Kadın Güçlenmesi

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Nedir Bu Mansplaning?

Selam Sisterslab blog okurları. Bugünkü yazımızda sık sık duyduğumuz ya da adını sık sık duymasak da günlük hayatta çok kez karşımıza çıkan bir kavramı inceleyeceğiz: Mansplaning! Nedir bu mansplaning? Bunu daha önce duymuş olabilirsiniz, bir kadın olarak yaşamamış olma ihtimaliniz de epeyce az. Mansplaning’in anlamı aslında adında gizli. İngilizce “man” (erkek) ve “explaning” (açıklama) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor yani kabaca Türkçeye çevirecek olursak açıklayan erkek anlamına geliyor.

Görünürlük Çalışmaları

Gizem Çoban | Amatör Astronom ve Eğitim Bilimci

Görünürlük Çalışmalarımızda Amatör Astronom ve Eğitim Bilimci Gizem Çoban bizlerle! Gizem’i  Instagram, LinkedIn, YouTube ve Twitter üzerinden takip edebilirsiniz. Ayrıca Gizem’in blog sayfasını incelemenizi de tavsiye ederiz. Kendinizi tanıtabilir misiniz? Ben Gizem Çoban, Cyprus Science University’de öğretim görevlisiyim. Eğitim Bilimlerinde doktora yapmaya devam ediyorum. Fen Bilgisi Öğretmenliği lisansımı yaparken, bilim eğitiminin önemli olduğunu ve bu alanda insanlara faydalı olmam gerektiğini hissettim. Astronomiye ilgim arttı ve iki alanda işler yapmaya başladım. Aynı zamanda popüler bilim yazarı ve konuşmacıyım. Çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz? Bu alanı neden seçtiniz? Amatör astronomi tüm dünyada kabul görmüş bir alandır. Hatta amatör astronomların ötegezegen, kuyrukluyıldız, asteroid keşfettiği bir dünyada yaşıyoruz. Ben bu işin astronomi eğitimi kısmıyla ilgileniyorum. Eğitim sistemimizde ciddi bir açık olan astronomi eğitimi ile ilgili bir müfredat yazdım ve 7 yıl astronomi alanında öğretmenlik yaptım. 2 yıldır da eğitim yönetimi alanında akademisyenlik yapıyorum.  Üniversitede Fen Bilgisi Öğretmenliği okumaya başladığım dönem astronomi ile yakından ilgilenmeye başladım, üniversitede bir topluluk kurdum ve fizik hocamızın destekleri ile çalışmalara başladım. Astronomi etkinlikleri, teleskop alma süreci, gökyüzü gözlem şenlikleri ile ilgilenmeye başladım. Bu süreçte TÜBİTAK projelerinde önce rehber sonra eğitmen olarak görevler aldım. Diğer taraftan eğitim bilimleri ile ilgili de önemli desteklerim vardı ve iki alanda da okumalar, gözlemler, çalışmalar yapıyordum. Akademisyen olmayı, araştırmalar yapmayı, yazı yazmayı ve eğitim vermeyi her zaman çok sevdim. Her iki alanda da çalışmalar yaparak kendimi geliştirmek istemem aslında bir insanın hayatı boyunca aynı ve tek bir işi yapmaması gerektiğini, insan beyninin çok yönlü olduğunu düşünmemden kaynaklanıyordu. Bu anlamda çok yönlü olan Leonardo da Vinci’yi örnek aldığımı söyleyebilirim. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen kişilere önerileriniz nedir? Nereden, nasıl başlamalılar? Astronomi alanında kendini geliştirmek isteyen lise ve lisans öğrencilerinin mutlaka TÜBİTAK 4004 benzeri projelere ve ülkemizde her geçen gün artan gökyüzü gözlem şenliklerine katılmalarını tavsiye ederim. Bir teleskop almak birçok insanın hayali ama öncesinde kitaplardan okuma yapmalarını ve belgeselleri izlemelerini, Stellarium gibi uygulamalardan gökyüzünü iyi tanımalarını  öğrenmelerini tavsiye ederim.  Akademisyenliği seçmek isteyen kişilerin de özellikle araştırma yöntemlerine hakim olması, iletişim becerilerini geliştirmeleri önemlidir. Bütün bilim alanlarında meraklı olmak, incelemeyi sevmek, ayrıntılara dikkat etmek kişinin yaptığı işlerde en iyisi olmasını sağlayacaktır. Ben bu becerileri küçük yaşlardan itibaren çok kitap okuyarak elde ettim. Bu alanda çalışırken yaşadığınız olumlu/olumsuz deneyimler neler? Nasıl üstesinden geldiniz? Astronomi alanında çalışan araştırmacılar, astrofotoğrafçılar genellikle erkeklerden oluşuyor. Erkeklerin fazla olması bana hiç bir zaman dezavantaj oluşturmadı. Benim dikkatimi çeken konu ise kadın astronomların gökyüzü gözlemlerine katılım durumlarının düşük olması yönünde. Bu sayının artmasını ve astronomi, uzay, teknoloji konularında kadınların daha fazla söz sahibi olmasını çok isterim.  Akademisyenlikte hiyerarşi ve örgüt yapısı beni çok yoruyor ve çalışmalarıma olumsuz yansıyabiliyor. Akademinin ve üniversitelerin özgür olması, akademisyenlerin özgürce düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız tepkileri/durumları toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl aktarabilirsiniz? Ailem beni her zaman destekledi ama toplumda ‘sen kadın başına gece çadırda kalıp nasıl gökyüzüne bakacaksın’ imajı çok oluştu.  Ne işle uğraştığımı, neler yaptığımı anlamalarını asla beklemedim ve o tip insanlardan uzak durdum. Twitter kullanmaya başladıktan sonra genç bir kadının bilim yazıları yazması dikkat çekti. Bana gelen twitter mesajları genellikle bakımlı, makyajlı bir kadının astronomi ve bilim konuşmasının absürt olduğu yönünde oldu. Aynı şekilde popüler bilim yapmayı zeka ile bağdaştırarak pek çok taciz mesajı da aldım. Bu durumlar benim topluma aidiyetimi sorgulamama bile neden oldu. Sizin mesleğinizde çalışmak isteyen bir kız çocuğuna ne söylemek istersiniz? 11 yaşında bir kız yeğenim var, ona her zaman merak etmesini söylüyorum. Bir kitabı, bir yazıyı, filmi, belgeseli her şeyi merak etmesini söylüyorum. Edindiği bilgileri sorgulamasını, bilgiler arasında bağlantılar kurmasını ve olabildiğince çok kitap okumasını söylüyorum. Astronomi bana çok güzel kapılar açtı ve çok güzel networkler sağladı. Bu sağlam bağları kurmak için çok çalıştım ve hiç korkmadım. Karşımda bir kız çocuğu olsa korkmaması gerektiğini öğütlerdim.

Görünürlük Çalışmaları

Bedia Akosman | Araştırmacı

Görünürlük Çalışmalarımızda Araştırmacı Bedia Akosman bizlerle! Bedia’yı Twitter, Instagram ve LinkedIn üzerinden takip edebilirsiniz. Kendinizi tanıtabilir misiniz? Ben Bedia Akosman, Brown Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmaktayım. Liseyi Elazığ Fen Lisesi’nde, üniversiteyi de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum.  Mezun olduktan sonra kısa süreli bir klinik deneyimim oldu, sonrasında Amerika’ya taşındım ve biyolojik bilimlerdeki çalışmalarım böylece başladı. Önce Harvard Üniversitesi Endokrinoloji bölümünde araştırmacı olarak çalıştım, sonrasında da Brown Üniversitesi Patobiyoloji bölümünde doktoraya başladım ve bu yıl mezun oldum. Şu anda da aynı üniversitede doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. Çalışma alanınızdan bahsedebilir misiniz? Bu alanı neden seçtiniz? Genel olarak kanser immünolojisi ve epigenetiği üzerine çalışmaktayım. Doktora sırasında akciğer kanserinin immunolojik regülasyonu üzerine çalışmıştım, şimdi de beyin tümörü kök hücrelerinin epigenetiği, heterojenitesi ve bunu hedef alan terapilerin düzenlenmesi üzerine çalışmaktayım. Bu alanda kendini geliştirmek isteyen kişilere önerileriniz nedir? Nereden, nasıl başlamalılar? Lisans eğitimim sırasında birkaç girişimim olsa da biyolojik bilimlerde tam anlamıyla araştırma yapmaya fakülteden mezun olduktan sonra başladım. Yani 24 yaşımda hekimlik mesleğimi geride bırakıp sıfırdan başladım ve kariyer yolumu tamamen değiştirdim. Geriye dönüp baktığımda diyorum ki keşke lisans yıllarımda, hatta ortaokul ve lise yıllarımda da araştırma yapma deneyimi kazanabilseymişim.  Neyse ki günümüzde bilgiye ve bilime ulaşmak çok daha kolay. Dünyanın bir ucundaki bir semineri canlı olarak dinleyebilir, bilim insanlarına merak ettiklerinizi rahatlıkla sorabilir, yurt içi ve yurt dışında staj ayarlayıp araştırma deneyimi kazanabilirsiniz. Ülkemizde de dünya standartlarında birçok araştırma laboratuvarı mevcut ve hem lisans hem de lisansüstü eğitimde birçok fırsat sunuyorlar. Hatta son yıllarda biyolojik bilimlerde, deneysel biyolojinin yanı sıra hesaplamalı biyoloji de büyük bir önem kazandı. Yani fiziksel olarak bir laboratuvarda deneyim kazanma imkanınız yoksa ve eğer hesaplamalı biyolojiye ilginiz varsa, biyolojik veri analizine dayalı araştırmalara da katılmak mümkün. Özetle, bu yolda ilerlemek isteyenlere önerim bilimi olabildiğince erken bir dönemde eğitimlerinin bir parçası haline getirmeleri. İlgi alanlarına göre araştırma olanaklarını araştırmak ve bunun bir parçası olmak çok verimli ve keyifli olacaktır. Bu alanda çalışırken yaşadığınız olumlu/olumsuz deneyimler neler? Nasıl üstesinden geldiniz? Bilim yapmanın en güzel tarafı bence her gün bir önceki güne göre bir adım daha ileride olmak. Her gün yeni bir şeyler öğrenmek, özgürce düşünmek ve kendi fikirlerini deneylerle test edebilmek. Bunu herhangi başka bir meslekte deneyimlemek pek mümkün değil.  Tabi ki olumsuz yönleri de var; her ne kadar esnek çalışma saatlerin olsa da çoğu zaman kendini 7/24  çalışıyormuş gibi hissediyorsun, sürekli düşünüyorsun ve yapman gereken işler hiç bitmiyor. Çünkü akademide beklentiler ve ‘başarı’ çıtası çok yüksek ve maalesef çoğu zaman salt yaptığın yayınlar ile ölçülen bir kavram. Bu da bilim insanlarını inanılmaz bir hırsla çalışmaya, motivasyonun zamanla azalmasına ve en sonunda fiziksel ve psikolojik bir ‘tükenmişlik’ durumuna itebiliyor.  Bu duruma düşmemek için kendi kendime hep soruyorum ‘Ben neden bu işi yapıyorum?’ diye. Benim temel motivasyonum topluma ve gelecek nesillere az da olsa faydalı olabilmek düşüncesi; sanırım ancak bu sayede motivasyonumu kaybetmeden hem kaliteli bilim yapmaya hem de insan yetiştirmeye odaklanabilirim.  Küçük bir deneyimin iyi bir sonuç vermesi, aklıma güzel bir fikrin gelmesi, yeni bir deney tekniği öğrenmek, çalışmalarımı başkalarıyla paylaşabilmek, öğrencilerimin projelerini başarıyla tamamlamaları… Hepsi benim için birer başarı ve başarılarımı, küçük de olsalar, ailemle veya arkadaşlarımla kutlamaya bayılıyorum; yani beni haftanın herhangi bir günü evde yada laboratuvarda kutlama yaparken bulabilirsiniz ?. İnanıyorum ki bu bakış açısıyla, yıllar sonra nerede ve hangi pozisyonda olursam olayım, mesleğimi keyif alarak yapıyor olacağım. Mesleğinizi icra ederken karşılaştığınız tepkileri/durumları toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl aktarabilirsiniz? Sanırım mesleki kariyerimde toplumsal cinsiyet bağlamında beni üzen iki durum söz konusu. Bunlardan birincisi, STEM alanında kadınların yeteneklerinin ve emeklerinin yeterince değer görmemesi ve göz ardı edilmesi. Mesela, benzer  akademik CV ve pozisyonlardaki bir erkeği tanımlarken “dahi, yetenekli, analitik, lider, güçlü, özgüvenli” gibi sıfatlar çok cömertçe kullanılırken kadınlar için genellikle “çalışkan, merhametli, yardımsever, düzenli” gibi sıfatlar tercih ediliyor. Bu durum maalesef bilim dünyasında çok yaygın ve kadınların akademik kariyerlerinde bir sonraki basamağa geçişlerini inanılmaz derecede zorlaştırıyor. İkinci durum ise akademide kadınların, özellikle anne olduktan sonra, yeterli maddi ve manevi desteği görmemesi. Diğer mesleklerde olduğu gibi kadınlardan, eğitim ve mevkiinden bağımsız bir şekilde evini ve ailesini her şeyin önüne koyması bekleniyor. Benzer koşullardaki erkek akademisyenler kariyerlerinde lineer bir grafik izleyebiliyor ve bu normal karşılanıyor iken, kadınlar iş hayatı ve kariyerlerindeki sorumluluklarının yanında, toplumun beklentileriyle de baş etmek zorunda kalıyorlar. Hele bir de son zamanlarda yeni bir tür toplumsal baskı mevcut; kadınları insanüstü güçlere sahip bir canlı olduğuna ikna etme akımı. Kadın hem akademik işlerini hem de toplumun ona atfettiği sorumlulukları  mükemmel bir şekilde yerine getirebilmek için çok ama çok çalışmak zorunda kalıp, bir süre sonra tükenme noktasına geliyorlar. Yani kısacası kadınları STEM alanlarına davet ederken, toplumun kadına bakış açısında ve kurumların yapılarında radikal değişiklikler gerçekleşmeden ve eksiksiz destek mekanizmaları oluşturmadan, kadınların bu alanlarda söz sahibi olması durumunda eşitlik sağladığımızı söylemek gerçekçi ve sürdürülebilir bir yaklaşım değil. Bize düşen ise en azından kendi çevremizde bu farkındalığı oluşturmak ve çalıştığımız ortamlarda cinsiyet eşitsizliğini azaltmaya yönelik reformist adımların uygulanmasında öncü olmaktır. Sizin mesleğinizde çalışmak isteyen bir kız çocuğuna ne söylemek istersiniz? Şunu söyleyebilirim ki bilim yapmak tam bir kız işi! Hiçbir zaman ben bu işi yapamam, ben yeterince iyi değilim diye düşünme, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalış. Yeni şeyler öğrenmek ve denemek başta zor ve korkutucu gibi görünebilir. Ancak var olan yeteneklerini zorlanmadan geliştiremezsin; bu yüzden cesur ol ve denemekten korkma. Elinden geldiğince küçük-büyük tüm araştırma olanaklarını araştır, bilim yapan insanlara ulaşmaya ve onlardan öğrenmeye çalış, gerekirse yardım istemekten de asla çekinme. Bilim yapmak bir ekip işidir, beraber çalıştığın insanları özenle seçmeye çalış, sana ve senin hayallerine değer verdiklerinden emin ol ve sen de onlara aynı hassasiyeti göster. Ve her şeyden önemlisi, aileni ve arkadaşlarını ne olursa olsun ihmal etme, onların desteği sana her zaman lazım olacak. Umuyorum ki pırıl pırıl bir gelecek seni bekliyor. 🙂

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Femvertising: Pazarlamada Feminizm

Cep telefonlarımızda, televizyonlarda, gazetelerde, sokakta ve toplu taşıma araçlarında durmadan reklamlara maruz kalıyor ve bilinçsiz bir biçimde tükettiğimiz bu içerikler tarafından uyarılıyoruz. Pazarlamanın gelişiminden beri reklamlar hayatlarımızın ayrılamadığımız bir parçası. Peki reklamlar yalnızca satın alma kararlarımızı mı etkiliyor? Reklamlarda Cinsiyetçilik İkinci Dünya Savaşı sonrasında pazarlama, halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerinin gelişmesi ve öneminin fark edilmesiyle birlikte reklamlar, markaların tüketici ile iletişimleri için vazgeçilmez bir yöntem haline geldi. Yıllardır cinselliğin satacağı mottosu ile üretilmiş, özellikle kadın bedeninin objeleştirildiği ve erkeklere tabiri caizse “vahşi” roller biçildiği cinsiyetçi reklamlara maruz kaldığımız bir gerçek. Öyle ki birçoğumuz bu duruma o kadar alışkın ki izleyerek büyüdüğümüz, sloganlarını ezberlediğimiz, bilinçaltımızda yer edinmiş bu reklamlardaki sorunlu ifadeleri çoğu zaman göremiyoruz.     Yukarıda gördüğünüz reklam KFC’nin 2015 yılında Twitter üzerinden yürüttüğü #ençokneremiseviyorsun hashtagli kampanyasına ait. Görsel üzerinde tavuk göğsü ve but parçalarına yer verilirken KFC’nin cinsel çağrışımlı ve kadın bedenini hedef alan bu reklamı Twitter üzerinde tepki toplamasının ardından markayı açıklama yapmak zorunda bırakmıştı. Reklamda kadın bedenine ait bir görsel öge bulunmamasına karşın alt metinde yer alan objeleştirme, tüketici tarafından rahatsız edici bulunacak derece açık bir biçimde hissedilebiliyor. KFC tarafından başlatılan kampanya aldığı tepkiler neticesiyle kısa süre içerisinde sonlandırılsa da bu ülkemizdeki ilk ve tek örnek değil. Biomen markasının 2012 yılında “Erkeksen erkek şampuanı kullanırsın!” sloganıyla yayınladığı reklamlar yalnızca Türkiye değil dünya basınının da oldukça ilgisini çekmişti. Reklamlarından birinde ünlü diktatör Adolf Hitler’i kullanan marka, diğer bir reklamında toplumsal standartlar çerçevesinde kadın kıyafetleri giyen ve peruk takan üç erkeğin görüntüsüne yer vermişti. Kadın şampuanı kullanmayı kadınlaşmak ve bunun sonucunda erkekliğin yitirilmesi korkusuyla özdeşleştiren ve deyim yerindeyse anlamı olmayan bir kişisel bakım ürününe cinsiyet atayan bu reklamın bir savaş suçlusunu kullanması, bu kişiyi erkeklik ile özdeşleştirirken kadın şampuanı kullanmayı ve kadınlığı ötekileştirmesi ve neredeyse şeytanlaştırması oldukça dikkat çekici bir fenomen olarak karşımıza çıkmakta.     Örneklerde de görebileceğiniz gibi reklamlarda cinsiyetçilik yalnızca alt metinlerde ve kadınların cinsel obje olarak yansıtılmasıyla yapılmıyor. Aynı zamanda alt metinde kadın düşmanlığının yer aldığını söyleyebileceğimiz ötekileştirici reklamlar ile de yapılıyor. Toplumda var olan cinsiyetçilik toplumu etkisi altına alan medyadan beslenir, bu nedenle medyada kullanıcıya sunulan içerikler kültürü ve çağın ruhunu ister istemez etkileyecektir. Medya ürünleri her ne kadar toplumsal trendlerden beslenseler de hakim söylemin topluma indirmek ve benimsetmek istediği anlayışları yaymaları çok daha yaygındır. Bu nedenle dolaylı ve direkt olarak cinsiyet eşitsizliğini etkilemektedirler. Pazarlamada Eksen Kayması: Femvertising Uzun yıllar boyunca satış stratejilerini cinsiyetçi reklamlar ve kampanyalar üzerinden yürüten reklam ve pazarlama dünyası toplumsal bir hareketten oldukça etkilendi: Feminizm. Feminizmin ne olduğundan hepimizin haberdar olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Toplumsal bir hareket ve bir düşünce olarak feminizm, kadın ve erkeklerin sosyal ve entelektüel olarak eşit olduğu ve toplumda farklı cinsiyetlerin eşit muamele görmesi gerektiği düşüncesine dayanır. Özellikle 20. yüzyıl sonları ve 21.yüzyıl başlarında kadın hareketlerinin güçlenmesi, feminist ideolojinin görünürlüğünü arttırmış böylelikle de eşitlik ve hak talep eden bireylerin sayısı da yükselmiştir. Feminizm, toplumsal bir trenddir ve trendler kalıcı toplumsal değişimlerin öncüleridir. Toplumda ortaya çıkan trendler pazarlama faaliyetlerini ve üretimi etkiler. Trendler toplum içerisinde oluşur, zorlanamaz ve üretilemez. Yirminci yüzyıl sonlarında yükselişine başlayan feminizm trendi de markaların dikkatini çekmiş ve özellikle 2000 sonrasında bir pazarlama stratejisi olarak aktif bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Pazarlamadaki bu feminist trend yükselişi yani feminist reklamcılık ise Femvertising olarak adlandırılmaktadır. İngilizce Feminism(feminizm) ve Advertising(reklamcılık) kelimelerinin kelimelerinin birleşmesinden oluşturulan femvertising en basit tabiriyle “feminist reklamcılık”tır ve kadın güçlenmesini temel alan “güçlendirici” reklamlar olarak tabir edilir. Yıllarca reklamlarda kadınlar pasif özne hatta obje olarak yer almış, erkeklere ise aktif ve sert roller uygun görülmüştür. Femvertising ise buna zıt olarak kadın özgürleşmesi ve güçlenmesi temasına sahip reklam trendlerine verilen addır. Başarılı Femvertising Örnekleri L’oreal – Ben Buna Değerim (I’m Worth It) Femvertising hiç de yeni bir strateji değil. ABD’de 1970’li yıllarda feminist hareketin yükselişi ile L’OREAL “Because I am worth it (Çünkü ben buna değerim)” sloganı ile bir reklam yayınladı. Bu reklamda kadının tercihlerinin ve öz değerinin vurgulanması dönem için bir yenilikti. O dönemden beri marka sloganı “Çünkü sen buna değersin” ya da “Çünkü biz buna değeriz” gibi biçimlerde kullanıldıysa da büyük ölçüde aynı kaldı. Dove – Gerçek Güzellik (Real Beauty) Yakın tarihin belki de en başarılı, bol ödüllü femvertising örneği Dove markasına ait. Dove’un 2004 yılında başlattığı Gerçek Güzellik kampanyası, markanın reklamlarında farklı görünüşlere sahip olan kadınlara yer verilmesi ile başladı. Kampanya, kadın güzelliği ile ilgili standartlar dışında daha gerçekçi ve özgür standartlara yer vererek kadın güçlenmesi ve özgürleşmesini amaçlıyordu. Kampanya 2004 yılından beri birçok ödül aldı ve Ad Age’in 21. Yüzyılın Bir Numaralı Reklam Kampanyası seçildi. P&G – #KızGibi Procter & Gamble firmasının sahibi olduğu Orkid (Always) markasının birkaç yıl önce başlattığı başarılı kampanya oldukça tanınan ve iyi bir örnek. ABD pazarı için hazırlanan kampanya daha sonra tüm dünyada yer aldı ve oldukça başarılı oldu. Kampanyanın reklam filminde “kız gibi” sloganının çağrışımlarına odaklanan firmanın yetişkinlere “kız gibi” bir şey yapmalarını söylediklerinde nasıl aşağılayıcı hareket ettiklerini, aynı komut çocuklara verildiğinde ise o şeyi olması gerektiği gibi yaptıklarını gözledi. Böylelikle kampanya bize her ne kadar çocukların cinsiyet eşitliği konusunda yetişkinler kadar yozlaşmış olmadıklarını gösterse de bu rollerin çocuklukta öğrenildiği gerçeğini de yüzümüze çarpmış oldu. Kampanya “kız gibi”yi bir hakaret olmaktan çıkartmayı amaçlayarak kelimeye yeni bir çağrışım kazandırdı. [youtube v=”Qv_jwegGtvY”]   Nike – Bizi Böyle Bilin Nike tarafından 2017 yılında yayınlanan reklam filmi profesyonel ve amatör kadın sporcuların başarılarını kutluyor ve kadın sporculara karşı kalıpların yıkılması amacını taşıyor. Reklam filminde Türk Milli Basketbol Oyuncusu Işıl Alben, Milli Tenisçi İpek Soylu, Milli Triatlet Esra Gökçek, Kick Bokscu Funda Diken Alkayış, Çisil Sıkı’nın liderliğindeki Dans Fabrika dansçıları ile oyuncular Dilan Çiçek Deniz ve Elvin Levinler yer alıyor. [youtube v=”tYh9aCW_DyI”]   Femvertising Feminizm için Ne Yapıyor? Dünyada ve Türkiye’de yaygınlaşan femvertising hareketleri, sadece daha eşit bir topluma ulaşmak meselesi değil aynı zamanda markalaşma meselesidir. 18-34 yaşlarındaki kadınlar arasında gerçekleştirilen araştırmada femvertising’in sosyal medyada beğenilmesi, paylaşılması veya yorumlanması olasılığının % 80 daha yüksek olduğu bulgulandı (Google Tüketici Anketi, 2016 Wojcicki, 2016). Bunun yanı sıra kadınların % 50’den fazlasının reklamlarda kadınlara yönelik güçlendirici etkiye sahip markaları satın aldığı ortaya çıktı. Bu noktada femvertising’in reklamcılığın geleceği olduğu görüşü güçleniyor. “Seks, sattırır” mottosu da yerini “feminizm, sattırır” mottosuna bırakıyor.  

STEM, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

STEAM Alanlarına Kadınların Katılımı ve STEAM Alanlarında Kız Çocukları

Günümüzde özellikle STEAM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) alanlarında kadınlar “erkek işi” olarak adlandırılan meslekleri tercih ederken çeşitli toplumsal kalıp yargılarla karşılaşmaktadır. Erkeklerin daha kolay iş bulduğu bu alanlarda, kadınlar da aynı başarıyı gösterebilecekken ya da göstermişken eşit temsile sahip değillerdir. Eşit temsilin olmadığı erkek egemen mesleklerin yer aldığı bu sektörler böylece kendini beslemekte ve erkek egemen bir alan olmaya devam edebilmektedir. Aslında kadınların bu alanlara katılımlarının arttırılması öncelikle küçük yaşta onlara neyi yapıp yapamayacaklarını söyleyen kalıp yargıların yıkılmasıyla sağlanabilir. Kız çocuklarının hayatını şekillendiren bu yargılar, onların eğitim hayatında ve meslek seçiminde verecekleri kararı etkiler konumdadır. Toplum beklentisinin fen, bilim ve matematik gibi alanlardan ziyade sosyal bilimlere yönelmesi yönünde olan kız çocukları bu konuda bir farkındalığa sahip olmadıkları dönemde yanlış yönlendirilmiş olmaktadırlar. Küçük yaştan itibaren oynayacağı oyundan seçeceği mesleğe kadar toplumsal beklenti doğrultusunda ilerleyen, belli sınırlar içinde kalan ve STEAM alanlarına teşvik edilmeyen kız çocukları bu sınırların dışına çıkmakta zorlanmakta ve çoğunluğu toplum tarafından konumlandırıldıkları alanlara yönelmektedir. Kız çocuklarının STEAM alanlarına yönelememesinin bir nedeni de alanların içerdiği meslek çeşitliliği konusunda bilgilerinin olmamasıdır. Sıklıkla bilim insanı ve mühendis olmakla özdeşleşen bu alanların okullarda tanıtımını yapmak meslek seçimlerinde ve bu alanlara kız çocuklarının katılımında büyük fayda sağlayacaktır. Eğitim hayatında eşit fırsata sahip olmayan kız çocukları ayrıca toplumsal yargılar nedeniyle sınırlı mesleklerle bağdaştırılmaktadır. Bu nedenle eğitim politikalarıyla kız çocuklarının STEAM alanlarıyla bağ kurmalarının teşvik edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık kazanmalarının sağlanması istediği alana yönelmek isteyen kız çocuklarının önündeki engellerin kalkmasında en önemli etken olacaktır. Verilen eğitimin her noktasında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının öneminden bahsedilmesi bütün çocukların toplumsal cinsiyet eşitliği bilincine sahip olarak yetişmesi hususunda da oldukça önemlidir. Bu konuda sadece çocukların değil ebeveynlerin ve öğretmenlerin de bilinçlenmesi, ilerlemek istediği yolu seçerken kız çocuklarının destek görmesini sağlayacaktır. STEAM alanlarında eğitim almış ve bu alanlarda çalışan kadınlar toplumsal cinsiyete dayalı olarak adaletsiz ve eşit olmayan davranış ve uygulamalarla karşılaşmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıplarına dayalı olarak kadınların üzerine konumlandırılmış roller, işe alım süreçlerinde ve çalışma hayatında işveren tarafından bir belirleyici olmaktadır. İş hayatında ise terfi, işten çıkarma ya da ücret konularında da toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkla karşılaşmaktadırlar. Bu alanlarda kadın istihdamının az olmasının nedeni yeterli eğitimi almış kadınların eksikliği değil, maruz kaldıkları eşitsizliklerdir. KAYNAKÇA Türkiye’de STEM Alanındaki Toplumsal Cinsiyet Eşitsizlikleri Araştırma ve İzleme Raporu https://etkiniz.eu/wp-content/uploads/2020/09/stem.pdf

Akademi

İngilizce Konuşma Kulübümüz: Nedir? Neler Yaptık?

Merhaba, Ben İlknur Acar. SistersLab’de İngilizce Konuşma Kulübünün kolaylaştırıcılarından birisiyim. Bu blog yazısında kulüpte neler yaptığımızdan ve kulübün nasıl işlediğinden bahsedeceğim.  Öncelikle kulüp sorumlularımız Bircan ve Feyza’ya çok teşekkür ederiz. Kulübümüzün organizasyonunu harika bir şekilde yürüttüler. 🙂 Nasıl Başladık? SistersLab olarak STEAM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Sanat, Matematik) alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın güçlenmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Kadınların hem gündelik hayatta hem de STEAM alanlarında güçlenmesi ve bu alanlardaki kaynaklara erişim noktasında karşılaştıkları dil bariyerlerini kaldırmak adına bir teşvik çalışması olarak İngilizce Konuşma Kulübünü başlattık. Kulüp Hakkında Kulübümüzde A1, A2, B1 ve B2 seviyelerine göre sınıflarımız ve sınıflarımızla ilgilenen 4 farklı kolaylaştırıcımız bulunuyor. Her kolaylaştırıcının kendine özgü bir ders işleyişi ve içeriği var. Genel olarak derslerde farklı alanlardaki konular üstünde tartışıyoruz, dünya gündeminden bahsediyoruz. Bazen birlikte oyunlar oynuyoruz, filmler izleyip tartışmasını yapıyoruz. Bu yüzden bu kulüpte kendinizi kimi zaman bir motivasyon konuşması içinde veya çocukluk anılarınızı anlatırken bulabilirsiniz. Kulüplerimizi genellikle 2-3 aylık periyotlarla planlıyoruz. Her hafta cumartesi günü buluşuyoruz ve 1- 1.5 saat boyunca pratik yapıyoruz. Kulübün başında arkadaşlarımız konuşmaktan çekiniyor ve biraz tedirgin olabiliyor. Ancak bu çekincelerin kısa süre içinde yok olacağına emin olabilirsiniz.:) Tüm kolaylaştırıcılarımız günün sonunda sizi İngilizce konuşmaya cesaretlendirmek ve ellerinden geldiğince eğlendirirken bir şeyler öğretebilmek için heyecanla çalışıyorlar. Lütfen derslerde, düşüncelerinizi İngilizce konuşarak ifade etmeye ve “Ben konuşamıyorum.” deyip Türkçeye dönmemeye özen gösterin. Bizler için en önemli şey sizin konuşmak için çabaladığınızı ve kendinizi zorladığınızı görmektir. Kulüple ilgili şahane bir ayrıntıyı da paylaşmadan geçmek istemem! Katılımcımız ve aynı zamanda Android Eğitmenimiz Aysel Aydin, kulüpte konuşabileceğimiz konuların çeşitliliğini artırmak için bir mobil uygulama geliştirdi. Bu uygulama ile hızlı bir şekilde farklı alanlardan birçok konu başlıklarına erişebiliyorsunuz. Bu linkten uygulamaya ulaşabilirsiniz. Aysel’e çok teşekkür ederiz! <3 Katılanlar Ne Diyor? Tuğba C.: “Başlangıçta herkesin Türkçe bildiği bir ortamda İngilizce konuşma pratiğinin yapılamayacağı düşünüyordum. Fakat süreç düşüncemin tam tersi bir şekilde ilerleyerek konuşma becerisinin de bu tarz eğitimlerle geliştirebileceğini ve düzenli bir katılım sonucunda gelişimin kaçınılmaz olduğunu gördüm.” Halit A.: “Bulunduğum süre zarfında samimiyetine inandığım kişilerle birlikte olmak mutluluk verici. Dersin gidişatını bizim belirlediğimiz ‘unique’ bir gruba sahip olduğum için ayrıca mutluyum. Son olarak emeği geçen herkese teşekkürler.” Bircan Ö.: “Kulübün her iki döneminde de muhteşem bir sürece tanıklık ettim. Süreci muhteşem kılan organizasyon değil, sevgi ve bilginin gücü etrafına bu kadar insanın bir araya toplanıp zaman ayırıp bir şeyler yapmaya çalışıyor olmasıydı. Sevgi ile yapılan her işin sonunun muhteşem olduğuna inanan biri olarak kendine güvenen ve korkularının üstüne gitmeye cesaret eden başta kadınlar olmak üzere tüm katılımcılarımıza ve kolaylaştırıcılarımıza çok teşekkür ediyorum. Biliyorum ki birlikte çok daha güzel ve güçlüyüz.” Ümit K.: “Kulübün ilk dönemini kaçırdıktan sonra ikinci döneminde katılım sağlayabildim. Bu süreçte de eğitmenimizin de destekleriyle konuşma konusundaki çekingenlik ve korkumu yüksek oranda yendim. Şu an konuşma konusunda eskiye nazaran çok daha az çekiniyor ve korkuyorum.” Dikkat! Kulüp boyunca dikkat edilmesi gereken birkaç kuralımız var. Devamsızlık yaptığınız ve kulüp sorumlularına kulüp öncesi haber vermediğiniz takdirde sizin yerine katılmak isteyen başka bir arkadaşımıza hak tanınacaktır. Ayrıca derslerde herkesin düşüncesini özgürce ve saygı çerçevesi içinde ifade etmesi hepimiz için çok önemli! Kulüp sonunda yeni arkadaşlar edinmiş ve kendinizden emin bir şekilde her konuda İngilizce konuşarak kendinizi ifade edebileceksiniz. Farklı alanlardan bir sürü yeni fikir ve yeni kelimeler öğrenmiş olacaksınız. Yeni Dönem Ne Zaman? Güzel bir haber vererek yazıyı sonlandırmak isterim. Kulübümüzün yeni dönemi haziran ayında başlayacak. Yeni dönemde Mülteci Destek Derneği İrlanda ofisinin We for Women projesi ve Mülteci Destek Derneği Türkiye ofisleriyle iş birliği yaparak uluslararası bir kulüp organize edeceğiz. Kulübümüze dünyanın dört bir yanından kadınlar katılacak! Yeni dönemde görüşmek üzere! 🙂

Scroll to Top