğinin daha fazla somut örneklerinin görülebileceği bir site. Ethics of Artificial Intelligence and Robotics (Stanford Encyclopedia of Philosophy). Erişim: Ekim, 8, 2022, https://plato.stanford.edu/entries/ethics-ai/ Yapay zeka etiği ve alt başlıkları hakkında hem temel ve arka plan bilgilerinin bulunduğu hem de akademik çalışmalara referans veren detaylı bir yazı.   

Görünürlük Çalışmaları

Gizem Çoban | Amatör Astronom ve Eğitim Bilimci

Görünürlük Çalışmalarımızda Amatör Astronom ve Eğitim Bilimci Gizem Çoban bizlerle! Gizem’i  Instagram, LinkedIn, YouTube ve Twitter üzerinden takip edebilirsiniz. Ayrıca Gizem’in blog sayfasını incelemenizi de tavsiye ederiz. Kendinizi tanıtabilir misiniz? Ben Gizem Çoban, Cyprus Science University’de öğretim görevlisiyim. Eğitim Bilimlerinde doktora yapmaya devam ediyorum. Fen Bilgisi Öğretmenliği lisansımı yaparken, bilim eğitiminin önemli olduğunu ve bu alanda insanlara faydalı olmam gerektiğini hissettim. Astronomiye ilgim arttı ve iki alanda işler yapmaya başladım. Aynı zamanda popüler bilim yazarı ve konuşmacıyım. Çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz? Bu alanı neden seçtiniz? Amatör astronomi tüm dünyada kabul görmüş bir alandır. Hatta amatör astronomların ötegezegen, kuyrukluyıldız, asteroid keşfettiği bir dünyada yaşıyoruz. Ben bu işin astronomi eğitimi kısmıyla ilgileniyorum. Eğitim sistemimizde ciddi bir açık olan astronomi eğitimi ile ilgili bir müfredat yazdım ve 7 yıl astronomi alanında öğretmenlik yaptım. 2 yıldır da eğitim yönetimi alanında akademisyenlik yapıyorum.  Üniversitede Fen Bilgisi Öğretmenliği okumaya başladığım dönem astronomi ile yakından ilgilenmeye başladım, üniversitede bir topluluk kurdum ve fizik hocamızın destekleri ile çalışmalara başladım. Astronomi etkinlikleri, teleskop alma süreci, gökyüzü gözlem şenlikleri ile ilgilenmeye başladım. Bu süreçte TÜBİTAK projelerinde önce rehber sonra eğitmen olarak görevler aldım. Diğer taraftan eğitim bilimleri ile ilgili de önemli desteklerim vardı ve iki alanda da okumalar, gözlemler, çalışmalar yapıyordum. Akademisyen olmayı, araştırmalar yapmayı, yazı yazmayı ve eğitim vermeyi her zaman çok sevdim. Her iki alanda da çalışmalar yaparak kendimi geliştirmek istemem aslında bir insanın hayatı boyunca aynı ve tek bir işi yapmaması gerektiğini, insan beyninin çok yönlü olduğunu düşünmemden kaynaklanıyordu. Bu anlamda çok yönlü olan Leonardo da Vinci’yi örnek aldığımı söyleyebilirim. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen kişilere önerileriniz nedir? Nereden, nasıl başlamalılar? Astronomi alanında kendini geliştirmek isteyen lise ve lisans öğrencilerinin mutlaka TÜBİTAK 4004 benzeri projelere ve ülkemizde her geçen gün artan gökyüzü gözlem şenliklerine katılmalarını tavsiye ederim. Bir teleskop almak birçok insanın hayali ama öncesinde kitaplardan okuma yapmalarını ve belgeselleri izlemelerini, Stellarium gibi uygulamalardan gökyüzünü iyi tanımalarını  öğrenmelerini tavsiye ederim.  Akademisyenliği seçmek isteyen kişilerin de özellikle araştırma yöntemlerine hakim olması, iletişim becerilerini geliştirmeleri önemlidir. Bütün bilim alanlarında meraklı olmak, incelemeyi sevmek, ayrıntılara dikkat etmek kişinin yaptığı işlerde en iyisi olmasını sağlayacaktır. Ben bu becerileri küçük yaşlardan itibaren çok kitap okuyarak elde ettim. Bu alanda çalışırken yaşadığınız olumlu/olumsuz deneyimler neler? Nasıl üstesinden geldiniz? Astronomi alanında çalışan araştırmacılar, astrofotoğrafçılar genellikle erkeklerden oluşuyor. Erkeklerin fazla olması bana hiç bir zaman dezavantaj oluşturmadı. Benim dikkatimi çeken konu ise kadın astronomların gökyüzü gözlemlerine katılım durumlarının düşük olması yönünde. Bu sayının artmasını ve astronomi, uzay, teknoloji konularında kadınların daha fazla söz sahibi olmasını çok isterim.  Akademisyenlikte hiyerarşi ve örgüt yapısı beni çok yoruyor ve çalışmalarıma olumsuz yansıyabiliyor. Akademinin ve üniversitelerin özgür olması, akademisyenlerin özgürce düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız tepkileri/durumları toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl aktarabilirsiniz? Ailem beni her zaman destekledi ama toplumda ‘sen kadın başına gece çadırda kalıp nasıl gökyüzüne bakacaksın’ imajı çok oluştu.  Ne işle uğraştığımı, neler yaptığımı anlamalarını asla beklemedim ve o tip insanlardan uzak durdum. Twitter kullanmaya başladıktan sonra genç bir kadının bilim yazıları yazması dikkat çekti. Bana gelen twitter mesajları genellikle bakımlı, makyajlı bir kadının astronomi ve bilim konuşmasının absürt olduğu yönünde oldu. Aynı şekilde popüler bilim yapmayı zeka ile bağdaştırarak pek çok taciz mesajı da aldım. Bu durumlar benim topluma aidiyetimi sorgulamama bile neden oldu. Sizin mesleğinizde çalışmak isteyen bir kız çocuğuna ne söylemek istersiniz? 11 yaşında bir kız yeğenim var, ona her zaman merak etmesini söylüyorum. Bir kitabı, bir yazıyı, filmi, belgeseli her şeyi merak etmesini söylüyorum. Edindiği bilgileri sorgulamasını, bilgiler arasında bağlantılar kurmasını ve olabildiğince çok kitap okumasını söylüyorum. Astronomi bana çok güzel kapılar açtı ve çok güzel networkler sağladı. Bu sağlam bağları kurmak için çok çalıştım ve hiç korkmadım. Karşımda bir kız çocuğu olsa korkmaması gerektiğini öğütlerdim.

Görünürlük Çalışmaları

Bedia Akosman | Araştırmacı

Görünürlük Çalışmalarımızda Araştırmacı Bedia Akosman bizlerle! Bedia’yı Twitter, Instagram ve LinkedIn üzerinden takip edebilirsiniz. Kendinizi tanıtabilir misiniz? Ben Bedia Akosman, Brown Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmaktayım. Liseyi Elazığ Fen Lisesi’nde, üniversiteyi de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum.  Mezun olduktan sonra kısa süreli bir klinik deneyimim oldu, sonrasında Amerika’ya taşındım ve biyolojik bilimlerdeki çalışmalarım böylece başladı. Önce Harvard Üniversitesi Endokrinoloji bölümünde araştırmacı olarak çalıştım, sonrasında da Brown Üniversitesi Patobiyoloji bölümünde doktoraya başladım ve bu yıl mezun oldum. Şu anda da aynı üniversitede doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. Çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz? Bu alanı neden seçtiniz? Genel olarak kanser immünolojisi ve epigenetiği üzerine çalışmaktayım. Doktora sırasında akciğer kanserinin immunolojik regülasyonu üzerine çalışmıştım, şimdi de beyin tümörü kök hücrelerinin epigenetiği, heterojenitesi ve bunu hedef alan terapilerin düzenlenmesi üzerine çalışmaktayım. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen kişilere önerileriniz nedir? Nereden, nasıl başlamalılar? Lisans eğitimim sırasında birkaç girişimim olsa da biyolojik bilimlerde tam anlamıyla araştırma yapmaya fakülteden mezun olduktan sonra başladım. Yani 24 yaşımda hekimlik mesleğimi geride bırakıp sıfırdan başladım ve kariyer yolumu tamamen değiştirdim. Geriye dönüp baktığımda diyorum ki keşke lisans yıllarımda, hatta ortaokul ve lise yıllarımda da araştırma yapma deneyimi kazanabilseymişim.  Neyse ki günümüzde bilgiye ve bilime ulaşmak çok daha kolay. Dünyanın bir ucundaki bir semineri canlı olarak dinleyebilir, bilim insanlarına merak ettiklerinizi rahatlıkla sorabilir, yurt içi ve yurt dışında staj ayarlayıp araştırma deneyimi kazanabilirsiniz. Ülkemizde de dünya standartlarında birçok araştırma laboratuvarı mevcut ve hem lisans hem de lisansüstü eğitimde birçok fırsat sunuyorlar. Hatta son yıllarda biyolojik bilimlerde, deneysel biyolojinin yanı sıra hesaplamalı biyoloji de büyük bir önem kazandı. Yani fiziksel olarak bir laboratuvarda deneyim kazanma imkanınız yoksa ve eğer hesaplamalı biyolojiye ilginiz varsa, biyolojik veri analizine dayalı araştırmalara da katılmak mümkün. Özetle, bu yolda ilerlemek isteyenlere önerim bilimi olabildiğince erken bir dönemde eğitimlerinin bir parçası haline getirmeleri. İlgi alanlarına göre araştırma olanaklarını araştırmak ve bunun bir parçası olmak çok verimli ve keyifli olacaktır. Bu alanda çalışırken yaşadığınız olumlu/olumsuz deneyimler neler? Nasıl üstesinden geldiniz? Bilim yapmanın en güzel tarafı bence her gün bir önceki güne göre bir adım daha ileride olmak. Her gün yeni bir şeyler öğrenmek, özgürce düşünmek ve kendi fikirlerini deneylerle test edebilmek. Bunu herhangi başka bir meslekte deneyimlemek pek mümkün değil.  Tabi ki olumsuz yönleri de var; her ne kadar esnek çalışma saatlerin olsa da çoğu zaman kendini 7/24  çalışıyormuş gibi hissediyorsun, sürekli düşünüyorsun ve yapman gereken işler hiç bitmiyor. Çünkü akademide beklentiler ve ‘başarı’ çıtası çok yüksek ve maalesef çoğu zaman salt yaptığın yayınlar ile ölçülen bir kavram. Bu da bilim insanlarını inanılmaz bir hırsla çalışmaya, motivasyonun zamanla azalmasına ve en sonunda fiziksel ve psikolojik bir ‘tükenmişlik’ durumuna itebiliyor.  Bu duruma düşmemek için kendi kendime hep soruyorum ‘Ben neden bu işi yapıyorum?’ diye. Benim temel motivasyonum topluma ve gelecek nesillere az da olsa faydalı olabilmek düşüncesi; sanırım ancak bu sayede motivasyonumu kaybetmeden hem kaliteli bilim yapmaya hem de insan yetiştirmeye odaklanabilirim.  Küçük bir deneyimin iyi bir sonuç vermesi, aklıma güzel bir fikrin gelmesi, yeni bir deney tekniği öğrenmek, çalışmalarımı başkalarıyla paylaşabilmek, öğrencilerimin projelerini başarıyla tamamlamaları… Hepsi benim için birer başarı ve başarılarımı, küçük de olsalar, ailemle veya arkadaşlarımla kutlamaya bayılıyorum; yani beni haftanın herhangi bir günü evde yada laboratuvarda kutlama yaparken bulabilirsiniz ?. İnanıyorum ki bu bakış açısıyla, yıllar sonra nerede ve hangi pozisyonda olursam olayım, mesleğimi keyif alarak yapıyor olacağım. Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız tepkileri/durumları toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl aktarabilirsiniz? Sanırım mesleki kariyerimde toplumsal cinsiyet bağlamında beni üzen iki durum söz konusu. Bunlardan birincisi, STEM alanında kadınların yeteneklerinin ve emeklerinin yeterince değer görmemesi ve göz ardı edilmesi. Mesela, benzer  akademik CV ve pozisyonlardaki bir erkeği tanımlarken “dahi, yetenekli, analitik, lider, güçlü, özgüvenli” gibi sıfatlar çok cömertçe kullanılırken kadınlar için genellikle “çalışkan, merhametli, yardımsever, düzenli” gibi sıfatlar tercih ediliyor. Bu durum maalesef bilim dünyasında çok yaygın ve kadınların akademik kariyerlerinde bir sonraki basamağa geçişlerini inanılmaz derecede zorlaştırıyor. İkinci durum ise akademide kadınların, özellikle anne olduktan sonra, yeterli maddi ve manevi desteği görmemesi. Diğer mesleklerde olduğu gibi kadınlardan, eğitim ve mevkiinden bağımsız bir şekilde evini ve ailesini her şeyin önüne koyması bekleniyor. Benzer koşullardaki erkek akademisyenler kariyerlerinde lineer bir grafik izleyebiliyor ve bu normal karşılanıyor iken, kadınlar iş hayatı ve kariyerlerindeki sorumluluklarının yanında, toplumun beklentileriyle de baş etmek zorunda kalıyorlar. Hele bir de son zamanlarda yeni bir tür toplumsal baskı mevcut; kadınları insanüstü güçlere sahip bir canlı olduğuna ikna etme akımı. Kadın hem akademik işlerini hem de toplumun ona atfettiği sorumlulukları  mükemmel bir şekilde yerine getirebilmek için çok ama çok çalışmak zorunda kalıp, bir süre sonra tükenme noktasına geliyorlar. Yani kısacası kadınları STEM alanlarına davet ederken, toplumun kadına bakış açısında ve kurumların yapılarında radikal değişiklikler gerçekleşmeden ve eksiksiz destek mekanizmaları oluşturmadan, kadınların bu alanlarda söz sahibi olması durumunda eşitlik sağladığımızı söylemek gerçekçi ve sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Bize düşen ise en azından kendi çevremizde bu farkındalığı oluşturmak ve çalıştığımız ortamlarda cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik reformist adımların uygulanmasında öncü olmaktır. Sizin mesleğinizde çalışmak isteyen bir kız çocuğuna ne söylemek istersiniz? Şunu söyleyebilirim ki bilim yapmak tam bir kız işi! Hiçbir zaman ben bu işi yapamam, ben yeterince iyi değilim diye düşünme, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış. Yeni şeyler öğrenmek ve denemek başta zor ve korkutucu gibi görünebilir. Ancak var olan yeteneklerini zorlanmadan geliştiremezsin; bu yüzden cesur ol ve denemekten korkma. Elinden geldiğince küçük-büyük tüm araştırma olanaklarını araştır, bilim yapan insanlara ulaşmaya ve onlardan öğrenmeye çalış, gerekirse yardım istemekten de asla çekinme. Bilim yapmak bir ekip işidir, beraber çalıştığın insanları özenle seçmeye çalış, sana ve senin hayallerine değer verdiklerinden emin ol ve sen de onlara aynı hassasiyeti göster. Ve her şeyden önemlisi, aileni ve arkadaşlarını ne olursa olsun ihmal etme, onların desteği sana her zaman lazım olacak. Umuyorum ki pırıl pırıl bir gelecek seni bekliyor. 🙂

STEM, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Bilim ve Teknoloji Alanlarında Sürdürülebilir Eşitlik Sağlamak Üzerine Düşünceler

Son yıllarda, hemen hemen her çalışma alanında kadınlar için eşit koşullar sağlanması, kadın uzmanların daha fazla görünür olmaları ve özellikle kız çocuklarının erkek egemen çalışma alanlarını da korkmadan tercih etmelerinin sağlanması için bireysel ve kurumsal ölçeklerde çeşitli çabalar sarf edilmekte. Reklamlar ve kampanyalar düzenlemek, yöneticilerin demeçler vermesi, rol model örnekleri sunmak gibi yaygın yaklaşımların ulaşılmak istenilen hedefe katkıları yadsınamaz. Fakat bu yaklaşımların tartışılması gereken bazı yönleri olduğunu düşünmekteyim. Bu konularda bir otorite olmadığımı yazının hemen başında belirtmek isterim. Okuyacağınız yazıda da kendi görüşlerimi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım. Çocukların ve gençlerin aktif olarak takip ettikleri sosyal medya platformları, televizyon programları ve diziler gibi ortamlarda bilimin çeşitli dallarında çalışan kadınları görebilmelerini ve hatta onlara erişebilmelerini sağlamaya çalışmak, onlara bilimi ve bilimsel düşünceyi sevdirmek için etkili bir adım. Bundan yıllar önce durum farklı olsa da artık hiç kimsenin “Bu konuda uzman kadın yok.”  bahanesine sığınabileceğini sanmıyorum. Yeterli araştırmayla bilimin çeşitli dallarında uzmanlaşmış kadınlara ulaşmak mümkün. Bu görünürlüğü sağlayan çeşitli platformlara ve bu platformlarda görünür olmaya çalışan insanlara bu aşamada ne kadar teşekkür etsek az. Bu “görünürlük” yaklaşımının, yazılı demeçlerden, büyük şirketlerin düzenlediği reklamlar ve kampanyalardan çok daha değerli olduğunu düşünmekteyim. Çünkü, farkında olarak ya da olmayarak sosyal, ekonomik ve kültürel seviyesi kendimize benzeyen (en azından ulaşılabilecek derecede yakın olan) insanlarla bağ kurmaya daha yatkınız. Büyük bir şirket yöneticisinin demeçleri, reklamlarda rol alan ünlülerin açıklamaları, en prestijli ödülleri alan kişilerin sürekli birbirine benzeyen, duygusal hikayelerle örnek olarak sunulmaları her ne kadar toplumu uyandırmak adına faydalı olsa da gençlerin bu kişilerle bağ kurabilme ihtimalleri benim düşünceme göre daha zayıf. Bu aşamada, daha küçük ölçekte çalışan ve katılımcılar ile dinleyicilerin birebir etkileşimlerinin çeşitli nedenlerden dolayı daha kolay olduğu platformların önemi devreye girmekte. Kendi öğrencilik yılları tecrübelerimden ve sonrasındaki gözlemlerimden yola çıkarak, dinleyici sayısının çok fazla olmaması, konuşmacıya çekince duymadan sorular sorabilmek, konuşmacıdan gerçek zamanlı cevap alabilmek gibi unsurların daha samimi ve gerçekçi bir iletişim ortamı kurulmasına olanak verdiğini söyleyebilirim. Bu gibi nedenlerden dolayı gönüllü oluşumları desteklemenin, varlıklarını çevremizle paylaşmanın ve aktivitelerine yardımcı olmanın, gençlerin meslek tercihlerini bilim ve teknoloji gibi alanlara yönlendirebilmek adına büyük reklam çalışmalarına kıyasla bireysel ölçekte daha faydalı olduğunu düşünmekteyim. Peki hem küçük hem de büyük ölçekte, kız çocuklarını bilim ve teknoloji alanlarına yönlendirmek için uğraşan platformlar kişileri rol model olarak sunmak zorunda mı? Hayır değil.  Günümüzde, her alandaki başarılarda herkes için bir rol model unsuru aranmakta. Özellikle kadınlar için bu rol modellik yaklaşımı genellikle cinsiyet üzerinden tanımlanmakta. Kişisel bir örnek vermek gerekirse, çalıştığım alanı seçerken benim belirli bir rol modelim yoktu. Çocukken özendiğim, çalışmalarını kendime örnek aldığım çeşitli kadınlar oldu ama bu kişi benim rol modelim dediğim biri olmadı. Kadın veya erkek, ünlü ya da hayatımın içinden beni etkilemeyi başaran tüm insanların karışımı benim hayali rol modelimdi. Çok başarılı bir insanın hayat görüşü bana uymayabilir fakat azmini örnek alabilirim, başka bir kişinin çalışma düzeni bana ilham verebilir ama bilimsel problemlere yaklaşımını eksik bulabilirim. Rol model olmak bence sorumluluk yüklü bir cümle. Başarılı bir insanı topluma “bu kişi size rol model olsun” diye sunduğumuzda aslında hayal kırıklığı yaratma ihtimalini de birlikte sunuyoruz. Ayrıca bir insanın başarıları yerine çok geri planda kalması gereken özelliklerini onu örnek alması gereken grupla özdeşleştirip ‘sizin önünüzdeki örnek bu kişi olsun’ diye sunmak da bence yanlış bir yaklaşım. Popüler bir örnek olarak, Marie Curie’nin çeşitli sohbetlerde özellikle kadınlara rol model gösterilmesi bana hep çok itici gelmiştir. “Ben büyüyünce bilimle ilgilenmek istiyorum.” diyen bir kız çocuğuna, “O zaman Marie Curie’yi rol model almalısın.“ dediğinizde çocuk da size dönüp “Neden?” diye sorarsa verebileceğiniz tek cevap “Çünkü bilimle uğraşmış bir kadın.” ise iyi niyetli ama yanlış yoldasınız demektir. Bilimle ilgilenen erkek çocuklarına Albert Einstein’ı örnek verirken “Çok başarılı bir erkek” demiyorsak ya da Marie Curie’yi erkek çocuklarına örnek olarak göstermekten kaçınıyorsak, kız çocuklarına da başarılı bir insanı örnek verirken o kişinin cinsiyeti haricindeki özellikleriyle çocuğun kendisini özdeşleştirmesini sağlamaya çalışmanın özgüven sağlamak açısından daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çocukların ve gençlerin gelecekte bilimle ilgilenebileceklerini ve cinsiyetlerinin buna engel olmayacağını anlamalarını sağlamak ince düşünülerek yaklaşılması gerektiren yöntemler gerektirmekte ve hepimize büyük küçük çeşitli sorumluluklar düşmekte. Benim bu yazıyı yazabilmem konusunda bana ilham ve cesaret sağlayan gönüllü platformların varlıklarını sürdürebilmelerine yardımcı olmak, tecrübelerimizi ve fikirlerimizi bizimle aynı mesleği seçmek isteyen gençlerle paylaşmak bizim sorumluluklarımızın bir kısmını oluşturuyor. Esas sorumlu davranmamız gereken nokta ise bilimde eşitliğin sürdürülebilir olmasını sağlamak. Temel bilim ve mühendislik gibi alanların okul sıralarında eskiye kıyasla çok daha dengeli bir öğrenci dağılımı görmek mümkün. Fakat üniversitelerin kadrolarına, akademideki üst düzey yönetici popülasyonlarına, araştırma merkezlerindeki dağılımlara, prestijli konferansların konuşmacı profillerine baktığımızda halen daha büyük bir eşitsizlik görmekteyiz. Meslek tercihi konusunda yol almış olsak bile kariyer yolculuğunda insanların karşılarına koyduğumuz bariyerlerin ve yaptığımız önyargılı seçimlerin sonucunda bilimde eşitliği her aşamada sürdürme konusunda halen daha sınıfta kalmış durumdayız. Sonuç olarak, toplumun her kesimini bilime özendirmek için için rol modeller sunmak, pahalı kampanyalar düzenlemek, yazılar yazmak ya da konuşmalar yapmak yeterli değil. Atmamız gereken en önemli ve etkili adımlar, bulunduğumuz konumdaki gücümüzü önyargısız bir şekilde kullanmak ve kariyer yolculuğundaki insanların önlerine çıkan cinsiyet, ırk, kişisel tercih, fiziksel ya da ruhsal tabanlı engelleri kaldırmak için çaba sarf etmek. Ancak bu şekilde toplumun her kesiminden gençlerin korkmadan bilime yönelmesi konusunda gerçekçi kazanımlar elde edebiliriz.

Scroll to Top